Bir kapı kapandı,
anahtarı hiç olmayan bir kapı.
Eşiğinde kaldı bütün umutlarım,
rüzgâr bile esmedi ardımdan.
Umutlarım ağırlaştı,
Sis ağır ağır iniyor,
ağaçların dallarına sığınmış bir hüzün gibi.
Çisentiler düşüyor toprağa,
sanki gözlerim usulca ağlıyor.
Yapraklar sararmış,
Zaman adını unutmuş
bir düş gibi sokağın sisinde,
gürültüsünde yürür.
Kimlik,
ayna kırıklarında parçalanır,
Bir yerde duruyorsun,
dokunamıyorum.
Konuşamıyoruz,
çünkü ayrı dünyaların insanıyız.
Aramızda zamanın
pas tutmuş sessizliği var.
sokulma boşluğuma,
orası bana bile yabancı
her suskunluğumun arkasında
bir çığlık asılı hâlâ
bazen
Elimde bir gül vardı,
kokusu hatıralardan süzülen…
Yaprakları birer birer döküldü,
her düşen parça ardında sessizlik bıraktı.
Güneşi unuttu gözleri,
Ufuktan çekingen bir ışık doğuyor,
bulutların arasından sızan solgun bir çizgi gibi
uzanıyor boşluğa.
Bana, ne tam umut getiriyor,
ne de tam hüzün;
ikisini de belirsiz bir yük gibi taşıyorum içimde.
Elde kalan son zarı tuttum,
avuçlarımda ter,
gözlerimde yılların
dipsiz yorgunluğu.
Bilirim, bu oyun çoktan yazıldı;
Gökyüzüne yıldızları sen mi dizdin?
Annemin kalaylı bakırları gibi...
Yine sarı paltonu giydin,
Pazara uçurtma almaya giden babam gibi...
Ey sonbahar!
Daha seni kaç kere böyle allı pullu göreceğim,
Bir yerde başladı zaman,
bulutların içine saklandı
sudan, gökten, unutulmuş bir şarkı gibi.
yağdı bazen
Yıllar geçiyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!