Senin adını söylemeden önce
bin kez sustum,
bin kez vazgeçtim
dokunmanın hayaline.
Geceler uzun,
Sen kokuyorsun düşlerimde,
Eski taş sokağındaki oyunlarımız gibi.
Evinin önünden sessizce geçiyorum.
Ne ilk, ne de son geçişim bu...
Sen yine ahşap pencerendesin,
Ben kimim?
Ben neyim?
Sesin değince ruhuma savrulurum uzaklara,
Bir sofra kurarsın belki,
Br lokma huzur sunarsın.
Zaman,
göğsümde yavaş yavaş solan
bir ceviz yaprağı gibi kurur.
Ne yana dönsem,
küskün soluğu dokunur yüzüme.
bazen konuşuyorum sanıyorum
ama sadece
gölgen kıpırdıyor duvarımda
sesin değil
bakışın değil
Her yankı geri döndü,
bana benden haber getirdi.
Sandım ki dünya bağırıyor,
meğer içimde bir zincir kopmuş.
Bir çığlıkla başlasa da
Sessin bana bir sır fısıldadı.
Kırık, derin, uzaktan süzülen bir hüzünle,
ninni gibi avuttu beni,
uyumadım; içimde büyüdü gece.
Her kelimede saklı sırlar,
Sesini bırakmıştın bir gece,
rüzgârın ılgıt bir yerine.
O günden beri
her esinti seni getiriyor aklıma.
Avucumda unutulmuş bir gülüşün duruyor;
Gidişin değildi beni bölen,
gecede unuttuğun hatıralarındı.
Her suskunluğun içimde yankılandı,
bir çizik daha indi zamana.
Adını taşımıyor dudaklarım,
Gözlerim her gece seni arar,
Yıldızlara sinmiş silüetini.
Bir rüzgâr geçer içimden,
Adını fısıldar usulca.
Zaman, sen yokken ağır akar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!