Selin Özalan Şiirleri - Şair Selin Özalan

Selin Özalan

Bir sayfanın tam ortası...
Yine yazıyorum. Bu defterin kaçıncı sayfası oldu bilmiyorum artık. Belki hiçbir zaman okumayacaksın, belki adını bile anmayacağım bir gün... Ama bugün yine içimde susturamadığım bir “sen” var. Ve biliyorsun, ben içimde kalanı hep kelimelere emanet ettim. İlk mektubuma cevap gelmedi. Zaten beklememiştim. Ama insan bazen bir işaret ister ya… Bir şarkıda denk gelmek gibi, bir sokakta yüzünü hayal etmek gibi. Zaman geçti. Ben geçti derken aslında geçmediğini öğrendim. Sadece susarak alışıyormuş insan. Ve susunca bazı duygular derinlere inmiyor, aksine kök salıyormuş. Hâlâ bazen bir şarkı çalıyor, ve içimde eski ben uyanıyor. Sana ilk sarıldığım günü hatırlıyor mesela, sonra da hiçbir şey demeden gidişini… Bazen düşünüyorum, o günleri yaşamasaydım eksik mi kalırdım, yoksa bu kadar acır mıydı içim? Sonumuzun böyle olacağını bilseydim, o yolu seninle yürümek ister miydim? Bu sorunun cevabını hâlâ bulamıyorum. Ama cevapsız kalmış bir mektubun arkasından gelen bu satırlar, belki sadece bana yazılmış. Belki de sana değil artık… Kaybolan o “biz”e. Kapatıyorum defteri bu gece. Ama biliyorum, yine açacağım. Çünkü bazı duygular bitmiyor, sadece yazı bekliyor.
İçinden hâlâ seni taşıyan bir kalp

Devamını Oku
Selin Özalan

Hayat inişleri ve çıkışlarıyla bize kim olduğumuzu hatırlatan bir yolculuk. Bazen öyle anlar gelir ki, tüm güzelliklere gözümüzü kapatır, sadece karanlığı görürüz. O anlarda sanki hiçbir şeyin anlamı kalmamış gibi hissederiz. Ama belki de mutluluğu gerçekten anlayabilmek için acıyı hissetmek gerekir. Çünkü insan, yalnızca ışıkta değil, karanlıkta da kendini bulur. Her kayıp, her hüzün, her hata bize bir şeyler öğretir. Eğer sahip olduğumuz şeylerin değerini bilirsek, hayatımıza daha bilinçli devam edebiliriz. Başarabilecegimize önce kendimiz inanmalıyız; çünki insan önce kendini sevmezse, dışardan da sevgi ve değer bekleyemez. Zamanla anlıyoruz ki, öfke ve kızgınlık en çok kendimize zarar veriyor. Sakinlik hayatı daha net görmemizi sağlıyor. Hatalarımız ise yol göstericimiz oluyor onlardan kaçmak yerine ders alırsak, daha güçlü ve bilinçli bir şekilde ilerleriz. Ve en önemlisi her karanlığın ardından bir güneş doğar. Önemli olan karanlığın içinde kaybolmamak ve güneşin doğacağına inanmak, çünki hayat, onu nasıl yaşamak istediğimizle şekillenir. Eğer gerçekten sahip olduklarımızın değerini bilir ve ona göre yaşarsak, o zaman hayat bizim için çok daha anlamlı hale gelir.

Devamını Oku
Selin Özalan

Aileden alınan yaralar, insanın hayatında en derin izleri bırakan yaralardır. Çünkü en çok güvenmesi, en çok sığınması gereken yerden aldığı darbeler, insanın ruhunda onarılması zor çatlaklar açar. “Geçti” dersin, “atlattım” dersin, ama bir gün bir yerde o yara kendini yeniden gösterir. Çünkü çocuklukta yaşanan travmalar bilinçaltına işler; bastırıldığını sansan da bilinçdışında hep vardır.

