Bin sekiz yüz yirmi birde
uzun bir gece başladı.
Yüz bir yıl boyunca
göğün yıldızları karardı,
ocakların dumanı
yollara savruldu.
Evler yandı.
Kapılar son kez kapandı.
İnsanlar doğdukları topraktan
kökleriyle koparıldı.
Ne yalnız kurşundu vuran
ne de kılıçtı can alan.
Açlık,
kafilelerin ardına düştü.
Hastalık,
annelerin kucağından
çocukları aldı.
Bir yanda yanan köyler,
bir yanda susan dünya…
İnsan hangi toprağa gider,
yurdu arkasında
kül kalmışsa?
Üsküp’te bir dil sustu,
Selanik’te ocaklar söndü.
Manastır’ın dar sokaklarından
göç yollarına
ağıt döküldü.
Bir ana,
çocuğunu göğsüne bastı.
Bir ihtiyar,
ardında kalan eve
son kez baktı.
İnsan yalnız evini değil,
mezarını da geride bıraktı.
Bir avuç toprağı
göğsünde taşıdı.
Bir gün geri dönerim diye
anahtarını cebinde sakladı.
Kiminin adı bilinmedi,
kiminin taşı dikilmedi.
Yollar uzadı,
kafileler eksildi.
Dünya döndü,
dönüp de görmedi.
Kasabalar sustu,
sokaklar başka adlar aldı.
Bir halkın yüz yıllık ömrü
birkaç satıra sığdırıldı.
Ölenler sayı diye yazıldı,
çığlıklar dipnotlara bırakıldı.
Bir annenin kaybettiği evlat
tarihin dışında kaldı.
Biz intikam istemiyoruz.
Hakikat,
örtülmesin yeter.
Çünkü zulüm,
kimden gelirse gelsin,
adını değiştirmez.
Bir acıyı görmek için
ölenin dinine mi bakılır?
Bir çocuğun açlıktan ölümü
hangi kitapta
küçük kalır?
Beşikte kalanların,
yolda tükenen annelerin,
adı bilinmeyen muhacirlerin
ahı kaldı bu toprakta.
Bir anahtar kaldı ceplerde,
bir avuç toprak göğüslerde.
Dünya sustu.
Yollar unutmadı.
Balkanlar,
haritada kalan bir yer değil;
eve dönemeyenlerin
içimizde açık duran kapısıdır.
Balkanlar
bir coğrafya değil…
Bir yaradır.
Kayıt Tarihi : 30.07.2026 21:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu adamı tanıyor musunuz? Amerikalı tarihçi, Louisville Üniversitesi Profesörü Justin McCarthy. Türkiye'nin düşmanı değil, çıkarı yok, milliyeti yok bu davada. Ve şu ifadeyi kullanıyor: 'Balkanlarda Türklere olanlar, insanoğlunun başına gelen en kötü şeylerden biridir.1821'den 1922'ye kadar, tam 101 yıl boyunca 5,5 milyon Osmanlı Müslümanı Avrupa'dan sürüldü. 5 milyondan fazlası ya öldürüldü ya da kaçarken açlık ve hastalıktan hayatını kaybetti. 10 milyondan fazla insan... Sistematik olarak. Ve dünya bunu bilmiyor. Ders kitaplarında yok. Anma günleri yok. Müzeler yok. Çünkü bu hikayenin mağdurları Müslümandı ve Türktü. 19. yüzyılda onların acısını kimse yazmadı. Balkanlar Osmanlı için bir sömürge değildi. Balkanlar Osmanlı'nın kalbiydi. İstanbul'dan önce Edirne vardı. Bursa'dan önce Üsküp. Ancak 19. yüzyılın sonuyla birlikte bu coğrafya tarihin gördüğü en sistematik tasfiyelerden birine sahne oldu. Bugün modern şehirler olarak bildiğimiz pek çok Balkan kenti aslında birer Türk metropolüydü. Selanik'in, Manastır'ın, Sofya'nın sokaklarında Türkçe konuşulurdu. Sonra 1821 geldi. Tripoliçe Katliamı. 3 gün. Yunan kuvvetleri komutanı Kolokotronis bizzat şunu söyledi: 'Atımın ayakları yerlerdeki cesetlerden dolayı neredeyse hiç yere değmedi.' > Sadece bu katliamda ölen Türk sayısı 35.000'den fazla, 3 günde, bir şehirde... McCarthy'nin en sarsıcı tespitlerinden biri şu: Yunan ayaklanması Balkanlar'da daha sonraki ayaklanmalar için bir model ortaya koydu. Yani bu rastgele şiddet değildi; bu bir yöntemdi. Bilinçli, planlı, tekrarlanan... Türkləri öldür, evleri yak, geri dönemesinler, bölge Hristiyan kalsın. Daha sonra 93 Harbi... Rusya Osmanlı'ya savaş ilan etti ve Bulgaristan'a girdi. Bulgaristan'da 600 binden fazla insan katledildi. Osmanlı Müslümanlarının %27'si... Göç etmek zorunda kalan Türklerin evlerini yaktılar geri dönemesinler diye. Bunlar savaş kayıpları değildi, etnik temizlikti. Ve sadece Bulgaristan'da Müslüman nüfusun yarısı, evet yarısı hayatını kaybetti. 1821'de Batı Trakya'da köy ve kasabalarda yaşayan Türkler yerleşim merkezlerinin dışına götürülüp kıyımdan geçirildi. 25.000'den fazla Batı Trakya Türkü öldürüldü. 25.000... Sadece bir bölgede, sadece bir dönemde. Osmanlı'nın son Avrupa toprakları elden gidiyordu ama bu sadece toprak kaybı değildi. Müslümanlar o güne kadar Balkanlar'da en büyük dini topluluktu, çoğunluktu. Ve savaşın ardından azınlığa düştüler; katliamla, sürgünle, açlıkla... Balkanlar'da, Kafkasya'da ve Anadolu'daki Müslümanların uğradığı katliamın tarihçesiyle ilgili Batı ülkelerinde herhangi bir yayına rastlanmıyor. Kayıplar ders ve tarih kitaplarında yer almıyor. Batı dünyası Müslümanların acısını 'istatistik', Hristiyanların acısını ise 'trajedi' olarak kodladı. Onlar için anma günleri yok. Oysa gerçek şuydu: Balkanların demografik yapısı soykırımla değiştirildi. 5,5 milyon insan sürgün, 5 milyon şehit. Tarih kitaplarında yer bulmayan o isimsiz kahramanların, o adsız muhacirlerin hatırasına sahip çıkmak, gerçeği haykırmak bizim borcumuzdur. Çünkü Balkanlar bir coğrafya değil, bir yaradır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!