Senin kıyametin neydi?
Bir düşün...
Belki bir çocukluk gecesinde başladı her şey.
Henüz dünyanın ne kadar acımasız olabileceğini bilmezken, oyuncaklarınla kurduğun küçük evrende, her şeyin sonsuza kadar süreceğine inanırken...
Kimse kıymet bilmiyor artık,
verilen değer bir yük gibi taşınıyor insanların omzunda.
Oysa biz ne hayallerle büyüttük içimizde sevgiyi,
ne umutlarla dokunduk bir başkasının kalbine…
Bir bakıyorsun,
Anlamak ve anlasilmak
İnsanın anlaşıldığı yerde çiçek açılır
Anlaşılmayan yerde paramparça olur ..
Bekler aslında bir gün beni anlıcak ..
Onu ne kadar sevdiğimi anlıcak der ..
İste o zaman değerini bilecek der ..
Yutkuna yutkuna sustum,
aslında susmayı bilmiyordum.
Konuşmanın çözüm olduğunu sanıyordum,
meğer susmak da bir çığlıkmış…
sonradan anlıyordum.
Şimdi gidiyorsun ya… git.
Ama bil ki her gidişin ardında
bir gün dönmek isteyen bir kalp gizlenir,
her susuşun içinde
geç kalmış bir “özledim” titrer.
Tozlanmış bir ev gibiyim
Tozu unutulmuş koltuk
Tozlu raflarda birer şiir
Toz kadar duygular
Küllenmiş bir ruhun limansızlığıgi
Ben ki Mecnun misali
Yanarcasına uyandım bu sabah…
Rüyasında Leyla’sını görüp
Çaresizlik içinde uyanan bir divane gibi.
Ne gece tamamlandı gözlerimde,
Böyle olsun istemezdim.
Sonumuzu böyle hayal etmemiştim.
Bir vedanın bu kadar sessiz,
bir yokluğun bu kadar sağlanabildiğini
aklımın hiçbir yerinde tutamamıştım.
Bir mezar taşının soğukluğu kadar
soğudum bu hayattan.
İçimde sönen ateşin küllerini
rüzgâr bile taşıyamıyor artık.
Kendimi nasıl anlatayım?
İnsanlar, senin hayatına müdahale edemediklerinde
seni anlamaya değil, yargılamaya başlarlar.
Ulaşamadıkları her duruşuna
bir etiket, bir isim, bir hüküm bırakırlar arkana.
Önce sessizliğini çözmeye çalışırlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!