Bir insanın en temel ihtiyacı sevilmek ve anlaşılmaktır. Sevildiğini hissetmek, değer gördüğünü bilmek, psikolojide “aidiyet” duygusunu oluşturur. Bu duygu eksik olduğunda, kişi hayat boyu o sevgiyi dışarıda arar. En basitinde bir doğum gününde bile, küçük bir kutlama, küçük bir mesaj beklenir; çünkü insanın varlığının görüldüğünü hissetmeye ihtiyacı vardır. Görülmediğinde, değersizlik hissi bilinçaltına kök salar.

Benim öğrendiğim şey şu: Hayatta yalnızca kendine yaslanabilirsin. Kendini ayağa kaldırmayı, kendi yaralarını kendi ellerinle sarmayı öğreniyorsun. Çabalıyorsun, emek veriyorsun, bir yerlere geliyorsun. Ama geçmişte aldığın yaralar, hayatının en parlak günlerinde bile gölgen gibi yanında yürüyor.

Devamını Oku
Selin Özalan

Adalet, bir toplumun temel taşıdır. Ama ya adalet yalnızca bir kelimeden ibaret kalırsa? Ya eşitlik sadece belirli bir zümre için geçerli olursa? İşte o zaman halkın sesi yükselir, sessizlik çığlığa dönüşür. Biz sustukça onlar daha çok konuştular. Biz çalıştıkça onlar daha da zenginleşti. Biz üç kuruşla geçinmeye çalışırken, onlar milyon dolarlık lüks İçinde yaşadı. Bir lokma ekmek için direnen insanlar varken, kürsülerde gülümseyerek yapılan konuşmaların hiçbir anlamı kalmadı. Halk açlıkla, yoksullukla, işsizlikle boğuşurken, saraylarda dönen lüks hayatlara tanıklık ettik. Ülkemizin değerleri, bir bir el değiştirdi. Topraklarımız satıldı, sokaklarımız güvensiz hale geldi. Adalet, parası olanın yanında saf tuttu, mazlum ise haksız yere cezalandırıldı. Kadınlarımız öldürüldü, sesimizi duyurmaya çalıştığımızda susturulduk. "Anlıyoruz" dediler, ama hiçbir zaman anlamadılar.
Eğer gerçekten adalet istiyorsanız, önce hukuk önünde herkesin eşit olduğunu kanıtlayın! Terör örgütü liderlerine sağlanan ayrıcalıkları, masum insanlardan esirgeyerek adalet sağlanmaz. Adalet ancak herkes için adil olduğunda anlam taşır! Bu hukuksuzluğun, bu çifte standardın hesabı elbet bir gün sorulacaktır! Öcalani ailesiyle görüştürmesine izin veren bir adalet sisteminin nasıl adil olmasini bekleyelim ayrıca yeni anayasa istiyorlar gidiceksiniz elbet bir gün sizin devreniz son bulcak!!!!!!!
Gençlerimizin suçu yokken içeri aldınız üstelik ailesiyle prasödür gereği diyerek gorusturmüyorlar eninde sonunda bunun hesabı sorulcak bu adaletin terazisi kime çalışıyor??

