Griyi buluta karıştırdım,
Sudan ucuz mavi satıyorum.
Hüznü yüreğime attım,
Sudan ucuz neşe satıyorum.
Yoksulluğu gurura sakladım,
Toz tutmuş sayfalar arasında seni arıyorum.
Gülüşün solmuş,
Yüzün silik.
Gözlerin hâlâ karanlıkta bir ışık gibi yanıyor.
Her karede biraz daha kayboluyorum.
Kıtlık zamanıymış,
Sefliğine doğmuşum, bir ırgat dönüşü.
Sıradan bir kadın sarmış,
Şilteden bozulan kundağımı.
Sefliğine baş başa kalmışım,
Gece,
sadece bir perde değildi;
örtülmüş hakikatin nefes aldığı vakitti.
Zaman çözündü, isimler sustu,
ben denilen kabuk çatladı.
Uyan şehidim!
Bak güneş doğmuş.
Yürüdüğün dağlar bahar gelmiş.
Namerdin oynunu bozar Türk'üm.
Gün olur, diz çöker hain.
Bin gözyaşım akar,
Hayalini süslerdim çocuk!
Gökyüzünün maviliğine bıraktım kendimi,
Saçlarına dokundum...
Saçaklardan akan damlalar gibi aktım gönlüne.
Çocuk senin eldivenin vardır,
Sela bitti, bir uğultu kaldı geriye,
Ne bir adım sesi var, ne dua…
Gökyüzü bile eğildi üstüme,
Senin gidişinle
gölgeler uzadı sokaklara.
Sen,
gecenin en koyusuna doğan
ilk ışık gibisin.
Biraz utangaç,
biraz cüretkâr…
Hem serin bir meltem,
Bir zamanlar, her şeyin bitebileceğini öğrendim. Mevsimlerin, acıların, hatta bazı sevgilerin bile...
Bu yüzden biraz hüzünlü sevdim seni.
Çünkü insan, en çok kıymet verdiklerini kaybetmekten korkuyor.
Ve ben, gözlerimde büyüttüğüm hiçbir şeyi zamana emanet etmeyi beceremedim.
Süzüldü akşam,
teninde dinlendi sessizlik.
Rüzgâr dolandı saçlarına,
adını savurdu yavaşça.
Çaldı uzaklardan bir türkü,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!