Sırrını saklar da söylemez dile,
Bakıştan anlar ki çekmiş bir çile.
Savrulup gitse de külleri yele,
Ancak bir yananla konuşur yanan.
Dumanı tütmez ki herkes görebilsin,
Gökyüzünde süzülen o hür kanatlara bak,
Ne bir tohum ekerler, ne sürerler bir toprak.
Rızık endişesiyle bükülmez hiç belleri,
Mevla’nın sofrasından rızıklanır dilleri.
Sabah boş çıksalar da, akşam kursakları tok,
Bir kız doğdu seher yeli esince,
Gül kokusu düştü eve sessizce,
Dünya dedi: "Yürü artık büyüyünce,
Bir limanı vardı daha o günden.
İlk yarayı dizlerinde sanırdı,
Kâğıttan uçurtmalar yapardık ince ince,
Bir umut bağlardık ipine gizlice.
Rüzgârla konuşurdu o renkli kanatlar,
Sanki özgürlüğü anlatırdı bize gök katlar
Koşardık ardından sevinçle, heyecanla,
Havasından geçilmez, sanırsın Küçük Dağ’ı o çatmış,
Cebinde beş kuruş yok, lakin sanki dünyayı o satmış.
Ekranda bir "tık" almış, sanıyor ki ferman onun elinde,
Egosu bin katlı gökdelen, akıl bir karış yelinde.
Evlat, bak bu dünya döner, sanma ki senin hatırına,
Değer, vaktinde bilinmeli insan,
Mezar taşları anlatmaz bir annenin sıcaklığını,
Bir babanın susarak verdiği emeği,
Bir dostun omzundaki güveni anlatmaz.
Toprak konuşmaz gülden, çiçekten,
Seni bir köşeye fırlatıp atan,
Gözünde bir hiçmiş gibi davranan,
Sana kıymet vermez, hep lafa batan;
Gördüğün o anda, koyduğun yerdir.
Sen adım attıkça o kaçıyorsa,
Nerede kaldı eski bayramlar,
Sevinçle açılan güzel akşamlar,
Gönülden gönüle kuran selamlar,
Nerede kaldı, nerede kaldı?
Nerede kaldı dost meclisleri,
Aşkın nârı ile yansın bu özler,
Hakk’ı zikreylesin susmasın sözler,
Mevlâ’yı arayan o nurlu gözler;
Yaş ile yıkanıp, ummanı gözler.
Varlık sahrasında bir kuru cansın,
Sana anlatacaklarım var...
Belki duyunca susacaksın,
Belki de yıllardır cevabını aradığın şeyi bulacaksın.
Bilmiyorum...
Ama içimde öyle bir cümle büyüyor ki,
Ne gece taşıyabiliyor onu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!