Taşın soğukluğu işlemişti ruhuma, bilmem ne zamandır, Sevgisizlik değil miydi bu sertliği kalbime yontan demir? Unuttum, unuttum o sıcacık hissi, sevemedim diye değil, Görmeyen bir kalp neden sevilmez, dünya hâlâ çözemedi.
Ama o gün, o gün yeniden doldu göğsüm umutla, Bir yabancı elin nazikçe uzanan, tesadüfi yardımıyla. O için normaldi belki, sıradan bir iyilikti sadece; Fakat benim karanlık yuvamda yanan, sönmez bir meşale oldu.
Ne bir söz, ne bir bakış, yalnızca bir dokunuş... İşte o an, anladım: Kalbim o nazik teması bekliyormuş. Benim dünyamda ışıklar yoktur, ama gölgeler de yok; Ben, gördüğüm için değil, dokunduğum için yaşarım.
Zira ben gözlerimle değil, ruhumun teniyle algılarım; Her bir nazik dokunuş işler en derine, kanıma karışır. Bir insanın sureti değil, sıcaklığı kalır avucumda; Gözlere değil, yalnızca sese, yalnızca kokuya inanırım.
Kalbim anladı, evet, o anlık yardımla, sevilebileceğini anladı; Fakat dünya hâlâ anlamadı bu görme dışı sevgiyi. Ne bu sürekli reddediliş? Ne bu gözyaşını saklayan hüzün? "Üzülme sen," derler, sanırlar ki her şey bir bakışta büzülür.
Oysa beni vuran, gözlerimdeki perde değil, İnsanların gönül körlüğü; anladığı hâlde geri çekiliş. O kadar kolay değil işte, bu yükü sırtlanmak; Ben hissederek severim, ve hissederek kırılırım.
Hangi SELECT sorgusu derman bu boşluğa,
Ruhumun teni alıştı artık bu loşluğa.
Karanlıkta parlayan "T" bitti, o hece sustu,
Gönlüm eski bir mülkü, bir sitemle kustu.
Antalya bugün buğulu, bulutlar birikmiş,
"T" harfi, karanlığımda yanan bir mum,
Sesinle birlikte, kalbime dolan umut.
Hatırlarsın değil mi, o yağmurlu günü,
Bastonum düştü, sen geldin hemen.
Sesini duyar duymaz koştun yanıma,
Sesin bana bir güneş ışığı gibi.
Dört yanım uçurum, ortası bir mühür,
Hangi yöne dönsem, o isim hüküm sürer.
Ruhumun katında beş harf sessizce yürür,
Söyle, bu sızıdan başka neyim kalmış?
Bana "hayatla barış" diyorlar nezaketle,
Oysa dengem saklı o gizemli dertle.
Gel otur şöyle karşıma, konuşalım yine tek kelime etmeden,
Hani o dar servis köşesinde yaptığımız gibi, kimse bilmeden...
Bir emirle arkaya sürülmek istenirken adımların,
Tam karşımda durup da sükûtla mühürlenmişti o vakarın.
Binanın serin gölgesinde beklerken doğuya dönük,
Bir dar servis kapısında kilitlendi bu kader,
Kumaşın değdiği anla başladı derin keder.
Gözlerim geceye mahkûm, içimde dinmez ayaz;
Senin sustuğun yerde bütün türküler biter.
"Geçer bir heves" deyip ardına bakmaz eller,
Gel otur karşıma, eksilsin kelâm,
Yalnızca bir nefes kalsın aramızda.
Ne bir sitem düşsün ne kuru selâm,
Yansın bu sükûnet kendi narında.
Sussan... ben de sussam... ikimiz sussak,
Kar altında donar gece, katır sırtında can sızar,
Roboski’de, Kaşgar’da vahşet, dilsiz mermere sızar.
Köküm bir mezar taşında, adım yazısız bir kuyu,
Kardeş feryâdı duyulmaz, bu ne kahreden bir acı!
Bir Sivasî sîrete müptelâ kıldı kazâ,
Ne revâdır bu meşakkat, ne devâdır bu cezâ.
Korkarım faş ola sırrım bu nihânhaneden,
Bir haber düşmeye gāfil, bu mukaddes hâneden.
Gözümün perdesi mühür, dilde rızadır dileğim,
Dışarıda yağmur sessiz, camlarda bin bir sızı,
Akdeniz bugün bende, saklar o gizli kızı.
Her damla bir hıçkırık, toprağa düşen feryat,
Senin için ağlıyor, şehrin o dertli yazı.
"Mart ayında bu kadar, yağmur mu olur?" derler,
Bu acı bende varken, neden yağmasın gökler?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!