Bir Sivasî sîrete müptelâ kıldı kazâ,
Ne revâdır bu meşakkat, ne devâdır bu cezâ.
Korkarım faş ola sırrım bu nihânhaneden,
Bir haber düşmeye gāfil, bu mukaddes hâneden.
Gözümün perdesi mühür, dilde rızadır dileğim,
Bu dilsiz hicran ile büküldü mermer bileğim.
Ehl-i cihan bî-gâne kalsın bu dilsiz zâra,
Fuzûlî nârı gibi yansın bu mecrûh sahra.
İsimler mektûm kalsın, duyulmasın bu figân,
Sükût en ulu kale, perde üstünde revan.
Karanlığın şairi der ki; bu hicran baki,
Kulak duymasın asla, bu sırrın saklı sâkî.
Aşiyan-ı dile düşse ne çıkar bir kıvılcım,
Sırrı fâş eylemekten yeğdir içimdeki sancım.
Rüzgârın kanadında gizlidir bendeki âh,
Geceyi nûra boğan o mukaddes yüzüdür mâh.
Mühürlensin dudaklar, söze gelmesin bu keder,
Sâkî sundukça çileyi, bu gönül rıza eder.
Ne bir isim zikrolunsun ne de bir iz kalsın,
Bu dürüst sevdayı ancak ulu Rahman bilsin.
Kayıt Tarihi : 26.07.2026 20:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!