Zamanın tezgâhında
ömrümü yanlış ipliklerle dokudum.
Bir yanım dünya telaşı,
bir yanım sana geç kalmış bir çocuk.
Dünyalaşmasaydım bu kadar,
Eteklerinde ince bir akşam taşırsın,
Sessizlik bile çiçeklenir yürürken.
Sevgi dediğin nedir bilmezdim eskiden,
Bir rüzgâr sanırdım gelip geçen.
Sen bakınca…
Ben artık sorularla konuşmuyorum.
Bazı cevaplar,
bir insanın sesinde saklı oluyor
ve herkes o sesi duyamıyor.
Bir adı yoktu başta.
Zaman, eski bir kitabın yapraklarında üşür şimdi;
Geçmiş, avuçlarımızdan kayıp giden mağrur bir nehir.
Hangi rüzgâr esse, içimize eski bir sızı düşer;
Tarih, akşamüstü omuzlarımıza çöken ağır bir şehirdir.
Neyi özlesek eksik kalır, neyi ansak dumanlı;
Pazarlık masasında unutulmuş
bir çocukluk gibi kaldı her şey.
Sofranda bal varken
yollarını aşındıran o süvari alayı,
tuz bitince
Ne şairim ne yazarım,
yalnızca eski bir sevdakârım.
Dilimden dökülen ne varsa
çok sevmekten,
sevdiğimi düz anlatamamaktan…
Anlayabilmen için önce olgunlaşman,
Duyman için ateşlerde pişmen lazım.
Küsen bir insanın,
Çığlık çığlığa susmasını…
Söyleyecek sözü olup da,
Gözlerin değse bir sokağa,
ben orayı yurt bilirim.
Adın gecelerime düşse,
en karanlık yerimden
sabaha yürürüm.
Geceye Kalan
Gece; pikselleri donmuş bir şehir manzarası,
Işık var, ruhu çoktan çekilmiş bir boşluk.
Parmaklarım tuşlara değil sanki,
İçimde eskiyen bir yaranın kabuğuna dokunuyor.
Gece dörde yaslanmış,
sokak lambası hâlâ nöbette.
Asfalt, gündüzden kalma sıcağı
sır gibi saklıyor.
Bir kapı var içimde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!