Yoruldum…
Koştum, çabaladım,
kapılar çaldım
ve hepsi yüzüme kapandı bir bir.
Artık anladım:
Sana ihtiyacım var benim,
Kalbinin içinde usulca yer bulmaya.
Kalabalıkların ortasında bile
Bir çift gözde "evim" olabilmeye.
Sana ihtiyacım var,
Sana ihtiyacım var sanıyordum
Oysa insan,
bazen bir başkasını değil,
kendi içindeki yıkıntıyı onarmak çin bir yüz arıyormuş.
Meğer "sen" dediğim şey,
eksikliğime verdiğim en güzel admış.
seni ilk gördüğüm akşam
semanın mor bir sükuta gömüldüğü andı
şehir
yorgun kuşları kararan ufuklara bırakıyor
sokaklar
ıslak bir hülya gibi uzuyordu gecenin içine
Gönlümdeki kelebekleri uçurdum,
Sessizliğin en derin yerinde adını duydum.
Mevsimsiz açan çiçekler gibi soldum,
Sana söyleyemediğim hislerim var benim.
Geceleri hayaline yaslanıp uyurdum,
Masalların yalan olduğunu geç anladım,
Aslında güneşlerden başına taç yapacaktım,
Ansızın yağmur yağdı,
Gökkuşağının renklerine aldandım.
O dağ senin, bu dağ benim,
Ben hep başladığım yerden yürüdüm,
her adımda sana çıktığını sandığım yollar,
kendi içime kıvrılmış meğerse.
Seninle kurduğum düşler
beni bana bırakmış,
İlk sırada
terli alnımı silen rüzgâr var,
bir çamur topunun içindeki kahkaham,
dizimde kabuk bağlamış bir yaz mevsimi.
Tadı hâlâ damağımdan gitmemiş,
sıcak ekmek kokusu.
Eylül geldi, rüzgâr daha içli şimdi,
Sokaklar sarıya bürünmüş, suskun.
Her adımda bir hatıra düşüyor,
Kaldırımlarda unutulmuş gülüşler.
Gökyüzü yorgun, bulutlar ağır,
Düşlerim,
sonsuzluğa gerilmiş ince bir ağ
her kıvrımında
senin nefesin gizli.
Dokunduğun her yerden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!