Her gönlün bir ocağı vardır,
her kalpte başka bir yanış...
Kimi is içinde kaybolur,
kimi nâr ile arınır yavaş yavaş.
Ocağın harı dışta görünmez,
Önümde hazan bahçeleri,
solgun bir yaprak gibi savruluyorum.
Bak, saçlarım da ağırdı zamana,
her telimde ayrı bir yıl.
sen nerdesin?
Neydi o gülüşün öyle…
Sanki bir güneş doğdu içime,
Geceyle örülmüş kalbime
ilk defa sabah değdi seninle.
Gamzelerin…
Ne zaman düştün içime
bilmiyorum.
Belki bir esintiydin,
bir anlık iç çekiş.
Adını duymadım,
Yine seni severim,
Gözlerine baktığım o an dur!
Bakışlarım kalsın gözlerinde.
Bir anın saklanır,
Gökyüzü, yorgun ve suskun,
Sessizlik dağılmış obanın eteklerine.
Yosun tutmuş taşlarda ağır bir günün ayak izi,
Kırık bir camın içinde gün ışığı kırılıyor.
Koyun sürüleri dönüyor birer birer ağıla,
Köpek havlamaları, karanlığa karşı bir meydan okuma gibi,
Uzak dağlarda unutulmuş anıların yankısı titrer.
Bir sis iner obanın üstüne,
Gizli sözcükleri yutarcasına yavaş yavaş.
Yaş evlerin bacasından dumanlar göğe yükselir,
Sabaha yakın, tan yeri ağırırken,
ufak tınılar koca âlemi uyandırır;
çanların düzensiz şarkısı
zamanın nabzını bozar.
Çiy taneleri otların ucunda
Gece çöktü ocağıma,
ateş sandığım şey yavaşça söndü.
Yanmak değilmiş bu yolun hikmeti,
eksildikçe açılan bir kapıymış meğer.
Nefesim köz oldu göğsümde,
Bakıyorum usulca o eski kareye,
Bir gülüş donmuş zamanın içinde.
Ben mi unuttum,
Yoksa sen mi hiç bakmaz oldun geriye?
Bir resme sığar mı hicran?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!