Sokak lambasının sarı, cılız ışığı süzülüyor geceye,
kaldırım taşlarının arasında birikmiş yağmur suyunda aksimiz.
Yolcu, yıpranmış ceketinin yakasını kaldırdı,
Ve parmaklarının arasındaki sönük izmarite baktı.
"Söyle bakalım Şair," dedi,
"Cebinde ki kırık bir kalemle neyi onarmaya çalışırsın?"
I.
Yollar
Diz çöker,
Sonsuz bir boşluğun kıvrımlarında,
Ayak izlerim birer çentik,
Zamanın silik deri dokusunda.
Zamana direnen
Şu yorgun gözlerimi bilir misiniz?
Sanki kırk yıllık hatırı kalan bir kahve fincanında;
Buğulanmış, solmuş gibi...
Ne zafer peşindeyim artık ne de haklılık,
Gönlümün derin, ıssız dertlerinde,
Adını anmayacağım artık,
Dile gelince değil, kalbe düşünce acıtıyorsun çünkü.
Sana dair ne varsa tek tek silmedim, bıraktım;
Zamanın benden daha acımasız olacağını biliyordum.
Meğer yük sandığım şey, senmişsin,
O yüzden eksik değilmişim uyandığım sabaha.
Öyle insanlar vardır ki, seni sadece sen olduğun için severler. Varlıkları hayatına anlam, ruhuna nefes olur. Yanında olmasalar bile, mesafelerin hükmünü yitirdiğini bilirsin. Bilirsin ki uzaklarda bir yerde seninle gülen, seninle ağlayan bir kalp vardır. Bazen kelimeler iflas eder de sadece gözlerine bakar; o tek bir bakışla anlar seni, hisseder, bilir... Huzuru, güveni ve yaşamın gerçek tadını onun gölgesinde bulursun. Eğer böyle biri çıktıysa karşına, bil ki hayatın sana sunduğu en büyük lütuftur bu.
Ama durup bakıyorum da etrafıma... Şu zamanda kaldı mı sahi böyle sevdalar? Hiç sanmıyorum. Artık birini hesapsızca bulabilmek, karanlıkta iğne aramaktan farksız. Kimi seçerseniz seçin; ilişkilerin birer alışveriş listesine döndüğü, sevginin çıkarlarla, bağlılığın parayla ölçüldüğü bu çağda yalnızlık, insana verilmiş en asil ödül olsa gerek. Erkekler kadınların duygularını birer basamak, kadınlar ise erkekleri maddi birer güvence olarak gördüğü sürece bu çürüyen düzen değişmeyecek.
Sorsan herkes seviyor, herkes aşık... Oysa herkesin sevmekten vazgeçmek için bir bahanesi, sevgiyi bir araç olarak kullanmak için bir nedeni var. Saygının ayaklar altına alındığı, gururların hiçe sayıldığı, güvenin darmaduman olduğu bir asırda, "Allah herkesin gönlüne göre versin" demekten başka ne gelir elden? Çünkü sevgi, sadece bir beden taşıyana değil, onu taşıyacak bir yüreği olana lütfedilir.
Yanlış Toprakta Çiçek Açmaz
"Yaramı bilsin de acıtmadan sevsin; dokunsun ama dağıtmasın, sarsın ama kanatmasın."
Yine vurdu duvarlarıma o bilindik sükût,
Gönlümün dehlizinde bir iğne deliği kadar ışık sızıyor...
Kuyumuz derin sevgilim,
Kuyumuz büsbütün karanlık.
İnsanlık tarih boyunca attığı her adımın, dile getirdiği her sözün ve hatta zihninden geçirdiği her gizli düşüncenin evrende bir iz bırakıp bırakmadığını merak etmiştir. Yok olup giden anların ardından kalan boşluk, varoluşun unutuşa teslim olamayacak kadar muazzam bir düzene sahip olduğu hissiyle birleştiğinde karşına tek bir kavram çıkar: Kozmik hafıza...
Bu hafıza, Batı ezoterizminde ve Doğu mistisizminde Akaşik Kayıtlar, İslam teolojisinde ise Levh-i Mahfûz olarak adlandırılır.
Akaşik Kayıtlar, Sanskritçede "gökyüzü" veya "ruhsal ether" anlamına gelen Akasha kavramından beslenir. Bu anlayışa göre evren, yaşanan her olayın, hissedilen her duygunun ve kurulan her hayalin enerjisel bir izini etherik dokusuna kazır. Bir nevi varoluşun devasa kütüphanesi olan bu kayıtlar, geçmişin kaybolmadığını, aksine bir enerji formu olarak kolektif bilinçte yaşamaya devam ettiğini savunur. İnsan ruhu, geçirdiği tüm evrimsel aşamaları bu kozmik veritabanında saklar.
Buna karşılık Levh-i Mahfûz, yani "korunmuş levha", ilahi ve aşkın bir hakikate işaret eder. İslam düşüncesinde Levh-i Mahfûz, yalnızca geçmişin bir arşivi değil; zamanın ve mekânın ötesinde, yaratılmış ve yaratılacak her şeyin, kaderin ve ilahi planın Allah katında eksiksiz biçimde muhafaza edildiği ana kaynaktır. Burada bilgi pasif bir kayıt olmanın ötesinde, ilahi takdirin ve varoluş mimarisinin kendisidir.
İki kavram arasındaki en belirgin fark, erişim ve kader anlayışında ortaya çıkar. Akaşik Kayıtlar, ezoterik geleneklerde sezgi, meditasyon veya ruhsal derinleşme yoluyla kısmen de olsa erişilebilir bir "enerji kütüphanesi" olarak görülür. Levh-i Mahfûz ise gayb âlemine aittir; insan zihninin sınırlarını aşan, yalnızca ilahi iradenin tasarrufunda olan ve ancak vahiy yoluyla bildirildiği kadarıyla bilinen mutlak bir hakikattir.
Bir bahar sabahı
gözlerinde parlayan o ışık
biraz hüzünlü
biraz da neşeli olsa da...
Bakışların güllere, papatyalara
"Kırılmak, bir camın sessizce yere düşmesi değildir sadece Azizim... Düşerken çıkardığı sesi bir tek kendi içinde yankılatmasıdır. "Zaten kırılmış bir şairsin" dediklerinde bana, o kırıkların ucu keskinleşiyor, fırtınanın ortasındaki bir dal gibi rüzgâra eğilsem bile."
Zaten kırılmış bir şairsin sen,
Hangi parçanı toplasalar elde kalır bir sızı.
Biraz daha eksilsen
Ne çıkar ki diyorsun,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!