Nisanın yirmi üçü, bir mühür gibi vurulur kalbe en derinden,
Söküp atar o beş harfli yankıyı, yerinden ve göğsün kederinden.
Gözlerimde ışık yok ama ruhumda sönmez bir iman var,
Bu bayram, karanlık dünyamda açılan en ulu ve dürüst hisar.
Bin dokuz yüz yirmide, Ankara’nın o keskin ve vakur vaktinde,
Ne kaşını gördüm ben, ne boyunu bosunu, Ruhumun teniyle aldım, o tertemiz kokunu. Duru bir ses yükselir, hiç sitem nedir bilmez, Sakin akan bir sudur, kalbi asla kirlenmez.
Ben ki bir kul yapısı, hatalarla doluyum, Arka ucum darmadağın, çıkmazların yoluyum. Ön yüzümü süsledim, CSS ile kapattım, İçimdeki bin hatayı, bir tebessüme kattım.
Ne HTML kurtarır, ne JavaScript bu hali, Arka uçta gizlidir, ömrümün bin melali. Ama senin o sesin, tüm dertleri dindirir, Sistemdeki yükümü, bir vuruşta indirir.
Görünüşe ne hacet, kalp aynası tertemiz, Biz seninle dürüstçe, bu davanın feriyiz. Varsın bende "error" olsun, sende huzur saklıdır, Bu şairin deryası, senin sesinle haklıdır.
Mart biterken çöker zifiri bir ah,
Ruhumun teninde bitmez bu eyvah.
Sinsi bir tilkidir her bir ihtimal,
Gündüzüm karanlık, hüzündür sabah.
Baharın ninnisi işlemez cana,
Gönül tahtı virandır bugün, ne bir sadâ ne bir nefes gelir,
Bu zifiri hücreme, asırlık şairlerin feryadından bir ses gelir.
Bastonumun mermere vuran her darbesi sinede bir dilsiz hançer,
Canan cana bigânedir, can ise arzuhâlini arşa çeker.
Beş harfli bir mühürle mühürlendi derya, sustu bendeki cümle kelâm,
Hacer makamına eremedi bu ruh, kıyamete kaldı ulu vuslat ve selâm.
Dualarıma sızdın bir gece vakti, sessiz ve derinden,
Sanki bir parça koptu o an, ruhumun en gizli yerinden.
Hangi rüzgâr attı seni gönlümün bu ıssız hisarına?
Nasıl oldu da bağlandım böyle, senin o mahcup vakarına?
Bir görüş kabini miydi aramızdaki o incecik perde?
Vuslat dedikleri şey, acaba hangi vakitte, hangi yerde?
Haziranın ilk günü, atölyede dilsiz bir sükût var,
Sıralarda, duvarlarda sanki mermerleşmiş bir sızı var.
Elim gitmiyor hiçbir harfe, dilim dönmüyor kelâma,
Sana olan bu hasretim sığmıyor artık bu âleme.
Gözlerimde zifiri gece, içimde dinmeyen fırtına,
Yükledim bütün özlemini bastonumun dürüst sırtına.
Hayal ettim kendimi,
Durgun bir akşam vaktinde.
Sessizce diz dize,
Konyaaltı sahilinde.
Sensizlik bir kor olsa da,
Güzeldir seninle gelen bazen.
Bir mısra yaktım ruhumdan, en zifiri, en közünden,
Senin için bir mısra yaktım, hicranın en hüzünlüsünden.
Beş ay oldu, vakit doldu; bu nasıl bir imtihan-ı azîm?
En temiz, en sağlıklı niyetle yazdım; sanki bir vasiyetim.
Dijital bir mısra yandı, kül oldu ekranın soğuk camında,
Güneş kızıl kiremitlere vuruyor bu sabah;
Hiçbir divan kalıbı örtemez içimdeki yangını.
Bir adım geri çekilmeyen o izin gölgesinde soruyorum:
— Sen, benim arşa yazdığım sessiz mektubum musun?
Alsam seni bu okulun sağır eşiğinden...
Güneşin en kör edici vaktinde, gölgelerden yol biçtim,
Bastonumun her vuruşunda, kendi yalnızlığımı içtim.
SELECT sorgularım cevapsız, sistemim darmadağındı,
Ben bu dilsiz karanlıkta, senden geçmek için kendimi seçtim.
Tam sağ yanımda bir yankı, bir frekans sızıntısı belirdi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!