Selin Özalan Şiirleri - Şair Selin Özalan

Selin Özalan



Benim babama olan kırgınlığım küçüklüğümden geliyor. Önceden her şey bana tozpembe görünürdü, sonra yaş aldıkça annemin gözlerindeki hüznün sebebini öğrendim. İçimde hiç istemediğim bir kırgınlık oluştu babama karşı. Normalde iyi anlaştığımız zamanlar oldu, ama sonra bir şeyler değişti. O beni duymadı, ben onu… Evde kavgalar başladı. Babam alkol içip eve geç saatlerde gelirdi. Eve gelir, susmaz, bazen anneme bağırırdı. Ben annemi savununca bana da kızardı. Küçücük sebeplerden koca bir kavga çıkarır, sonra kafayı vurup yatar, sabaha hiçbir şey hatırlamazdı.

Ben babam gibi birine âşık olmaktan hep korkardım. Ama sonra bir baktım ki aynı babam gibi birine âşık olmuşum. İnsan, ne eksikse hep onu özlüyor galiba. Bizim hiçbir şeyimiz eksik olmadı, ama zor zamanlarda birbirimize destek olmak yerine birbirimizden uzaklaştığımızı fark ettim. Annem saatlerce babamın yolunu gözlüyor… “Neden?” diye soruyorum kendi kendime. Neden bir insan bir kadına bunları yaşatır? Erkek olmak özgürlükse, her şeyi yapabilme yetkisi veriyorsa, ben böyle adamlığa başlarım.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazı hayatlar vardır… baştan sona planlı, net, çizgileri belirli.
Ve bazı hayatlar vardır; başkalarının çizdiği bir yolda başlayıp, insanın kendi yolunu sonradan aradığı.

Bu yazı, ikinci türden olanlar için.

İnsan her zaman kendi seçtiği yerden başlamaz. Bazen bir okul, bazen bir aile beklentisi, bazen de hiç sormadan verilen kararlar… Daha ne olduğunu bile anlamadan bir yolun içinde bulursun kendini. Ve bir noktadan sonra fark edersin: yürüdüğün yol sana ait değil.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsan psikolojisi çoğu zaman duygular üzerinden tanımlanır; ancak duygu, sanıldığı gibi yalnızca içsel bir his ya da kontrol edilmesi gereken bir zayıflık değildir. Duygu, beynin çevreyle kurduğu ilişkinin biyolojik bir sonucudur. İnsan, hissettiği için değil; hayatta kalmak, uyum sağlamak ve anlam üretmek zorunda olduğu için duygulanır. Beyin, duygu üretmeden karar veremez. Bu nedenle duyguyu dışlayan her yaklaşım, insanı eksik tanımlar.
Duygular tek bir merkezden doğmaz. Hafıza, beden, geçmiş deneyimler ve çevresel uyarılar eş zamanlı olarak değerlendirilir. Beyin, bu verilerden bir anlam çıkarır ve buna uygun bir duygusal durum oluşturur. Bu süreç romantik bir anlatı değil, biyolojik bir hesaplamadır. İnsan üzülmez çünkü zayıftır; üzülür çünkü kaybı fark eder. Korkmaz çünkü cesaretsizdir; korkar çünkü tehlikeyi tanır. Öfkelenmez çünkü kötüdür; öfkelenir çünkü sınırı ihlal edilmiştir. Duygular, insanın kendini koruma biçimidir.
Toplum ise bu biyolojik gerçekliği çoğu zaman görmezden gelir. Duygular ayıplanır, bastırılır ya da küçümsenir. Güçlü olmak, sabretmek ve idare etmek yüceltilir. Oysa bu davranışların çoğu, sinir sistemi üzerinde yıpratıcı bir etki yaratır. Sürekli sabreden birey, bedeninde çözümlenmemiş stres taşır. Sürekli idare eden kişi, kendi ihtiyaçlarını tanımlayamaz hâle gelir. Bu durum zamanla bireyin kendisine yabancılaşmasına yol açar.
Toplum, düzenini korumak adına bireyin iç dünyasını törpüler. Uyum adı altında bastırma, edep adı altında suskunluk, ahlak adı altında korku öğretilir. Bu öğretiler bilimsel değildir; işlevseldir. Çünkü sorgulamayan, hissettiğini dile getirmeyen ve sınır koyamayan birey, yönetilmesi en kolay bireydir. Duygular düzen bozucu olarak kodlanır. Oysa düzeni bozan duygu değil, ifade edilmesine izin verilmeyen duygudur.
Toplum, bastırılan psikolojik yükü bireysel bir sorun gibi sunar. Kaygı kişiselleştirilir, tükenmişlik normalleştirilir, depresyon zayıflıkla eş tutulur. Böylece yapısal sorunlar görünmez kılınır. Akademik açıdan bu durum kolektif bir bilişsel çarpıtmadır. Toplum, bireyin verdiği doğal psikolojik tepkileri patoloji olarak etiketlerken; bu tepkileri doğuran koşulları sorgulamaz.
Uzun çalışma saatleri, duygusal emeğin değersizleştirilmesi, kronik belirsizlik ve sosyal baskı; sinir sistemini sürekli alarm hâlinde tutar. Buna rağmen bireyden sakin, uyumlu ve üretken olması beklenir. Bu beklenti biyolojik olarak sürdürülemezdir. Beyin, sürekli tehdit algısı altında sağlıklı işleyemez. Buna rağmen toplum, bu durumu bireyin kişisel yetersizliği gibi sunar.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bir zamanlar sana inanan bir kalp vardı…
Seninle bir ömür hayal eden, senin için herkesi ve her şeyi karşısına alan bir yürek.
Ama o yürek, en çok seninle kırıldı.
Senin sessizliğinle, ilgisizliğinle, yok sayışlarınla paramparça oldu. Ben seni sadece sevmedim…
Sana inandım, sana güvendim. O mesaj gelir diye umut ettim, Ama hiçbir zaman gelmeyeceğini bile bile bekledim.
Ve bu bekleyişte kendimden, gururumdan, uykularımdan vazgeçtim.