Devamını Oku
Selin Özalan

Psikolojik olarak aniden gelen özlem duygusu, bastırılmış ya da farkında olunmadan içte biriken duyguların yüzeye çıkmasıdır. Genellikle geçmişte yaşanan, kişi için anlamlı olan bir olay, kişi ya da dönemle bağlantılıdır. Bu duygu, bilinçaltında hâlâ önem taşıyan bir bağın varlığına işaret eder. Bazen bir koku, müzik ya da düşünce tetikleyici olabilir. Özlem, insanın duygusal ihtiyaçlarının ve bağ kurma isteğinin doğal bir yansımasıdır.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazen insanın içinde öyle cümleler birikir ki, onları kimseye anlatamaz. Anlatmak istemediğinden değil; bazı duyguların kelimelere döküldüğünde anlamını yitireceğini düşündüğünden. İşte yine gecenin sessizliğinde, saatin kaç olduğunu bilmeden, kalemim elimde, içimde yıllardır taşıdığım ama artık yük olmaktan çıkıp bana yol gösteren hisler dökülüyor satırlara. Hayatım dışarıdan bakıldığında yolunda. Her şey olması gerektiği gibi akıyor. Büyük bir problem yok. Belki de bu yüzden insanlar "Her şey yolundaysa neden hâlâ böyle hissediyorsun?" diye sorabilir. Kimileri bunu ilgi arayışı sanabilir. Oysa insanın görülmek istemesi ilgi düşkünlüğü değildir. Sevilmek istemek zayıflık değildir. Değer görmek istemek ise bencillik hiç değildir. Bunlar insan olmanın en sade, en doğal ihtiyaçlarıdır. Ben de herkes gibi yalnızca hak ettiğim sevgiyi, hak ettiğim değeri görmek isteyen biriyim. Hak etmediğim hiçbir şeyde gözüm olmadı. İnsan bazen "İyileştim." der ama iyileşmek her zaman acının tamamen yok olması anlamına gelmez. Ben bunu en çok bir ameliyat yarasına benzetiyorum. Büyük bir ameliyat geçirirsiniz. Açık olan yaranız dikilir, kabuk bağlar ve gün gelir tamamen kapanır. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey kalmamıştır. Fakat hava değiştiğinde, en ufak darbede ya da beklenmedik bir harekette o eski yara kendini yeniden hatırlatır. İşte ruh da böyledir. Yaralar kapanır ama bazı izler yaşamaya devam eder. Bu, yeniden kırıldığınız anlamına gelmez. Sadece yaşadıklarınızın sizde bıraktığı izlerin hâlâ nefes aldığı anlamına gelir. Ben de hayatım boyunca birçok yara aldım. Kimi zaman sessizce ağladım. Kimi zaman sesimi yükselttim. Bazen hakkımı aradım, bazen sayfalarca yazdım. Şarkılar söyledim, sustum, düşündüm ama hiçbir duygumu içime gömmedim. Çünkü biliyorum ki içine gömülen her duygu, zamanı geldiğinde daha büyük bir fırtınaya dönüşüyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar benden uzaklaştı. Çünkü ben hiçbir zaman nefretimin, öfkemin ya da kırgınlığımın esiri olmadım. İnsanlar çoğu zaman duygularına teslim olmuş insanları anlamayı daha kolay buluyor. Ben ise duygularımı yaşamayı ama onların beni yönetmesine izin vermemeyi seçtim. Gidenlere kızmıyorum. Hatta iyi ki gittiler. Çünkü onların gidişi bana kalanların değerini öğretti. Kim gerçekten yanımdaydı, kim yalnızca iyi gün dostuydu, bunu acılar sayesinde öğrendim.
Canım çok yandı. Öyle zamanlar oldu ki nefes almak bile ağır geldi. Ama hiçbir zaman hayatı suçlamadım. İsyan etmek yerine mücadele etmeyi seçtim. Çünkü biliyordum ki insanı güçlü yapan, hiç düşmemesi değildir. Her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmesidir. Hayat, her gün bize yeni bir ders verir. Fakat çoğu zaman o dersi görmek istemeyiz. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek kolay değildir. Bazen görmezden gelmek daha güvenli gelir. Bazen kabul etmemek daha az acıtır. Ama hayat beklemez. Er ya da geç insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakır. Zorluklar hiçbir zaman tamamen bitmeyecek. Sizi vazgeçirmeye çalışan insanlar da olacak. Kalbinizi kıranlar, sizi küçümseyenler, size eksik olduğunuzu hissettirenler de çıkacak karşınıza. Fakat onların söyledikleri sizi tanımlamaz. Bir insan size değersiz olduğunu söyledi diye değersiz olmazsınız. Bir hata yaptınız diye kötü biri olmazsınız. Çünkü hata yapmak insan olmanın en doğal parçasıdır.
