Bir kapı kapandı,
anahtarı hiç olmayan bir kapı.
Eşiğinde kaldı bütün umutlarım,
rüzgâr bile esmedi ardımdan.
Umutlarım ağırlaştı,
Sen gittikten sonra bir sis çöktü; içime, evime...
Öyle bir çöktü ki, gökyüzüyle yeryüzünün arası silindi.
Uzaklar görünmez oldu, sesler yabancılaştı.
İnsan bazen yolunu karanlıkta değil,
belirsizliğin içinde kaybediyormuş meğer.
Sis ağır ağır iniyor,
ağaçların dallarına sığınmış bir hüzün gibi.
Çisentiler düşüyor toprağa,
sanki gözlerim usulca ağlıyor.
Yapraklar sararmış,
Zaman adını unutmuş
bir düş gibi sokağın sisinde,
gürültüsünde akıp gider.
Kimlik, ayna kırıklarında parçalanan,
sessizliğin içinde kaybolan,
ışık sandığım şey
gözlerimin alıştığı karanlıkmış meğer
bunu geç farkettim
bir süre bakınca
her şey aydınlık görünür ya
Sızım var içimde, sormayın bana,
Dağlara dert olmuş, inmiş ovama.
İnce bir kor düşmüş gönül yarama,
Yanar da kül olmaz közüm var benim.
Derdimi sorarsan adı yok henüz,
Bir yerde duruyorsun,
dokunamıyorum.
Konuşamıyoruz,
çünkü ayrı dünyaların insanıyız.
Aramızda zamanın
pas tutmuş sessizliği var.
Kalbim,
artık atmakla meşgul değil,
Ne için çalıştığını bilmeden,
zamana ayak uyduruyor.
Bir düğmeye basılmış gibi
sokulma boşluğuma,
orası bana bile yabancı
her suskunluğumun arkasında
bir çığlık asılı hâlâ
bazen
Bahar,
sisle örtülmüş bir aynaya indi.
Camın ardında
renkler konuşmuyor artık.
Ağaçlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!