Devamını Oku
Selin Özalan

Seni severken neden beni hep ittin?
Herkese bahar bahçe olurken bana hep dikenli yollar sundun. Oysa ben her defasında ellerimde çiçeklerle sana geldim. Ama sen, gözlerimin içine bakarak o çiçekleri ezdin. Kalbimi anlaman için çok çabaladım, bir kez olsun anlayış göstermeni istedim… Ama sen beni hiç duymadın, hiç anlamadın.

Bizim hikâyemizi senin çabasızlığın bitirdi.
Aramıza görünmez duvarlar örüldü. Bir telefon uzağımdaydın ama arayamadım. Ezbere bildiğim yollardan gözyaşlarımla geri döndüm. İşte bu yüzden, artık senin için ağlamayacağım.

Devamını Oku
Selin Özalan

Aşk… Ne büyük bir kelime. Söylenişi yumuşak, ama etkisi fırtına gibi. Bir insanı her şeyinle sevmek… Eksikleriyle, geçmişiyle, suskunluklarıyla… Hani bazen gözlerine baktığında, dünyanın sustuğunu hissedersin ya… İşte öyle bir şeydi benimkisi. Kalbimi onun ellerine teslim ettim, gözyaşlarımla mühürledim. Ama aşk bazen yalnızca bir kişinin savaşına dönüşür. Sen “biz” dersin, o hâlâ “ben”de kalır. Sen emek verdikçe, o uzaklaşır. Sımsıkı tuttuğun eller bir gün ansızın soğur. Ve anlarsın… Sevgiyle beslediğin kişi, seni en çok acıtan olurmuş.
İhanet işte böyle gelir; gizlice, sessizce… Önce bakışlar değişir, sonra kelimeler eksilir. Gözlerinin içine bakmadan kurulan cümleler, kalbine saplanan bıçak gibi olur. Ve en kötüsü, çok sevdiğin birinin, seni nasıl kırabildiğini görmek… Sen hâlâ onun için dua ederken, o başkasına sarılır. Sen “dönebilir” diye umut ederken, o çoktan gitmiştir bile. Geriye kalan sensin… Kalbinin enkazında bir başına… Sıcaklığına alıştığın eller, şimdi başkasının avuçlarında.
Ama bil ki , çok sevmek suç değil. Aksine; senin ne kadar güçlü, ne kadar gerçek olduğunu gösterir. Hayal kırıklığına uğraman, hâlâ yürek taşıdığını gösterir. Unutma, ihanet eden sevemez… Seven aldatmaz, seven bırakmaz… Sen kalbindeki saf sevgiyi taşı, o bir gün seni hak edenle buluşacak. Çünkü sen yıkılmadın… Sadece biraz kırıldın.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazen birine rastlarsın, bütün hayatı seninkinin tam tersidir. Sen sağ derken o sol der, sen “olur” dediğinde o “asla” der. Ve işin garip tarafı, birbirinizden bu kadar uzak, bu kadar zıt olmanıza rağmen yine de kalbiniz ona kayar. Ben de böyle bir çelişkinin tam ortasındayım.

O, sevdiğini söylüyor. Ama sevmek sadece kelimelerle olmaz ki... Sevmek, çabalamaktır; varlığını hissettirmektir, bir sorun çıktığında el ele verip üstesinden gelebilmektir. Oysa o, en küçük pürüzü dağ gibi büyütüyor. Sanki en ufak rüzgârda devrilecek bir köprünün üstünde yürüyoruz. Her kavga, her tartışma, bir uçurum gibi açılıyor aramızda.

