bu bilinen bir hüzün değil,
adı konmamış, sesi duyulmamış bir sızı…
gülüşlerim yarım,
sevinçlerim biraz eksik, biraz yorgun.
bir çocuk geçti içimden çıplak ayak,
Eksildikçe içime çekildim,
Söz yerine sustum,
Gölge gibi dolandım odalarda,
Her aynada biraz daha silindim,
Sanki yok olmak da bir tür varlıktı.
Hacıbayram köyü mahşer günü gibiydi.
İyi insanlarmış konuşulanlardan belli.
Namaz için cemaatle doldu köy camisi,
Sığmadık, yol kenarlarına kurduk seccadeleri.
Güneş vurdu tepemizden yakarcasına,
Ölmüşler nimetlerini ararken vahim bir kazada,
Ayrılık vardı her bakışında,
Güz gelmeden hazan oldun.
Çiçekler dikmiştin,
Güzel kokar diye...
Yağmurlar yağmadan gazel oldun.
El salla yarim!
Artık ayrılık vakti,
İçime düşen ateşin,
Yanağımda dudak izin,
El salla yarim!
Babamı, bir atlıkarınca şenliğinde kaybettim.
Annem kuşluk vakti getirdi gözyaşından öğünümüzü.
Babam, bir gölgeden ibaret kaldı aklımda.
Değişen mevsimler susmayı öğretti bana.
Annem dövünerek serdi yaldızlı döşeğini
Yoluma set çekti zalim nefsim,
Gölge oldu dünya, taş kesildi anlar.
Her düşüş bir vuslat, her kırık bir eşik,
Ateşten geçer kalp, kül olur paslar.
Dünya oyunu yoldan alıkoyar,
Erik ağacı özenmiş saçlarıma,
Yine giymiş beyaz gelinliğini…
Arının sevincine bırakmış çiçeğini,
Bense teslim olmuşum zamana.
Saçlarım özenmiş erik ağacına,
Menzile vardığımı sandığımda
daha yolun sonuna gelmemişim aslında
yalnızca yürüyenin kim olduğunu görmüşüm
aradığım kapılar
aradığım şehirler
aradığım insanlar
bir sokak lambasının altında
gölgemle tartıştım bu gece:
hangimiz daha eksik kaldık,
hangimiz hiç var olmadık?
yüzünü hatırlamadan geçiyorum artık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!