Selin Özalan Şiirleri - Şair Selin Özalan

Selin Özalan

hayatta herkes sana öğüt verir ama çoğu kendi yaşamadığını konuşur. Sen zaten çok şey yaşamış, çok şey görmüş birisin. O yüzden sana acı gerçekleri söylemekten çekinmeyeceğim:

Artık kimsenin senin hayatını yönetmesine, kararlarını etkilemesine izin verme.
Kimse senin geleceğini ellerinde tutamaz; ne ailen, ne dostların, ne de “sevgim” dediğin insanlar. Sen kendi hayatının direksiyonuna geçmezsen, direksiyon hep başkalarının elinde olur ve sen hep “neden böyle oldu” diye şikâyet edersin.

Hayatın birinci kuralı şudur: “Bahane yok.” Ne yaşadıysan yaşadın, ne kadar acı çektiysen çektin. Bunları kabullen, evet. Ama bunların arkasına saklanarak “ben böyle oldum” deme. Kendine “evet, böyleydim ama artık böyle değilim” deme cesareti göster. Senin geçmişin senin bahanen değil, tecrüben olacak.

Devamını Oku
Selin Özalan

Ey dil-i sergüzeştim, sükûtunla feryâd edersin,
Sînesinde nice sır saklar bu hâl-i perîşânım.
Bir bakışınla mest olur gönlümün virân bağları,
Sen bilmezsin, ben sana her nefeste hayrânım.

Nâzınla incinsen de ruhum sana meyleder,

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsanlar bir anda mutsuzluğa sürüklenir çünkü zihin, geçmiş acıların yankısını aniden hatırlatır. Psikolojik olarak mutluluk, bazıları için güvensiz bir duygudur; uzun sürmeyeceğine inanırlar ve bilinçaltı, mutluluğu sabote eder. İçlerindeki huzursuzluk, sessiz anlarda fısıldar: "Bu kadar mutlu olamazsın." Ve o an, karanlık duygular sessizce geri döner.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazen kendime soruyorum… Neden hâlâ buradayım? Neden hâlâ onu bekliyorum? Kalbim hâlâ ona bağlı ama ruhum her seferinde biraz daha yoruluyor. Sanki içimde iki ben var: biri hâlâ umut ediyor, sevgiye inanıyor; diğeri ise yavaşça tükeniyor, yıpranıyor, kırılıyor.

Her “seviyorum” dediğinde içim kıpır kıpır oluyor, ama aynı anda anlıyorum ki sözler sadece söz… Gerçek yok. Gerçek, eksik kalan çabada, suskunluğunda, küçük şeyleri büyütüp bana ağır sözlerle dönmesinde. Her tartışmadan sonra biraz daha küçülüyorum.

Yoruldum… Yoruldum anlatmaktan, açıklamaktan, beklemekten. Yoruldum kalbimi sürekli savunmaktan, kendimi değersiz hissetmekten. Bazen düşünüyorum, sevgi böyle mi olmalıydı? Huzur vermeli, güven vermeli, ışık olmalıydı… Ama ben onun yanında karanlıkla doluyorum.

