Ömür, derin bir kuyudan gelen ses gibi,
nefesi kokuşmuş zamanlara tutulduk.
Kendi adımızı bile unuttuk.
kelimeler anlamsız düşüyor dudaklarımızdan.
Bir hatıranın ardında kalmış eski bir şarkıyız,
Zaman, içimde yürüyen bir yabancı gibi,
ayakkabısını çıkarmadan geçiyor odalardan.
Ben her şeyi yerli yerinde sanırken
o, eşyaların içini boşaltıyor sessizce.
Bir masa var;
Kapıdan geçtim sessizce,
ardımda yanan ve uçuşan yılların külleri vardı.
Her adımda zamanın nefesi dokundu omzuma.
Gökyüzü bir tavan değil, bir sonsuzluk penceresi,
ve ben ardımda bıraktığım gölgeleri sevdim.
yokuşlardan inerken gölgem
kendini tanımaz bir akşam değdi tenime
sesim, taşlara çarpıp geri döndü
kimse duymadı içimdeki feryadı.
zaman, bir duvarın neminde çözülür gibi
Bir sessizlik serpildi bedenimin üstüne,
sanki dünya nefes almayı unutmuş.
Gözlerim açık bir düşteyim,
hiçliğin içinde salınan bir yaprak kadar yalnızım.
Zaman, başını koymuş omzuma,
Kim söyledi zamanın ileri aktığını?
Ben, aynı akşamın içinden kaç kez geçtiğimi unuttum.
Bir gölge, her gün aynı saatte aynı duvara yaslanıyorsa, zaman neyi değiştirebilir?
Yağmur, gökyüzünden düşmez her zaman.
Bazen insanın içinde birikir.
Zamanı Unuttur
Bana zamanı unuttur...
Çünkü her geçen an
Ruhumdan bir şey daha eksiliyor.
Dünya…
Günlerden biri,
kapı çalarsa
olur da
rüzgâr geri getirirse o mendili,
kırışmış bir özür gibi...
sorarsa:
Saatler durdu içimde,
tik taklar boğazımda düğüm şimdi.
Ne ileri var ne geri
sadece senin yokluğun
asılı kaldı zamanın ortasında.
Ve hiçbir saat,
Zaman bir ırmak, akar sessiz sedasız,
Ne dur der, ne sorar, geçer aldırmaz.
Kimi sabırla yol alır, kimi küskün,
Ama her yürek, zamanla olgunlaşır.
Beklemekle sınanır en derin özün,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!