Bir zamanlar, sesi sokağa taşan biri vardı.
Kahkahası, sabahın ilk ışığı gibi dokunurdu insanlara.
Yağmur yağsa şarkı söyler,
Rüzgâr esse çocuk gibi koşardı.
Hayat, onun omzuna usulca yaslanan eski bir dosttu.
Sonra bir gün, gözleri başka bir çift göze rastladı.
O an, hiçbir masalın söylemediği bir kapı açıldı.
İçeri umut diye girdi,
Fakat çıkışın nerede olduğunu kimse söylemedi.
Önce alışkanlıklarını değiştirdi aşk.
Sevdiği renkleri, sevdiği yolları,
Uyku saatlerini, sessizliklerini...
"Bu da olsun." dedi.
"Yeter ki o mutlu olsun."
Sonra aynadaki yüzünü değiştirdi.
Gülüşü eskisi kadar uzun kalmadı.
Konuşurken cümlelerini seçmeye başladı,
Yanlış anlaşılmaktan değil,
Kaybetmekten korktuğu için sustu.
Günler geçti.
Bir sabah aynaya baktığında,
Kendi gözlerini tanımadı.
Çünkü insan, sevdiğine benzeyeceğim derken,
Bazen kendine yabancı olurmuş.
Aşk, usul usul örülen görünmez bir kafesmiş meğer.
Kapısını sen kapatırsın,
Anahtarını da sevdiğinin avucuna bırakırsın.
Sonra özgür olduğunu sanarak yaşarsın.
Ve gün gelir,
O eski neşeli insandan geriye
Sadece hatırlayan bir gölge kalır.
Şarkılar susar,
Kahkahalar uzak bir mahalleye taşınır.
İşte o zaman anlarsın:
Her büyük aşk, bazen insanın kendinden vazgeçtiği bir tuzağa dönüşebilir.
Önce seni değiştirir,
Sonra senden seni alır.
Ve geriye, adını hâlâ **aşk** koyduğun bir esaret bırakır.
Belki de en zor soru budur:
**İnsanı özgürleştirmeyen duygu, gerçekten aşk mıdır?
Yoksa adına aşk dediğimiz en güzel esaret midir?**
Kayıt Tarihi : 27.07.2026 22:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!