Sükut Senfonisi Şiiri - Eyüp Oflaz 2

Eyüp Oflaz 2
33

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Sükut Senfonisi

Zaman, ceplerimde biriken ağır taşlar gibi,
yürüdükçe aşağı çekiyor gövdemi.

Sesler çekildi sokaklarımdan.
İçimdeki o deli nehir,
yatağını bulamadan kurudu.

Sesin de bir coğrafyası varmış meğer,
sustuğun yer kadar oluyormuş gurbetin.

Oysa ne büyük inançla başlamıştı bu yolculuk;
ilk sayfaları beyaz,
ilk nefesi telaşsızdı ömrün.

Şimdi hangi kapıyı çalsam,
eşiğinde bir kış mahkemesi kuruluyor.
Beraat beklerken kapısında hayatın,
kendi sessizliğime mahkûm ediliyorum.

Baharı müjdeleyen kuşlar çoktan göçtü bu şehirden,
geriye yalnızca
geceyle gündüzün karıştığı o gri gökyüzü kaldı.

Hani dost dediğin,
yaranın yerini bilirdi dokunmadan.
Şimdi hangi kelamı duysam,
içimde eski bir zehrin uyanışı başlıyor.

İnsan en çok,
güvendiği kıyılarda boğulurmuş.
Liman bildiğim ne varsa,
yüzüme kapanan ağır birer ahşap kapı şimdi.

Biz ki gökyüzünü
bir mendil gibi katlayıp cebimize koyan adamlardık,
şimdi dost sesinden ürken
yaralı gölgeleriz bu şehirde.

Adımlarım yabancı bu şehrin kaldırımlarına.
Kendi vatanında mülteci kalıyor insan,
sustuğu yerden kanayınca.

Hani aynalar yalan söylemezdi?
Bakıyorum;
yüzümdeki çizgiler benden bağımsız bir harita.

Gündüzü geceye rehin verdim çoktan.
Umut dediğin,
meğer poyrazın saklandığı bir tuzakmış.

Bir avuç ayaz kalıyor avuçlarımda;
hangi hayale dokunsam,
kül yığını gibi dağılıyor parmaklarımdan.

Mürekkepler kurudu,
söz bitti.
İçimdeki o eski,
gürültülü dünya
kepenklerini indirdi.

Zaten kim dinler ki
bir ahrazın dilsiz çığlığını?

Şifa bekleyen yanım
çoktan terk etti bu umutsuz nöbeti.
Teşhis belli:
onulmaz bir yalnızlık.

Ömür gemisi,
rüzgârı kesilmiş bir limana yanaşıyor usulca.
Menzil susuyor,
son satır sessizce kapanıyor.

Rast bir şarkı gibi başlamıştı oysa her şey;
gülüşler sıcak,
rüyalar berraktı.

Gözlerimizde umudun beyaz perdesi,
içimizde çocuk kalmış bir sinema vardı.
Şarkılarımız henüz kirlenmemişti.

Şimdi fonda,
o dertli kemanın telleri ağlıyor.
Her bir dizeyi,
her bir hıçkırığı
tırnaklarıyla kazıyor sese.

Rast ile başlayan ne varsa bu dünyada,
sessizce bükülüyor.

Ve kışın tam ortasında,
ağır bir Hicaz’a dönüyor.

Eyüp Oflaz 2
Kayıt Tarihi : 8.06.2026 21:28:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Bazı sessizlikler, yalnızca konuşmamaktan ibaret değildir. İnsan bazen öyle bir yerinden susar ki, sustuğu yer yurduna dönüşür. Sesini kaybettiği yerde gurbet başlar; tanıdığı sokaklar yabancılaşır, dost bildiği kelimeler bile eski bir yaranın üstüne tuz gibi düşer. Sükût Senfonisi, insanın içindeki kalabalığın yavaş yavaş çekilişini anlatır. Bir zamanlar umutla başlayan bir yolculuğun, zamanla ağırlaşan bir ömre dönüşmesini; güvenilen kıyılarda boğulmanın, en yakın seslerden ürker hâle gelmenin şiiridir. Buradaki yalnızlık bir kırgınlık gösterisi değil, içten içe kapanan bir dünyanın sessiz kaydıdır. Şiirdeki “Rast” ve “Hicaz” imgeleri, sadece iki makam adı değildir. Rast, başlangıcın saflığını, berraklığını ve inancını temsil eder. Hicaz ise içe çöken hüznü, sürgünü ve dönüşü olmayan o derin sızıyı taşır. Çünkü bazı hayatlar neşeli bir ezgi gibi başlar; fakat zamanın, ihanetin, yorgunluğun ve suskunluğun içinden geçerek ağır bir ağıda dönüşür. Bu şiir, sesi kısılmış insanların içinden geçer. Kendi vatanında mülteci kalanların, aynalara yabancılaşanların, içindeki gürültülü dünyanın kepenklerini indirenlerin şiiridir. Her dizesinde biraz zaman, biraz kırgınlık, biraz dost yarası ve en çok da konuşamadığı yerden kanayan bir insan vardır. Sükût Senfonisi, aslında bir susuşun müziğidir.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!