Zaman, ceplerimde biriken ağır taşlar gibi,
yürüdükçe aşağı çekiyor gövdemi.
Sesler çekildi sokaklarımdan.
İçimdeki o deli nehir,
yatağını bulamadan kurudu.
Kelimeler bazen bir kapıdır…
İnsan fark etmeden açar
ama içeri giren yalnızca ses değildir.
Bir hatıra girer,
bir yara,
Düşmüşüm bir kor peşine,
Aklım firarda bu gece.
Bakmasam dünya işine,
Yollara düşsem diyorum.
Çökünce şehrin gölgesi,
Tozlu raflarda kaldım,
bir cümlenin en kırılgan ucunda.
Henüz noktası düşmemiş,
adı konmamış bir yara gibi.
Hangi sayfayı açsam
Bir nefes alıp vermekle bitmiyor hikâye…
Toprak altına girmeden gömülenler var.
Sırrını rüzgâra bile fısıldamayıp
yüzünde bahar taşıyıp içinde kışla gülenler var.
Ellerini tutunca başlıyor asıl coğrafya,
haritalar susuyor, yollar içime dönüyor.
Bahardan yaza evrilen
o muazzam telaşın içinde
bir çiçek daha açıyor sanki dünya.
Ömrüm uğraşlarla geçti.
İhtimallerin peşinde koşuşturdum.
Hiçbir işim kolay yoldan hallolmadı.
Ben yaşamdan kaçtım,
hayat peşimi bırakmadı.
Bir sabah sessizce çeksem kapıyı,
şehrin öte yüzüne doğru yürüsem.
Cebimde biriken bütün isimleri
yol boyunca birer birer düşürsem.
Ne bir ses “Dön!” diye çağırsa
Aynı akşam,
iki ayrı evde
yer değiştirdi yokluğum.
Birinde
masaya bir tabak daha kondu.
Darılmak bir sestir,
duyulmak ister.
Yorulmaksa sessizliktir;
biraz anlaşılmak, biraz dinlenmek ister.
İnsan sevdiğine küsmez aslında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!