Ne kötüdür insanın
aklıyla yüreği arasında
bir sandalyeye oturtulması.
Kalksan yanlış,
kalsan eksik.
Bir Yer Var İçimde
Sesim sana varır mı bilmem,
bir duvarın içinden geçer gibi.
Adını bırakıyorum geceye;
gece alıyor, geri vermiyor.
Eğer taş,
insanın içine çökeni bilseydi
yerinden kalkamazdı.
Eğer rüzgâr,
ayrılığın ağırlığını taşısaydı
Eteklerinde ince bir akşam taşırsın,
Sessizlik bile çiçeklenir yürürken.
Sevgi dediğin nedir bilmezdim eskiden,
Bir rüzgâr sanırdım gelip geçen.
Sen bakınca…
Bana “şiir nedir” diye sorma…
Ben artık sorularla konuşmuyorum.
Çünkü bazı cevaplar
bir insanın sesinde saklı oluyor…
ve herkes o sesi duyamıyor.
Zaman, eski bir kitabın yapraklarında üşür şimdi;
Geçmiş, avuçlarımızdan kayıp giden mağrur bir nehir.
Hangi rüzgâr esse, içimize eski bir sızı düşer;
Tarih, akşamüstü omuzlarımıza çöken ağır bir şehirdir.
Neyi özlesek eksik kalır, neyi ansak dumanlı;
Pazarlık masasında unutulmuş
bir çocukluk gibi kaldı her şey.
Sofranda bal varken
yollarını aşındıran o süvari alayı,
tuz bitince
Anlayabilmen için önce olgunlaşman,
Duyman için ateşlerde pişmen lazım.
Küsen bir insanın,
Çığlık çığlığa susmasını…
Söyleyecek sözü olup da,
Geceye Kalan
Gece; pikselleri donmuş bir şehir manzarası,
Işık var, ruhu çoktan çekilmiş bir boşluk.
Parmaklarım tuşlara değil sanki,
İçimde eskiyen bir yaranın kabuğuna dokunuyor.
Bazı vedalar bitmez; sadece iki insanın içinde ayrı ayrı susar.
Geç kalmadık belki de,
sadece sustuk biz.
Kalbimiz aynı yerdeydi,
başka yollarda azaldık biz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!