Ne şairim ne yazarım,
yalnızca eski bir sevdakârım.
Dilimden dökülen ne varsa
çok sevmekten,
sevdiğimi düz anlatamamaktan…
Ben kelimeleri bilmem aslında;
hangi harf hasrete çıkar,
hangi cümle bir gidişi geri getirir,
öğrenemedim.
Adını söylemek istedim,
sesim yetmedi.
Sustum…
İçimde büyüyen o sessizlik
şiire benzedi.
Kâğıda düşen her damla
bir mazi sızısı…
Biri gözümden,
biri kalemimden aktı.
Hangisi mürekkep,
hangisi gözyaşıydı,
ben bile ayıramadım.
Şiir yazmak ne haddime;
kalem utanır benden.
Ben ölçü bilmem,
uyak bilmem,
yalnızca yokluğunun
kalbimde bıraktığı boşluğu bilirim.
Sana dair ne yazdıysam
eksik kaldı.
Çünkü hiçbir kelime
gözlerinin sustuğu yerdeki anlam kadar
derin değildi.
Bir gülüşünü anlatmak için
sayfalar eskittim;
tek bir bakışına
ömrümü sığdıramadım.
Beni şair sananlar oldu.
Bilmediler…
Her mısranın ardında
söylenememiş bir cümle,
her noktanın altında
gömülmemiş bir hatıra vardı.
Ben şiir yazmadım.
Senden kalanları
dize dize topladım.
Biraz hasret,
biraz pişmanlık,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
kapıya bakmak…
Ne şairim ne yazarım,
yalnızca eski bir sevdakârım.
Elimde titreyen bir kalem,
cebimde sararmış bir hatıra,
içimde hâlâ adını taşıyan
yorulmuş bir adamım.
Ve dilimden dökülen ne varsa
sanata değil,
sana olan borcumdandır.
Çünkü insan
sevdiğini düz anlatamayınca
şiire sığınır.
Kayıt Tarihi : 2.08.2026 02:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
İnsan kimi zaman sevdiğine söyleyemediklerini kâğıda söyler. Çünkü bazı duygular konuşurken küçülür, kelimelere dökülünce eksilir. İnsan “Seni özledim.” der ama içindeki özlem bundan çok daha büyüktür. “Unutamadım.” der; oysa unutamadığı yalnızca bir insan değil, onunla yaşadığı günler, kurduğu hayaller ve o günlerdeki kendi hâlidir. Bu şiirin kahramanı da kendisini hiçbir zaman şair olarak görmedi. Ölçü bilmedi, uyak peşinde koşmadı. Güzel söz söylemek gibi bir iddiası da olmadı. O yalnızca çok sevdi. Fakat sevdiğini olduğu gibi anlatmaya dili yetmedi. Söyleyemediği her cümle içinde biraz daha büyüdü. Sustukça kelimeler çoğaldı. Bir gece eline kalemi aldı ve yazmaya başladı. Yazdıklarının şiir olduğunu sonradan fark etti. Çünkü o, şiir yazmıyordu; geçmişten kalan parçaları bir araya getiriyordu. Bir gülüşü, yarım kalmış bir vedayı, kapanan bir kapıyı, dönmeyeceğini bildiği hâlde beklediği geceleri… Kâğıda düşen her kelime, geçmişten sızan bir damlaydı. Kimi mürekkepti, kimi gözyaşı. Hangisinin nerede başlayıp nerede bittiğini kendisi de bilmiyordu. Onu okuyanlar şair sandı. O ise her defasında içinden aynı cümleyi geçirdi: “Ne şairim ne yazarım… Ben yalnızca sevdiğini düz anlatamayan eski bir sevdakârım.” Çünkü kimi insanlar şiire heves ettikleri için değil, kalplerinde taşıdıkları yükü başka türlü anlatamadıkları için yazar.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!