Yalnızlık, geceye düşmüş solgun bir mum,
Sönerken ardında titreyen gölgeler bırakır.
Ben, o mumun etrafında dans eden rüzgârım,
Uzaklarda hafifçe parlayan bir ışık gibi.
Kalbim, kırık bir pencereden sızan sonbahar rüzgârı,
Beden unutur,
zihin unutur,
hatta dil bile susar bir gün
ama kalp…
kalp hiçbir şeyi tam anlamıyla unutmaz.
Kalbimde bir sır var,
Ne ben çözdüm tam,
Ne başkası bilebilir...
Sadece O bilir
Beni kalbimden yakalayanı.
Her şey sustuğunda
kalan tek ses
kalpten gelir.
Ne yüksek,
ne aceleci
sadece hakiki.
Biz sustuk…
Ama bu susuş bir son değildi.
Sadece yorulmuştu kelimeler,
Dinlenmeye çekilmişti sevgimiz.
Kırıldık elbet,
Biz yavaştan çekildik hayattan,
gölge gibi…
ne sesimiz kaldı ne adımız,
birbirimizin bakışında eksildik fark etmeden.
Ayak izlerimizi dalgalar değil,
Dalgalar topuklarına vurur gecenin,
Serinliğinde saklı adımların var.
İçimde esrarengiz fırtınalar,
Her biri sana savrulan bir duvar.
Kalmışım öksüz başıma,
Kalp bir terazidir, tartar her niyeti,
Sözden önce hisseder hakikati.
Ne dilin dedikleri, ne süslü kelâm,
Asıl olan, gönlün gizli imtihanı.
Kimi gül sunar ama eli dikenli,
Sessizlik duvarlardan üzerime çöküyor
nefesim bile taş gibi ağır.
yalnızlık, içeriye sessizce doluyor.
Her nefes, kemiklerime işleyen zemheri gibi soğuk,
her düşünce, bıçak gibi keskin.
Bir perde açıldı usulca,
alkışsız, selamsız.
Sadece bir kaç seyircisi vardı.
Hepsi suskun, gözlerinde yarım kalmış cümleler.
Oyun bitti...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!