Bir kuyu taşıyorum içimde;
ipini yıllar önce kaybettiğim,
suyuna hiç ulaşamadığım bir kuyu.
Her hatıra
o kuyunun ağzına bırakılmış bir taş gibi
içime düşüyor durmadan.
Kuyudan gelen sesi duymuyorum artık.
Belki de
en derin düşüşlerin sesi bu yüzden çıkmaz
Zaman,
paslı bir anahtar gibi dönüyor avuçlarımda.
Açtığını sandığım her kapı
başka bir kapının gölgesine çıkıyor önüme.
Ben kapıları açtıkça yollar uzuyor,
sorular çoğalıyor,
cevaplar yanıltıyor.
Bir ağacın kökleri gibi
karanlığa doğru derinleşiyorum.
Geceleri göğe bakıyorum.
Aklımda içimi kemiren sorular...
Yıldızlar neden durmadan ışık sacar gökyüzünde?
Belki de onlar çoktan sönmüş
güneşlerin gecikmiş ışıklarıdır diyorum.
Belki insan da böyledir.
Bitmiş zamanların,
geride kalmış seslerin,
çoktan kapanmış yaraların ışığını taşır içinde.
Belki hafıza,
anıları saklayan bir sandık değil;
çoktan sönmüş yıldızların ışığını hâlâ taşıyan
eski bir gökyüzüdür.
Ve biz,
bazen yalnızca şimdiyi değil,
içimizde yolculuğu süren o eski ışıkları da yaşarız.
Karşıma çıkan insanlar
tesadüf değildi belki.
Kimi kırık bir ayna,
kimi çatlamış bir saat,
kimi yarım bırakılmış bir mektup.
Her birinin yüzünde
kendimden düşürdüğüm bir parçayı gördüm.
Meğer yabancı dediğim herkes
başka bir kıyıya vurmuş benmiş.
Sonra ölüm geldi aklıma.
Bir son gibi değil.
Nehirlerin denize kavuşması gibi.
Karın toprağa dönmesi,
tohumun karanlıkta çatlaması gibi.
Belki ölüm,
kapı değil;
kapıyı kapatan eldir.
Belki de hiçbir yere gitmeyiz,
yalnızca başka bir sessizliğin içine akarız.
Derken omuzlarımdaki isimler döküldü.
Övgüler,
kırgınlıklar,
haklılıklar,
yenilgiler...
Rüzgârın önündeki kuru yapraklar gibi.
Ben savruldukça
yüküm hafifledi.
Yüküm hafifledikçe
ufkum açıldı.
Meğer dağlar yükselerek değil,
yerin derinliklerine kök salarak büyürmüş.
Şimdi
evreni büyük bir kütüphane gibi düşünüyorum.
Raflarında galaksiler duran,
sayfaları karanlıktan yapılmış bir kitap.
Biz ise
o kitabın arasında unutulmuş
ince bir ayraç kadar küçüğüz
Bir gün kapanacağız.
Toz olacağız.
İz olacağız.
Sessizlik olacağız.
Belki hakikat
kalmakta değildir.
Belki de bir nehrin denize karışırken
kendini kaybetmesi gibidir.
Belki insan,
kendini bulduğu yerde değil,
kendinden vazgeçtiği yerde tamamlanır.
Ve evren,
başından beri söylediği o cümleyi
sessizce tekrarlar:
"Sen yolcu değilsin yalnızca;
yol da senden geçiyor."
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 31.05.2026 18:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!