Artık sararmış her şey.
Ne varsa yeşil,
yorgun düşmüş dallarda bekliyor son sarkışını.
Rüzgâr, bir hatıra gibi dolanıyor sokaklara,
adı unutulmuş bir mektup gibi
uçuruyor düşlerimi.
Topladım kendimi kırıklarından,
Bir çocuğun düşe kalka yürümeyi öğrenişi gibi.
Ağladım da sustum da,
Şimdi kelimeler değil, yüreğim konuşuyor gizlice.
Gidenin ardından yakılan her ağıt
Kimi yürekler dokundu yüreğime,
dokundukça çoğaldı anlamı.
Sessizce sakladı kıymetini,
değdiği yerde sevgi eksilmedi.
Kimi yürekler değdi geçti,
Yürek dediğin terazidir,
niyeti tartar sözden evvel.
Altın da düşer kefesine, pas da;
hakikat, hiçbiriyle eş tutulmaz.
Kıymet sessizlikte olgunlaşır,
Bir ay doğdu geceden,
Bize ışık oldu,
Demir, kurşun, su dövdük,
Yalın ayaklarımızın altında.
İmece, ırgat, amele...
Yürüdüm,
yıkıntılar arasından
kendi sesimi duya duya
dilsizliğime alıştı gözlerim
ama içimde bir cümle
büyümeye başladı sessizce.
Şimdi yuva yine dolu,
havada yeni kanat sesi var;
gökyüzü maviye bürünmüş,
rüzgâr bile bir hoş esiyor.
Biliyorum,
Bir zamanlar
gölgeme sığınan sesler vardı
şimdi duvar,
yalnızlığın çırpındığı sabahların tanığı.
O yuva,
Ve gece,
hiç sormadığın soruları fısıldadı sana:
“Kimi bekliyorsun hâlâ?”
“Kimsin o boş sokakta yürüyen?”
“Ne zaman kaybettin kendini,
hatırlıyor musun?”
Bir gün döndüm içime,
yüzüme kapanan tüm kapıları araladım.
Kime ne söyleyemediysem,
önce kendime anlattım
kırıldığım her kelimeyi
dudaklarımda yeniden ağırladım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!