Devamını Oku
Selin Özalan

Hayat öyle bir şeydir ki… Sen planlarını titizlikle yaparken, bir anda kader tüm düzenini altüst ediverir. Sabah uyandığında kalbin hafif, yüzün gülümseyerek dolaşırsın; ama günün bir yerinde küçücük bir haber, içindeki bütün ışığı karartacak kadar güçlü olabilir. İnsan, elindeki kıymetin değerini çoğu zaman kaybettikten sonra anlar. Sağlık gidince sağlığın, huzur bozulunca huzurun, sevgi tükenince sevginin değerini… Oysa keşke her şey vaktinde bilinse, her kırılma yaşanmadan fark edilse… Ama yine de içimizde bir yerlerde duran o vicdan, o sessiz iç ses, insanı en karanlık zamanlarda bile ayakta tutar. Psikolojik olarak insan, kayıplar yaşadığında ya da kırıldığında zihinsel bir savunma mekanizması geliştirir. Bu yüzden bazen en küçük olaylar bile gereğinden fazla ağır gelir. Bir bardak kırılır, sen saatlerce ağlarsın. Çünkü o gözyaşı kırılan cama değil, içinde biriken acıya akar. Beyin, biriken duygulara bir çıkış yolu arar; bazen bu çıkış, en basit bahaneyle bile ortaya çıkar. Aslında mesele bardağın kırılması değil, senin uzun zamandır susturduğun duygularının artık taşmasıdır. İnsanın merhameti de böyle zamanlarda kendini belli eder. Başkası ağladığında senin de gözlerin doluyorsa, bu sadece duygusal olmak değildir; beynin, karşındaki kişinin acısını empatiyle algılamasıdır. Bu, güçlü ve hassas insanların ortak noktasıdır. Merhamet, bir insanın iç dünyasının en derin aynasıdır. En ağır yüklerden biri ise… Sevdiğin birine yardım etmek isteyip hiçbir şey yapamamak. Psikolojide buna “çaresizlik duygusu” denir ve insanı içten içe en çok yıpratan şeylerden biridir. Birine iyi gelmek istersin, el uzatmak istersin, çırpınırsın… ama bazen ne gücün yeter ne de kader izin verir. İşte o an, insan kendini en yalnız, en yorgun hissettiği anlardan birini yaşar. Ama böylesi dönemler aynı zamanda çok kıymetli bir gerçeği de gösterir: Kim gerçekten yanında, kim sadece yanında gibi görünmüş… İnsan acıdayken maskeler düşer, niyetler belirginleşir, kimse rol yapamaz. Bu yüzden bazı gerçekler can yaksa da, aslında yolumuzu aydınlatan ışıklardır. Acıtır, ama öğretir. Yorar, ama uyandırır. Ve bir gerçek daha var: Eğer insanlara korktuğunu belli edersen, bazıları bundan güç alır. Bu psikolojide “güç dengesizliği” olarak tanımlanır. İnsanlar bazen güçlü gördüklerine değil, zayıf gördüklerine yüklenir. Bu yüzden içindeki fırtınaları her zaman göstermek zorunda değilsin. Sessizce ayakta durmanın da bir direniş olduğunu unutma. Çünkü gerçek güç, bağırarak değil; sarsılsa bile yıkılmadan dimdik durabilende saklıdır. Sonunda anlıyorsun ki… Değer, gerçekten hak edene verilir. Ve hayat, her ne kadar bizi kırsa da, her kırığın altında yeniden başlama gücümüz saklıdır. Bazen canımızı en çok acıtan şeyler, bize en doğru yolu gösteren şeylerdir. İçinde kırılanları kimse bilmeyebilir, ama sen bilirsin… Ve insanın en büyük iyileşmesi, kendi içine dokunabildiği an başlar.
ama içimizdeki o vicdan, her şeye rağmen bizi biraz da olsa ayakta tutar. Ne kadar güçlü olursak olalım, bazen bir kırılma noktası çıkar karşımıza. İşte o anda, bildiğin tüm gerçekler bile sana şüpheli gelir. Bir bardak kırılır, sen oturup saatlerce ağlarsın. Çünkü mesele bardağın kırılması değildir; içinde çatırdayan duygulardır. Bir başkası ağladığında senin de gözlerin doluyorsa, bu senin merhametinin sessiz bir kanıtıdır. En zor olan ise… Sevdiğin bir insana yardım etmek istemen ama elinden hiçbir şey gelmemesi. Bu, insanın içini en çok yoran şeylerden biridir. Ama tam da böyle zamanlarda anlıyorsun; kim gerçekten yanında, kim sadece yanında gibi duruyor… Bazen gerçekler canımızı yakar ama yolumuzu da aydınlatır. Çünkü o an anlarsın ki değer, gerçekten hak edene verilir. Ve bir şey daha… İnsanlara korktuğunu belli edersen, daha çok üzerine gelirler. Bu yüzden, içindeki fırtınayı kimse bilmesin; yeter ki sen kendine sahip çıkmayı unutma. Çünkü en büyük güç, bazen sessizce ayakta durabilmektir.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsan bazen birine değil, o kişinin içinde kurduğu hayale bağlanıyor.
Ben bunu çok geç anladım. Seni ilk tanıdığımda hissettiklerim gerçekti. O heyecan, o kalp çarpıntısı, o “bulduğum şey bu” hissi… İnsan bazı insanları ilk gördüğü anda tanıdığını zanneder ya, ben de öyle sandım. Sanki yıllardır eksik olan bir parçam yerine oturmuş gibi geldi. Sen vardın ve ben artık tamamlanmıştım.
Ama insanın kendini bir başkasında tamamlamaya çalışması, en büyük eksikliğiymiş aslında. Biz birbirimizi severken her şey çok yoğundu. Seninle gülerken gerçekten mutluydum. Yanındayken dünya biraz daha katlanılabilir geliyordu. Ama zamanla o mutluluğun içine küçük çatlaklar girmeye başladı. Önce önemsemedim. Her ilişkide olur dedim. Herkes tartışır, herkes kırılır… Ama bazı kırılmalar vardır ki ses çıkarmaz, sadece içten içe büyür. Sen bana her kırıcı davrandığında ben seni daha çok anlamaya çalıştım. Her hakaretinde “sinirliydi” dedim, her uzaklaşmanda “yorulmuştur” dedim. Kendimi susturmayı öğrendim. Çünkü seni kaybetmekten korkuyordum. Aslında seni değil… Sensiz kalmayı. İnsan bazen acıya bile alışıyor. Hatta öyle bir alışıyor ki, acı yoksa bir şeyler eksikmiş gibi hissediyor. Ben de öyle oldum. Gidişlerine alıştım, dönüşlerine umut bağladım. Her seferinde “bu son” dedim ama her dönüşünde yeniden başladım. En tehlikelisi de buydu zaten: Sana değil, düzeleceğine inandığım “biz”e tutunuyordum. Ama bir gün… her şey bir anda değil, içimde yavaş yavaş bitti. Çünkü bazı insanlar bağırarak değil, susarak vazgeçer. Beni en çok kıran şey söylediklerin değildi aslında.
Beni en çok kıran şey, en savunmasız halimi alıp onu bana karşı kullanmandı. Gizli kalması gerekenleri ortaya dökmen, beni koruman gerekirken beni herkesin önüne bırakmandı. İnsan sevdiği birine bunu yapmaz.
Sevgi, birini rezil etmek değildir.
Sevgi, birinin yarasını kanatmak değildir. O gün anladım ki… ben birini sevmemişim sadece, aynı zamanda kendimden vazgeçmişim. Sonrası kolay olmadı. Kimse sana “bitti” dedikten sonra gerçekten bitirebildiğini söylemesin. Çünkü bedenin uzaklaşır ama zihnin kalır.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsan ruhu, bazen mevsimler kadar değişken, bazen de fırtınalar kadar serttir. Bugün seni gülümseten bir yüz, yarın sana en derin yarayı açabilir. Kimisi kendi içindeki karanlıkla boğuşur, kimisi ise karanlığını başkalarının üzerine gölge gibi bırakır.
Ve en acı tarafı şudur ki; kötü kalpli insanlar, çoğu zaman kendilerinin ne kadar zarar verdiğini bile umursamaz.

