Bugün yine sensiz yürüdüm mazide,
gezdiğimiz yerlerde hatıran kalmamış;
adını kazıdığım taşlar yosun tutmuş,
zaman sessizce oturmuş kendi gölgesine.
Yamaçlarda koyun sesleri,
Bir annenin kucağında susmayan çığlık,
bir çocuğun gözlerinde
erken gelen vedanın karası.
Gökyüzüne bakıyorlar;
ama gökyüzü taş kesilmiş,
yağmur değil, mermi yağıyor üstlerine.
Sen cennetten gelmiş bir huri,
Ben dağlardan inmiş garip biri.
Yolun düşmüş bizim viraneye,
Ne içmişsem içmişim?
Biraz sarhoşça bakmışım gözlerine.
Denizde mehtap vardı,
sular usulca okşuyordu
gecenin titrek ellerini.
Ayın gülüşü düşmüştü karanlığa,
yıldızlar
sessiz bir sır gibi
deniz, bir rüyanın silik çizgisi gibi
karaya yaslanmış.
ay, yüzünü suya düşürmüş,
bir kadın, kendi gölgesini dinliyor
suskunlukla örülmüş bir masal gibi.
…ve ben,
seni sevmekle başladım büyümeye;
ilkbaharın en ince soluğunda
yağmur yemiş bir dal gibi ürperip açtım içime.
Ne bir sitem düştü içime
Seni mevsimler gibi sevdim,
İlkbahar’ımdın, tomurcuklandın yavaş yavaş.
Bir gülüşüne denk geldim,
Kucak kucak çiçek açtı gönlüm.
Seni mevsimler gibi sevdim,
Ne yazın sıcağı kaldı,
ne de kışın karı düşer içime.
Arada bir mevsimim ben
adı yok, sesi yok,
senin gidişinle başladı bu suskunluk.
Büyüdüğün gözlerimde parlıyor,
oysa ben
bir aynayım,
kendimi seyrettiğim.
Işıkla kararıyor içim,
Herkes bir gün ölür,
ama bazı kayıplar
hiçbir toprağa konmaz.
Bir çukur kazılmaz onlara,
ne bir imam duası,
ne bir gözyaşı kabulu vardır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!