Sonbahar gelmiş Anadolu’ma,
dağlardan süzülen serinlik sinmiş havaya,
toprak, yorgun bereketini gizler koynunda,
gökyüzü solgun bir mısra gibi
düşer ufuklara.
Zaman
avuçlarından düşen bir su gibi…
Kadın,
o suya isim vermeye çalıştı,
unuttuğu her şeyi
bir damlada bulmak ister gibi.
Yapraklar sararırken dallarda,
Sessizce düşer zaman avuçlarıma.
Her adımda bir anı saklar yollar,
Karanlık ufukta umut ararım hala.
Rüzgârın şarkısı hüzünlü, tatlı,
Her suskunluk,
bir boşluk değil
bir yankının
dile gelmeyi bekleyen gölgesidir.
Söylenmemiş sözler,
İçimdeki heves bitti,
Bu uğradığım son köydü.
İlerisi darmadağınık,
Yıkık virane evler...
Bildiğim yollar kapalı,
Önce sustum.
Sözler anlamını yitirdi
sen gittikten sonra.
Sesin boşlukta çınladı
ama dönmedi.
Sahnede artık kimse yok,
kostümler toza bulanmış.
Bir sandalye devrilmiş,
üzerinde unutulmuş sözler var hâlâ.
Perdeler kapalı,
Yola çıktın,
arkanda yanık duvarlar,
önünde suskun sınırlar var.
Bir mendile sardın sesini,
kardeşinin gözyaşıyla ıslattın.
Koşar adım uzaklaştın
Her düş bir başlangıçtır,
her yara bir dönüş.
Kalp bazen düşer, bazen yanar,
ama sonunda hep kendi huzuruna varır.
Bir kalp, düşmeden öğrenmez derinliği.
Şimdi,
her şey sustuğunda
sadece ben varım.
Ve bu yalnızlık,
öyle boş değil;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!