En zoru,
başkasına değil
kendine karşı durmaktı.
Bir bakışı sustururum,
bir sesi görmezden gelirim,
Artık hiçbir takvim
beni çocukluğuma götürmüyor.
Yapraklar kopuyor yalnızca,
mevsimler değil.
Ceviz ağacı hâlâ aynı yerde.
Sus diyor,
bir ses, uzaklardan.
Ama ben susamam,
çünkü içimde fırtına var.
Kendi kendime konuşuyorum,
Bir kuyu taşıyorum içimde;
ipini yıllar önce kaybettiğim,
suyuna hiç ulaşamadığım bir kuyu.
Her hatıra
o kuyunun ağzına bırakılmış bir taş gibi
İçimdeki oyuğa,
Bir mendil sakladım.
kokusu geçmeyen bir ayrılıktan.
Genç bir kadın başını yaslayıp
ağlamıştı gövdeme,
Karanlık bir odada saklanır sesim,
kapılar kilitli, pencereler suskun.
Gözlerimi kapattığım her anda
yüzü gölgelerden örülü,
ıslak bir ses yaklaşır.
İçimde unutulmuş bir kapı açıldı.
Ne bir gıcırtı duyuldu,
ne de bir eşik göründü.
Yıllardır aynı sandığım karanlık,
kendi içinden bir karanlık daha çıkardı.
Bir taşın çatlağında saklanan su gibi
Susarak büyüttüm kendimi,
Konuşmakla değil, duymakla…
En çok da kendime kulak verince
Anladım: kalbim, düşmandan çok dost bekliyormuş aslında.
Yenilmedim ama illa da galip gelmedim,
Dağlardan sis çekiliyor bir anlığına,
ama içimdeki hüzün hâlâ derin.
Ayaklarım toprağa değil,
görünmeyen bir boşluğa basıyor;
her adım geçmişin yankısıyla dolu.
Biliyor musun,
sana ne zaman seslensem,
kelimeler içimde yankılanıyor sadece.
Söyleyemiyorum…
çünkü söylesem dağılır her şey.
Bu sessizlik, bir tür bağ sanki.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!