Bana maviyi anlatmayın,
Ben maviyi hiç görmedim.
Lâkin bilirim yağmurun
Cama vuran o titrek bestesini.
Gözlerim geceye mühürlü olsa da
Yüreğimle dinledim;
Toprağın suyu içerken
Çıkardığı o şükür nefesini.
Su, benim için renk değil;
Parmak uçlarımda bir ürperti,
Yüzümü yıkadığımda avuçlarıma
Dolan serin bir teselliydi.
Fakat şimdilerde korkuyorum,
Dünya neden böyle sessiz?
Irmaklar susmuş, şelaleler dilsiz,
Rüzgâr bile kimsesiz.
Siz, barajlardaki çekilmeyi
Çizgilerle görürsünüz;
Ben, musluktan akmayan o suyun
"Yokluğunda" ölürüm.
Bastonumu vurduğum toprak
Artık nemli değil, tozuyor.
Duyuyor musunuz?
Kuruyan nehirler, toprağın altında sızlıyor.
Görmemek zifiri karanlık sanırdım,
Yanılmışım meğer.
Asıl karanlık, suyun sesinin
Kesildiği o anmış meğer.
Bir damla suyun sesine
Hasret kalırsa kulaklarım,
İşte o gün gerçekten kararır, söner
Benim dünyam, umutlarım.
Ey gören gözler!
Siz renkleri harcadınız,
Ben sesleri kaybettim.
Kuruyan her damlada,
Ben bin defa daha körleştim.
Bana ışık olmayın,
Razıyım ben ebedi geceme,
Yeter ki su verin, can verin
Şu çatlamış, susuz evrene...
Kayıt Tarihi : 5.05.2026 21:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu eser, ruhsal yolculuğunu ve ilk taslaklarını 9 Ocak 2026 tarihinde tamamlayarak kalbimdeki yerini almış ve o tarihte ilk kez gün yüzüne çıkmıştır. Ancak eserin dijital mecralardaki yerini alması ve resmi olarak okuyucusuyla buluşarak edebiyat dünyasına "merhaba" demesi 5 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleşmiştir. Doğanın sessiz çığlığını ve kuruyan her damlanın bir insanın iç dünyasındaki yansımasını konu alan bu şiir, benim için sadece bir metin değil; zamana ve toprağa düşülmüş bir nottur.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!