Ne kötüdür insanın
aklıyla yüreği arasında
bir sandalyeye oturtulması.
Kalksan yanlış,
kalsan eksik.
Bir Yer Var İçimde
Sesim sana varır mı bilmem,
bir duvarın içinden geçer gibi.
Adını bırakıyorum geceye;
gece alıyor, geri vermiyor.
Kendi gölgemizin kuytusuna
saklandık yıllarca.
Aynaları,
bir yabancının yüzüyle yıkadık.
Sustuk.
Kendi kuyusunda boğulan
bir nehrin uğultusudur bu.
Bir gözün pınarında kıyamet koparken,
sütliman limanlarda
gemiler yüzdürenlerin masalıdır.
Ben uzakları yürümeyi
yol bilirdim eskiden.
Meğer insan,
en çok kendi içinde kaybolunca
bir yere varamazmış.
Eğer taş,
insanın içine çökeni bilseydi
yerinden kalkamazdı.
Eğer rüzgâr,
ayrılığın ağırlığını taşısaydı
Eteklerinde ince bir akşam taşırsın,
Sessizlik bile çiçeklenir yürürken.
Sevgi dediğin nedir bilmezdim eskiden,
Bir rüzgâr sanırdım gelip geçen.
Sen bakınca…
Ben artık sorularla konuşmuyorum.
Bazı cevaplar,
bir insanın sesinde saklı oluyor
ve herkes o sesi duyamıyor.
Bir adı yoktu başta.
Zaman, eski bir kitabın yapraklarında üşür şimdi;
Geçmiş, avuçlarımızdan kayıp giden mağrur bir nehir.
Hangi rüzgâr esse, içimize eski bir sızı düşer;
Tarih, akşamüstü omuzlarımıza çöken ağır bir şehirdir.
Neyi özlesek eksik kalır, neyi ansak dumanlı;
Pazarlık masasında unutulmuş
bir çocukluk gibi kaldı her şey.
Sofranda bal varken
yollarını aşındıran o süvari alayı,
tuz bitince




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!