Bu dünyada hatasız olduğunu söyleyen biri varsa, belki de yaptığı en büyük hata budur. Kimimiz yanlış insanları severiz. Kimimiz yanlış arkadaşlıklar kurarız. Kimimiz ait olmadığımız ortamlarda bulunuruz. Kimimiz kendimizi unutacak kadar başkalarını önemseriz. Hepimiz yanılırız. Ama önemli olan düştüğümüz yer değil, düştüğümüz yerden ne öğrendiğimizdir. Çünkü insanı büyüten yaptığı hatalar değil, o hataların ardından aldığı kararlardır. Eğer yaşadıklarından ders çıkarıyorsan, acını başkalarına zarar vermek yerine kendini geliştirmek için kullanıyorsan, zaten iyiliği seçmişsindir. Kendini bulmaya başlamışsındır. İnsan kendini tanımaya başladığında, yıllarca başkalarının sözleriyle kendine ne kadar haksızlık ettiğini fark ediyor. Bir gün aynaya bakıp "Ben bunca yıl neden kendime bu kadar yabancı kaldım?" diye soruyor. Sonra gözlerinin içine bakıyor ve ilk defa gerçekten kendini görüyor. O an anlıyor ki aslında eksik olan kendisi değilmiş. Eksik olan, kendine duyduğu sevgiyi başkalarının onayına bağlamasıymış. Kendini gerçekten seven insanın gözleri değişir. Gülüşü değişir. Dünyaya bakışı değişir. Çünkü insan önce kendi içindeki karanlığı aydınlatır, sonra etrafındaki ışığı fark etmeye başlar. Sürekli mutsuzluğu besleyen biri ise zamanla her yerde yalnızca mutsuzluk görür. Çünkü dünya çoğu zaman bizim ona baktığımız göz kadar güzeldir ya da karanlıktır. Bu yüzden hissettiklerinizi söylemekten korkmayın. Sesinizi duyurmaktan vazgeçmeyin. Kendiniz olmaktan utanmayın. Başkalarının doğrularıyla değil, kendi vicdanınızın doğrularıyla yürüyün. Çünkü insanlar hiçbir zaman konuşmayı bırakmayacaklar. Saçınızdan kıyafetinize, okulunuzdan işinize, hayallerinizden yaşam biçiminize kadar mutlaka eleştirecek bir şey bulacaklar. Siz değişseniz bile onların söyleyecekleri değişmeyecek.
O hâlde neden kendi hayatınızı başkalarının düşüncelerine göre yaşamaya çalışasınız?
Kendinize şu soruları sormayı öğrenin: "Ben bu insanı hayatımda tutuyorum ama o beni gerçekten hak ediyor mu? Bulunduğum bu ortam bana iyi geliyor mu? Burada kendim olabiliyor muyum?" Çünkü bazen yanlış insanlar insanın karakterini değil, huzurunu çalar. Unutmayın, sizi gerçekten seven insanlar kusurlarınızı size karşı silah olarak kullanmazlar. Hatalarınızı yüzünüze vurup sizi küçültmezler. Aksine, düştüğünüzde elinizden tutarlar. Yorulduğunuzda yanınızda yürürler. Siz kendinizi unutmaya başladığınızda size kendinizi hatırlatırlar.
Ve eğer bir gün etrafınızda size sarılacak kimse kalmazsa, dünyanın sonu gelmiş değildir. O gün kendinize sarılmayı öğrenin. Çünkü insan en uzun yolculuğunu kendi içine yapar. En büyük savaşı kendi zihninde verir. En büyük zaferini de yine kendi içinde kazanır. Belki herkes bir gün kendi sessizliğinde kaybolacaktır. Ama önemli olan o sessizliğin içinde kendini kaybetmemektir. Çünkü insan, kendini bulduğu gün yeniden doğar. Ve o günden sonra artık kimsenin onayıyla büyümez, kimsenin sözüyle küçülmez. Sadece kendi vicdanının, kendi emeğinin ve kendi sevgisinin ışığında yürümeye devam eder.

