Kül kokuyor parmak uçlarım.
Zamanın imbiğinden süzülen
bu taş kentte
sokaklar, bir cellat ipi gibi
daralıyor boynumda.
Gözlerini yumma;
karanlık, teslim olanların adını
çabuk unutur.
Rüzgâr, kilitli pencerelere vuruyor.
İçeride, ömrünü devirmiş gölgelerden
ağır bir tortu kalmış.
Bir avuç ay ışığı istemedik kimseden;
biz, kendi yangınımızın koruyla
tutuştuk.
Kimin göğsünde kaç delik,
kimin haritasında kaç yanık izi var,
artık kimse çetelesini tutmuyor
yıkımların.
Paslı bir bıçak bıraktılar soframıza;
ekmeği bölmek için değil,
güneşin boynunu vurmak için.
Sustukça büyüdü odalardaki
o sağır yankı.
Şimdi hangi duvara yaslansan
kendi sırtındaki yaraya dokunursun.
Yürümek,
geride kırık kemikler bırakmaktır bazen.
Adım atsan uçurum,
dursan çürüyen bir zamansızlık.
Bize gösterilen beyaz ufuklar
çoktan karanlık bir mürekkebe
yenildi.
Şimdi söyle:
Sokağın sonundaki kırık lambanın altında
kaç kişi daha bırakacağız
bu amansız sessizliğe?
Gece kapandı üzerimize
paslı bir zırh gibi.
Biz, kendi yalnızlığımızın altında
ezile ezile öğrendik
sabahın kendiliğinden gelmediğini.
Çünkü umut,
çocuklara anlatılan süslü bir masal değil;
nasırlı bir avuçta
sıkılmış bir yumruktur.
Diz çökmek yakışmaz
bu yorgun ellere.
Küllerin altından harı çekip çıkarır,
sönmüş sanılan ateşe
kendi nefesini verir.
Pencereleri örten demirler çürür,
sessizliğin surları
bir gün kendi içinden çatlar.
Çünkü tohum,
toprağın en karanlık yerinde
yarılmayı öğrenir.
Öyle kolay değildir
çekip gitmek.
Güneşi kesenlerin gölgesi
uzun olabilir;
fakat her gecenin bağrında
bilediği bir şafak vardır.
Biz, taşın göğsünü yararak büyüyen
inatçı bir köküz.
Kırıldığımız yerden daha sivri,
düştüğümüz yerden daha dik
kalkmasını biliriz.
Sil gözlerindeki
o bezgin buğuyu.
Yarın,
sırtını karanlık duvarlara verip
kilitli kapıları sonuna kadar
açanların olacak.
Biz yürümeye devam edeceğiz.
Gece ne kadar zifiri olursa olsun,
şafağın ilk ateşi
en çok o geceye inat
parlayacak.
Hayat,
kucağımıza çabasız bir zafer bırakmaz.
Hazır sofraların uyuşukluğunda
aydınlık aranmaz.
Bize düşen;
tırnaklarımızla kazımak karanlığı,
kendi kalemimizi tutmak,
kendi bedelimizi ödemektir.
Fırtına koptuğunda
rüzgârın önünde savrulan
bir yaprak değil;
kökü toprağın kalbine perçinli
bir çınar gibi durmaktır.
Zamanın aynasına baktığımızda:
“Denedim,
direndim,
boyun eğmedim.”
diyebilmektir bütün ödül.
Yarına lekesiz bir isim,
başı dik bir hatıra,
eğilmemiş bir omurga bırakmaktır.
Çünkü insan,
başına gelenlerin yalnızca kurbanı değildir.
Kendi kalemini tutan,
yanmayı göze alan
ve attığı her adımın yükünü taşıyan kişi;
kendi kaderine vurulan mührün
seyircisi değil,
**kendi hikâyesinin failidir.**
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 21:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, insanın başına gelenlerin altında ezilmekle kendi hayatının sorumluluğunu eline almak arasındaki ince çizgiden doğdu. Bazen hayat insanı karanlık sokaklara, kapalı kapılara ve uzun suskunluklara sürükler. İnsan bir süre kendini yalnızca başına gelenlerin kurbanı sanır. Oysa asıl değişim, beklemekten vazgeçip kendi yoluna ilk adımı attığında başlar. “Hikâyenin Faili Olmak”, insanın yaşadıklarını inkâr etmeden, yaralarını saklamadan ve bedel ödemekten kaçmadan kendi kaderine yön verme cesaretini anlatır. Çünkü insan yalnızca kendisine yazılanı yaşayan değil, eline kalemi alıp hikâyesini yeniden yazabilen bir varlıktır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!