Yürüdüm,
yıkıntılar arasından
kendi sesimi duya duya
dilsizliğime alıştı gözlerim
ama içimde bir cümle
büyümeye başladı sessizce.
Ne bir şehir çağırır beni,
ne de kapısı açık bir ev.
Benim dönüşüm,
sesini duyduğum yere olur.
Yuvam,
Şimdi yuva yine dolu,
havada yeni kanat sesi var;
gökyüzü maviye bürünmüş,
rüzgâr bile bir hoş esiyor.
Biliyorum,
Bir zamanlar
gölgeme sığınan sesler vardı
şimdi duvar,
yalnızlığın çırpındığı sabahların tanığı.
O yuva,
Ve gece,
hiç sormadığın soruları fısıldadı sana:
“Kimi bekliyorsun hâlâ?”
“Kimsin o boş sokakta yürüyen?”
“Ne zaman kaybettin kendini,
hatırlıyor musun?”
Bir gün döndüm içime,
yüzüme kapanan tüm kapıları araladım.
Kime ne söyleyemediysem,
önce kendime anlattım
kırıldığım her kelimeyi
dudaklarımda yeniden ağırladım.
Hapsolmuşum zamana,
köhne hanlardayım.
Geçmişin özlemi sarmış içimi,
usulca çocukluğumu arıyorum.
Bir salıncakta kalmış gülüşüm,
Zaman geçmiyor buralarda.
Akrep de yelkovan da
sanki yorgunluktan donmuş gibi.
bir suskunluk çiziyor
duvar diplerinde zaman.
Bir damla düştü kuru toprağa,
sessizliğin alnına konar gibi yavaştan.
Gökyüzü, içini döktü usulca,
kimse duymadı ağlayan bulutu.
Aheste aheste yürüdü salyangoz,
Bir sabah uyandığımda,
ayna bana tanımadığım bir yüz sundu.
Çizgiler vardı orada.
Herbiri geçmişin izlerini taşıyan bir yol gibiydi.
Her çizgide bir hatıra saklıydı:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!