Gözlerin değse bir sokağa,
ben orayı yurt bilirim.
Adın gecelerime düşse,
en karanlık yerimden
sabaha yürürüm.
Gece; pikselleri donmuş bir şehir manzarası,
ışık var, ruhu çoktan çekilmiş bir boşluk.
Parmaklarım tuşlara değil sanki,
içimde eskiyen bir yaranın kabuğuna dokunuyor.
Soğuyan kahve… telvesinde birikmiş zaman.
Gece dörde yaslanmış,
sokak lambası hâlâ nöbette.
Asfalt, gündüzden kalma sıcağı
sır gibi saklıyor.
Bir kapı var içimde,
Bazı vedalar bitmez; sadece iki insanın içinde ayrı ayrı susar.
Geç kalmadık belki de,
sadece sustuk biz.
Kalbimiz aynı yerdeydi,
başka yollarda azaldık biz.
Caddeler yorgun, kaldırımlar kirli sarı.
Göğsümde dolaşır bu arsız rüzgârın efkârı.
Bir tren çığlığı geceyi ikiye böler;
geçtiğim koridorlarda
ayak sesim hâlâ döner.
Ben sana gülüm derim;
zaman durur, saatin kalbi teklemeye başlar.
Çünkü bilir ki dünya:
senin isminin geçtiği o ince sızının kıyısında soluklanırım
ve adın dile değince kâinatın bütün gürültüsü
yerini huzura bırakır.
Bir kelime vardır,
insanın içinde yıllarca yaşar.
Bir şiir vardır;
yalnız kâğıtta değil,
bakışta, susuşta,
Bir yabancı döner köşeden,
adımların düşer kaldırıma.
Yüzünü görmeden tanırım;
kalbim aynı yerden yanılır.
Akşam iner vitrinlere,
Kül kokuyor parmak uçlarım.
Zamanın imbiğinden süzülen
bu taş kentte
sokaklar, bir cellat ipi gibi
daralıyor boynumda.
Güneş her sabah aynı saatte vurur insanın alnına.
Kalkar, boynundaki görünmez iplikleri çözer.
Yüzüne çarptığın su, bazen bir mazi vaftizidir aslında.
Maskeni kuşanır, sokağın akan nehrine bırakırsın gövdeni.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!