En çok da diline takıldım. Ağza alınmayacak sözler savuruyor, kalbimi paramparça edecek cümleler kuruyor. O an içimde bir şeyler kırılıyor, sessizce dağılıyor. Çünkü bilirim ki en ağır darbeyi yumruk değil, sevdiğin insanın sözü vurur.

Devamını Oku
Selin Özalan

Sana daha önce yazdığım mektuba hiç cevap gelmedi. Zaten bekliyor muydum, ondan da emin değilim. Ama insan, içinde konuşamadığı ne varsa bir kâğıda dökmek istiyor. Yoksa boğuluyor. Ben boğuluyorum. Yazdıklarımı okudun mu, bilmiyorum. Ama içimde sana dair o kadar çok şey birikti ki, sustukça daha çok canım yanıyor. Cevap vermeni istemiyorum aslında. Sadece... Bir zamanlar sevdiğim insanın, beni hiç yok saymadığını bilmek isterdim. Ben hâlâ aynı yerdeyim. Bıraktığın gibi değilim belki, ama yerim aynı. Seninle yürüdüğüm yolları hâlâ ezbere biliyorum. Birlikte baktığımız o gökyüzü, artık biraz daha gri. Sen gittin ya, renkler bile biraz silik kaldı sanki. Sana kızmıyorum artık. Kızgınlığım bile geçecek kadar zaman geçti aradan. Ama kırgınlığım... O hâlâ yerli yerinde duruyor. Çünkü "gidecek" gibi değil, "hep kalacak" gibiydin. Ama işte, bazen en çok kalacak dediğimiz insanlar, en sessiz gidenler oluyor. Biliyor musun, hâlâ bazen adını duyunca irkiliyorum. Kalbim alışmadı sanırım, senin bir yabancı oluşuna. Oysa bir zamanlar seninle ilgili her şey, evim gibiydi bana. Bazen düşünüyorum... Cevap verseydin, ne değişirdi? Belki hiçbir şey. Belki her şey. Ama artık biliyorum, bazı mektuplar cevapsız kalır, bazı hikâyeler yarım biter.Ve bazı sevgiler... Sadece birinin içinde yaşar, sessizce, kimseye çaktırmadan. Bu da öyle bir şey işte. Ben seni içimde taşımaya devam ediyorum. Sen bilmiyorsun, ama ben hâlâ arada seni hatırlayıp "keşke" diyorum… Ve sonra sustuğum yerden yeniden yazıyorum.
Cevap beklemeyen biri.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bir sayfanın tam ortası...
Yine yazıyorum. Bu defterin kaçıncı sayfası oldu bilmiyorum artık. Belki hiçbir zaman okumayacaksın, belki adını bile anmayacağım bir gün... Ama bugün yine içimde susturamadığım bir “sen” var. Ve biliyorsun, ben içimde kalanı hep kelimelere emanet ettim. İlk mektubuma cevap gelmedi. Zaten beklememiştim. Ama insan bazen bir işaret ister ya… Bir şarkıda denk gelmek gibi, bir sokakta yüzünü hayal etmek gibi. Zaman geçti. Ben geçti derken aslında geçmediğini öğrendim. Sadece susarak alışıyormuş insan. Ve susunca bazı duygular derinlere inmiyor, aksine kök salıyormuş. Hâlâ bazen bir şarkı çalıyor, ve içimde eski ben uyanıyor. Sana ilk sarıldığım günü hatırlıyor mesela, sonra da hiçbir şey demeden gidişini… Bazen düşünüyorum, o günleri yaşamasaydım eksik mi kalırdım, yoksa bu kadar acır mıydı içim? Sonumuzun böyle olacağını bilseydim, o yolu seninle yürümek ister miydim? Bu sorunun cevabını hâlâ bulamıyorum. Ama cevapsız kalmış bir mektubun arkasından gelen bu satırlar, belki sadece bana yazılmış. Belki de sana değil artık… Kaybolan o “biz”e. Kapatıyorum defteri bu gece. Ama biliyorum, yine açacağım. Çünkü bazı duygular bitmiyor, sadece yazı bekliyor.
İçinden hâlâ seni taşıyan bir kalp

Devamını Oku
Selin Özalan



Güven problemleri: İnsanlara kolay güvenemezler, İlişkilerinde sürekli şüphe duyarlar.

Yalnızlık hissi: Kalabalıkta bile kendilerini yalnız hissedebilirler, çünkü aidiyet duygusu gelişmemiştir.

Devamını Oku