Devamını Oku
Selin Özalan

Sevgili ebeveynler,

Bir çocuğun en güvenli limanı, kendi evidir. Ama bazen en ağır yaraları da çocuk, o evin içinde alır. Psikolojide en derin travmalar, en çok güvenmesi gereken insanlardan gelen yaralardır. Çünkü çocuk, anne ve babasının sevgisini koşulsuz görmek ister. Görmediğinde ya da sürekli eleştirildiğinde, bu yara ruhuna kök salar ve ömür boyu taşınır.

Birçok ebeveyn “Ben şaka yapıyordum” der. Ama şunu bilmelisiniz: Çocuğunuz için şaka olan bir söz, kimliğine saplanmış bir bıçak olabilir. Küçük yaşta yürüyüşü, kilosu, konuşması, başarısı ya da hayalleriyle dalga geçilen çocuk; yıllar sonra bile o sözleri beyninde tekrar tekrar duyar. Bu, sadece bir anlık kırgınlık değildir. Bu, benlik saygısına vurulmuş ağır bir darbedir.

Devamını Oku
Selin Özalan

Aşk ansızın kapını çalar; en umutsuz anında, inancın tükenmişken bile. Sen “olmaz” dediğin yerde, hayat bir pencere aralar ve içeriye hafif, sıcak bir ışık sızar. O ışık önce küçük bir umut olur; sonra yürüdüğü her köşeyi aydınlatan bir yol.

Belki planların yoktu, belki kalbin eskisi kadar cesur değildi. Yine de bir bakarsın, gülüşü en karanlık zamanının kapısını çalıyor; sesinde daha önce hissetmediğin bir tanıdıklık, dokunuşunda ev gibi bir sıcaklık. Aşk öyle gelmiştir: haber vermeden, acele etmeden, hayatı yeniden örmeye niyetliymiş gibi.

İyi ki dediklerimiz vardır hayatta. İyi ki karşılaştın, iyi ki tebessümün vardın, iyi ki el ele yürüdüğünüz sabahlara uyanıyorsunuz. Her “iyi ki” birer hatırlatmadır — kaybettiğini sandığın inancın yeniden filizlendiğine dair sessiz bir kutlama.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bir zamanlar sana ait olan kalbim vardı…
Kırılgan, saf ve sadece seni seven.
Senin bir bakışına umut bağlayan,
Bir mesajına dünyaları sığdıran bir kalpti bu.
Ama sen o kalbi ellerinle parçaladın…
Üstelik hiç çekinmeden. Ben sana koşarken, sen benden uzaklaştın.

Devamını Oku
Selin Özalan

Aşk dedikleri şey insanı iyileştirmeli, ama ben onunla her geçen gün biraz daha kırıldım, biraz daha yoruldum. Sanki kalbim her kavgada parça parça oldu ve ben o parçaları toplarken hep yalnız bırakıldım.

Ben sevdim, hem de en saf hâlimle. Çabaladım, sustum, affettim. Ama onun sevgisi hep lafta kaldı. Çabalamadı, yanımda durmadı, küçük şeyleri büyütüp kalbimi incitecek sözlerle üstüme yıktı. Oysa ben sadece sevilmek, anlaşılmak, değer görmek istemiştim.

Kırıldım… Öyle sözler işittim ki, geceler boyu o cümlelerin yankısıyla uyuyamadım. Yıprandım… Çünkü her tartışmada ruhum biraz daha daraldı, içimdeki ışık biraz daha söndü. Yoruldum… Sevilmek için savaşmaktan, her defasında kendimi anlatmaktan, hep eksik hep yanlış görülmekten…

Devamını Oku