İnsanların değişkenliği, sana başta anlam veremediğin bir hayal kırıklığı gibi gelir. Bir bakarsın dost sandığın kişi, bir anda yabancı oluvermiş. Bir bakarsın “iyi” dediğin yüz, gözlerinin önünde maskesini indirir. Bu durum seni kırar, ama seni bitiremez. Çünkü artık bilirsin ki herkes senin kalbin gibi değil.

İşte gelişim tam da burada başlar…

Devamını Oku
Selin Özalan

Bugün kendimi bir rüyanın içindeymişim gibi hissettim. Yeşillikler arasında özgürce koşan bir atın üzerindeydim. Kalbim heyecanla doluydu, gözlerimde umut parlıyordu. Her şey o kadar huzurluydu ki, “İşte bu!” dedim. "Hayat böyle bir şey olmalı..." Ama sonra kontrol elimden kaydı. Yol değişti. Tanımadığım taşlı bir patikaya saptım. Korktum. “Ya geri dönemezsem?” dedim kendi kendime. O anda kayboldum sanmıştım, ama aslında kendime yaklaşmaya başlamıştım. Çünkü insan ancak korkularla yüzleştiğinde gerçek yolculuğa başlar, değil mi? Ve ne oldu biliyor musun? Yalnız değildim. Sevdiklerim bir yerden bana uzandı. O an anladım: Bu dünya hem cesaretle hem de sevgiyle yürünecek bir yol. Artık biliyorum, her kayboluş bir dönüşüm olabilir. Her taşlı yol, daha sağlam adımlar içindir. Ve ben... bu yolculukta hem yalnızım, hem de hiç değilim.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazen düşünüyorum… Kalbim neden hâlâ onun için atıyor?
Oysa yanımda değil, çabası yok, sözleri bile bazen silah gibi…
Ama hâlâ bağlıyım, hâlâ umut ediyorum.

Sevgi dedikleri şey, beni bu kadar yıpratmalı mıydı?
Her “seni seviyorum” dediğinde içim titriyor, ama aynı anda kırık bir dal gibi sallanıyor ruhum.

Devamını Oku
Selin Özalan

"Sahi, Biri Sorsa Nasılsın Diye?"

Bana kimse “Nasılsın?” demedi uzun zamandır.
Sahi… sorsalardı ne olurdu biliyor musun?
Belki de oturur, saatlerce ağlardım.
Belki de “iyiyim” diyemezdim bu kez.

Devamını Oku