Bir kadın...
sadece "seni seviyorum" sözünü değil...
O sözün gölgesinde duran gerçeği bekler...
Yağmurlu bir günde uzanan bir eli...
Akşam üstü...
mutfağın loş ışığında...
çayın buharına bakarak başladı yine düşünmeye...
Herkes uyumuştu...
Şehir bile yorgundu sanki...
Her büyük hikaye gibi başladı
bir fısıltıyla,
fısıltıyla verilen bir sözle,
sözlerden daha yüksek sesle konuşan bakışlar arasında.
Güven,
genç bir ağaç gibi büyüdü,
Gece, omuzlarıma ince bir tül gibi düşerken,
ben seni düşündüm…
Ben seni hayal ettim..
Belki hiç var olmamış bir adamı,
ama kalbimde bin yıldır yaşayan o sesi...
Iç sesimi...
Bir kadın vardı…
Saçlarına rüzgârı, gözlerine baharı saklayan.
Hayat onun avuçlarına önce güller bıraktı,
Sonra dikenlerini.
Bir zamanlar...
rüzgârın bile adını fısıldamaya çekindiği bir kadın vardı...
Saçlarında geçmişin tozu...
gözlerinde yarım kalmış umutlar taşırdı...
Adı önemli değildi...
çünkü o kadin, hepimizden birazdı...
Gece çöktü üstüme...
Ay sustu...
yıldız küstü bana...
Bir ben kaldım kendi yolumda...
Kendi kendime sordum yine...
“Bu dünya kimin baba ?”
Benim hikâyem...
sessiz başlayan bir cümlenin içinde kaybolmak gibiydi ...
Sevmek!!!
Onu sevdim..
duyuyor musunuz.. ?
Kadın... ince siyah paltosunun içinde küçülmüş halde yürüyordu...
Gece... şehrin üstüne ağır ağır çökmüştü...
Sokak lambaları titrek bir sarılıkla yanıyor...
ıslak kaldırımlar eski bir hatıranın aynası gibi parlıyordu....
Yağmur durmadan yağıyordu...
O sessleri tekrar tekrar duyuyorum— önce çok derinden ama uzakta ...
Fısıltılar gibi ... duvarların ardındaki yağmur gibi...
sonra daha yüksek sesle...
isimlerimizi haykO sessleri tekrar tekrar duyuyorum— önce çok derinden ama uzakta ...
Fısıltılar gibi ... duvarların ardındaki yağmur gibi...
sonra daha yüksek sesle...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!