herkes hayatı
çiçeklerin diliyle anlattı bana;
“her dal bir gün tomurcuk olur” dediler.
ben, kuruyan dalların sessizliğini düşündüm.
kiraz çiçekleri beyaz değil artık,
erken yağan karın rengi.
saçlarım uzadı,
ama bir zamanlar rüzgârla yarışan çocuk
büyümedi içimde.
köpük köpük çağlayan ırmak
artık yukarıdan aşağı akmıyor;
içime doğru çöküyor.
bir zamanlar katık ettiğim kar suyu,
şimdi
boğazımda düğüm düğüm.
bahar geldi diyorlar yine,
dağların omzundan inen ince sisle birlikte.
oysa ben
ilk cemrenin düştüğü yerde bile
üşüyorum hâlâ.
toprak kabardı yeniden,
yeşil yürüdü taşların arasından,
ama bazı filizler
ışığa değil de
geç kalmış acılara büyürmüş.
çocukluğumun geçtiği yamaçlarda
mor menekşeler açmıştır şimdi;
kim bilir,
belki dere kenarında söğütler yine
suya eğiyordur yüzünü.
bahar, eskiden bir sevinçti bende
ceplerime doldurduğum çağla kokusu,
dizlerimde çamur,
avuçlarımda güneş açardı.
akşamları erkenden morarıyor artık gök,
vadilerin içine ağır bir gölge çöküyor.
uzakta bir çan sesi gibi
dağılıyor içime yalnızlık.
bir badem ağacı gördüm geçen gün,
çiçeklerini zamansız açmış.
dallarında telaş vardı,
sanki o da biliyordu
erken açan her güzelliğin
biraz hüzün taşıdığını.
gecenin sonunda
toprağın derin yerlerinden gelen bir koku var;
ıslanmış otlara, eski günlere benziyor.
içimde yıllardır konuşmayan ne varsa
o kokuyla birlikte
sessizce uyanıyor.
bazı aynalar
insanın yüzünü değil,
eksilen taraflarını gösterirmiş.
baharla birlikte anladım bunu;
çünkü her çiçek
biraz da dökülmek için açıyormuş kendini.
sabahın ilk ışığı
perde aralığından usulca süzülüyor içeri,
toz zerreleri bile
yıllardır konuşulmayan anılarla taşıyor kendini.
bahçe duvarına sarılan sarmaşık
bu yıl daha yukarı çıkmış.
insan bazen düşünüyor:
acı da mı büyür
bakılmadıkça böyle?
uzak tepelerde kar eriyor şimdi,
ince ince çözülüyor kışın rengi.
ama bazı buzlar
güneşle değil,
bir yokluğun uzun sessizliğiyle erirmiş.
ikindi vakti vuruyor ışık
kurumuş ceviz ağacının gövdesine.
çatlaklarında eski mevsimler saklı,
her yarığında başka bir suskunluk.
dokunsam
ellerime çocukluğum bulaşacak sanki.
bir zamanlar
yol kenarlarından papatya toplardım,
isimlerini bilmeden severdim her şeyi.
şimdi her güzelliğin içinde
ince bir ayrılık seziliyor;
sanki dünya
kendini yavaşça geri çekiyor.
rüzgâr gece vakti
çatıların arasında dolaşıyor,
eski bir türkünün unutulmuş nakaratı gibi.
içimde kapanmayan ne varsa
o sesle yeniden aralanıyor.
yağmurdan sonra
toprağın üstünde ince bir buğu yükseliyor;
sanki yeryüzü,
içinde tuttuklarını göğe anlatıyor.
eski bir banka oturdum bugün,
boyası dökülmüş, tahtası çatlamış,
yanına bahar ilişmiş yine de;
birkaç yabani çiçek,
biraz güneş,
biraz unutulmuşluk.
kendime benzettim onu.
gökyüzü bazen
fazla güzel oluyor bu mevsim.
insanın içini acıtacak kadar mavi.
bakınca anlıyorum:
bazı şeyler
iyileştirmez insanı,
yalnızca derinleştirirmiş.
bahar , her şeye rağmen geliyor yine.
kırık taşların arasından,
terk edilmiş bahçelerden,
susmuş kalplerden geçerek.
belki de hayat
en çok da
yeniden açmaya çalışan yaraları seviyor.
yine de kırılmış dalların ucunda
inatçı bir tomurcuk beliriyor bazen.
ben ona uzun uzun bakıyorum.
çünkü insan,
tam unuttuğunu sandığı anda
yeniden yeşerebiliyormuş içinden.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 7.05.2026 06:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!