Bir infaz başladı içimde, ne faili belli ne savcısı,
Tenimde tek bir çizik yok, lakin bu neyin sancısı?
Sanki göğüs kafesime saklanmış dilsiz bir yabancı...
Tetiğe ne zaman bastı, hangi ara vurdu beni?
Soruyorlar aynalarda: "Hani nerede izin, yaran?"
Bilmiyorlar, içeride bir yerlerde durmadan patlıyor volkan.
Dışarıdan baksan sapasağlam bir insan enkazı,
Ama içeride kim susturdu, hangi gizli nefesi?
Ne bir sargı bezi çare bu sızıya, ne bir beyaz merhem,
Ruhumun koridorlarında büyüyor çözülmez bir kördüğüm.
Kendi cenazemin arkasından, hayata gülümsediğimi gördüğüm...
Bir cam kırığı saklı kalmış sanki aldığım her nefeste,
Ruhum çırpınıp duruyor bu etten, kemikten kafeste.
Dokunsalar ağlayacak bir çocuk var içimde derinlerde,
Gözümün feri sönmüş, aklım darmadağın o meçhul yerlerde.
Yürüyorum, adımlarım yollara sığmıyor, sebepsiz...
Sanki bütün bir şehir üstüme yıkılmış, kimsesiz.
Görenler diyor ki hep: "İyisin, ayaktasın neyse ki,"
Oysa bilseler, bu dik duruş sadece bir taklit, bir belki...
Ne nabzım haykırıyor gerçeği, ne bu hekimlerin fermanı,
Kimse çözemiyor bu dilsiz, dikişsiz ağrıların dermanını.
Ve nihayet saat gece yarısı, sızı zirveye tırmanıyor,
Göğsümün tam ortasında gizli bir saat, durmadan geri sayıyor.
Merak ediyorum; bu acı hangi veda nın, hangi günahın gölgesi?
Beni bu dilsiz cinayete mahkûm eden kim, hangi şair?
Bir ipucu arıyorum sabaha çıkan yolların birinde,
Bakalım bu faili meçhul sızı beni nereye bırakacak günün birinde...
Kayıt Tarihi : 15.06.2026 21:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bazen insanın en derin yarası, kimsenin göremediği yerdedir... Teninde tek bir iz yoktur ama ruhu her gün yeniden kanar. Kimi acılar ne röntgende görünür ne de kelimelere sığar. Bu şiir, sesi duyulmayan yaraların, adı konulamayan vedaların ve faili meçhul sızıların hikâyesi... Okurken belki de en çok, kendinize rastlayacaksınız.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!