"Oysa ne savaşlar verdim kimsenin görmediği; Kırıldım, sustum, yoruldum, belli etmedim. Bin defa dağıldım da içimden, dışarıya tek bir şikâyet bile yansıtmadım. İnsanları üzmemek için kendimi üzdüm hep, birilerini kaybetmemek için kendi içimden eksildim... Kelimeleri yuttum kimse kırılmasın diye, oysa en çok bu yoruyor insanı; Kötülüğü dokunmayan birinin, başkasının kötülüğüne maruz kalması.. Ben sadece biraz huzur istedim. Yastığa her başımı koyduğumda, korkmadan bakabilmekti yarınlara; "Acaba bugün hangi kırgınlığı taşıyacağım?" dememekti insanların gözlerine bakarken... Çünkü insan yaşadıklarına değil, yaşamak zorunda bırakıldıklarına yoruluyor."
Karanlık çökünce,
senin ellerinde yanan o fener,
başka kıyıları aydınlatır,
başka yüreklere baharlar götürür şimdi.
Bugün yine seni özledim,
Aynadaki yansımam bile tanıdık gelmedi.
Adını sessizce, bir dua gibi göğe bıraktım,
Belki kuşlar taşır sana hasretimi,
Ya da yıldızlar fısıldar kulağına geceleri.
Hangi rüzgâr geçerse geçsin buralardan,
''Ne o acı geçer ne de o kız döner be İsmail... (Leyla ile Mecnun)''
Seni beklerken,
O durağan zaman diliminde,
Usulca kaybettim kendimi...
Yine bir Ağustos akşamında yapraklar bile,
"Çok şey istediğim için değil, çok az şeye razı olduğum halde... İncindiğim içindir bu sessizliğim.. Ben sadece kendi payıma düşen yorgunlukla yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum."
Takvimin yaprakları Ağustos'u devirirken yavaş yavaş,
Göğsümde koca bir dağ büyür,
Adı umut, adı yalnızlık
Eylül kapıda, rüzgarı serin,
"Birbirine düzgün veda edememiş iki insan mutlaka tekrar karşılaşır. Biri pişman, biri kırgın, biri nefret dolu, biri hayal kırıklığı, biri ölü, biri diri bu hayatta..."
Seni öyle sevdim ki,
Ne kelimeler yetişti peşinden koşmaya,
Ne de suskunluk anlatabildi içimdeki o derin yarayı.
Gizli bir dua gibi Fatiha niyetine taşıdım adını,
Aramızdaki fark,
Ne biliyor musun ?
Sen yanı başımdayken bile
Bensizdin,
Bense tek bir gün
"Hakikatte kadınlar, bu alem içinde başka bir alem de yaşarlar. İçine aşklarını ve büyülerini üfledikleri bir alemdir bu ve erkekler yeri geldiğinde o alemi hırpalar ve yıkarlar. Kadınlar ise yeniden üfleyerek nefesleri ile korurlar o yıkılan alemi ve erkekleri de üfleyerek var ederler. Çünkü; bir erkek, bir kadının nefesi kadardır." (Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar)
Can da bir, canan da bir değil miydik seninle ?
Biçare dertlerin kuyusunda kaybolurken
Sen çıkageldin sandım
Uzaklardan
''Bir kadının gönlünü, rızasını ve duasını al ama sakın ahını alma, ağır gelir... Taşıyamazsın.''
Sabah olur da
Gün doğarsa yeşil gözlerine,
Ve ruhun bir kuş olup uçarsa sol kanadımdan...
Tüm o incelikli kırılganlığın,
''Severken unutulmayı bil, gelmeyeceğini bile bile... Sevdin mi o zaman unutulduğunu bil, geri hatırlanmayacağını bile bile... İşte bu sevdanın, aşkın ilk adımı gönülden gönüle geçilmeyeceğini bil ve yoluna arkana bakmadan devam et.''
Gözlerin,
Gözlerime aşkı sunarken,
Soluk bir ay ışığı akşamında,
Bir rüzgar geldi ve savurdu bizi,
''Avuçlarımızı kanatan her şeyi sıkı sıkı tutmak yerine, bazen serbest bırakabilmemiz gerekir. Dayanmanın bizi güçlü kıldığını zannedebiliriz ama çoğu zaman bizi güçlü yapan şey bırakabilmektir. (Hermann Hesse)''
Bir meltem gibi esip geçtin gönlümden
Sessiz bir fısıltı misali
İnce ince
Rüzgarda asılı kalan kokunu bırakarak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!