Yürüdüğüm sokaklar
bir zamanlar sesimdi…
Şimdi, yankım bile beni terk etti.
Bir taş gibi duruyorum
kendime çarptığım her köşede.
Bir kuş vardı,
rüzgârı değil
gölgeyi seçmişti yuva diye.
Kanatlarında geceye saklanan sırlar,
gözlerinde suskun bir göçün izi vardı.
Kendini bilmek,
sadece ışığa bakmak değil;
karanlığın en sessiz köşesine dokunmak,
gizlenmiş yaralarını görmek,
gölgene ulaşmaktır .
Gönül,
Hakk'ın nazar kıldığı yerdir.
Ne süslü söz,
ne akıl sır erdirebilir.
Ancak arınan bilir,
susarak geçene sır açılır.
İnsan niye tutar
sevdiğine sımsıkı?
Kırgınlıksa bile elinde,
gözünü kapatır gerçeğe.
Vefasızlık sokar içeri,
Konuşamadığım gecelerin içinden çekip çıkar.
Bir ses ver,
yorgun aynalara benzeyen yüzüm yeniden
insan olduğumu hatırlasın.
Götür beni,
Yorgun dizlerimle yürüdüm dikenli yolları,
taşların üstünde kanadı ayaklarım.
Ama içimde bir ses hep hatırlattı:
“Göğe bak, orada unuttuğun umudun var.”
Bulutlara astım düşlerimi,
Bir anda seni gördüm.
Duraksadım.
Kalbim bir eski sokağa döndü.
O yüz...
gözlerinin kıyısında hâlâ çocukluğum vardı.
Gözlerinin rengini sordum bir gün,
“Sevgi,” dedin, döküldü dudaklarından bir sır.
Mavi olurum sana açıldığımda,
göğsümde kabaran denizler kadar.
Bahar dallarında gizlenen umut gibi,
Sanmayın soğuk bir Gücük'üm,
Toprak altında beklemekten ben de sıkıldım.
Diş biliyorum filizlenmeye,
Yeter bu gaflet uykum!
Yakında açarım kollarımı fersah fersah.
"Haydin çocuklar dışarı!" derim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!