Eğer insanlar bir şeyleri çok anlatıyor ya da anlatmaya çalışıyorsa içindeki o çocuğa bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyordur. Ona bazı şeyleri inandırmak için uğraşıyordur. Ve tüm uğraşı sırf bu yüzdendir. Eğer bir insan çok konuşuyorsa zamanında hiç konuşma fırsatı vermemişlerdir. Eğer bir insan çok gülüyorsa içinde çok acı şeylerle savaşıyordur. Gülüşü ile bastırmaya çalışıyordur. Ve bir insan hiç konuşmuyor ise zamanında çok konuşmayı denemiştir. Ve en iyi yöntemin susup dinlemek olduğunu öğrenmiştir. İnsanları anlamak istiyorsanız acılarını öğrenin, nelerle mücadele ettiğini öğrenin ve sonra açısının en derinine inin. Orada insanı anlıyorsunuz. Neden hep psikoloğa gittiğimiz de çocukluk anılarından başlar? Çünki insanları yoran o zamanda yaşadığı şeyleri, o zamanlar da travma biriktirir. Her şeyi hafızasına kayıt eder. Ve o zamanda yaşadığımız sıkıntılar geleceğimize yön verir. Bu yüzden de terapiye buradan başlanir çünkü insanı anlamanın acının en derinine inmek olduğunu bilirler. İşte bu yüzden diyorum ya bir insanı anlamak istiyorsanız acılarının en derinine inin sizce de artık kendinizi üzmek yormuyor mu? İçinizdeki masum çocuğa zarar vermeyin. Hala neges alıyorsaniz bazı şeyleri yapabileceğiniz ve şansınizın olduğunu gösterir. İçinizdeki çocuğu bastırmaya çalışıyorlar. Onun ışığını söndürüp karanlığa mahkum etmek istiyorlar. Ama umut fakirin ekmeğidir diyorlar ya aynen öyle umudun olmadığı yerde hiçbir şey kazanamazsın. Unutma vazgectiginde değil pes ettiğinde kaybedersin. Hakkını arayanları her zaman ezerler ve eğer eziliyor isen doğru yoldasın demektir. Renkli kişiliğinizi ortaya çıkarın.
Küçükken hayat daha kolaydı. Her şey bana tozpembe görünürdü. Babamı severdim, birlikte gülerdik. Ama yaş aldıkça bazı şeyleri daha net görmeye başladım. Özellikle de annemin gözlerindeki hüznü… O hüznün sebebini öğrendiğimde, içimde istemeden bir kırgınlık büyümeye başladı.
Babamla aramda görünmez duvarlar oluştu. O beni duymadı, ben onu anlamadım. Sonra evde sessizlik yerini kavgalara bıraktı. Babam artık eve geç saatlerde geliyor, alkol alıyor, bazen sebepsiz yere bağırıyor. Anneme, bana, herkese… Bazen sadece boş bir bardağın dolmaması bile tartışma sebebi olabiliyor. Sonra vuruyor kafayı, yatıyor. Sabah hiçbir şey olmamış gibi uyanıyor. Ama biz… biz hep hatırlıyoruz. Özellikle ben.
Bir kız çocuğu babasına hayran olur derler. Ben de öyleydim bir zamanlar. Ama sonra büyüdüm ve fark ettim ki; ben babam gibi birine âşık olmaktan hep korktum. Ama kaderin tuhaf bir oyunu var; insan neyi özlediyse, ona benzerini arıyor. Ben de farkında olmadan, babama benzeyen birine kalbimi kaptırdım. Belki de eksik olan sevgiyi tamamlamaya çalıştım. Oysa sevgi böyle öğrenilmemeliydi.
Hayat bazen üst üste darbeler indirir, bazen beklediğimiz kişi gelmez, bazen hayallerimiz suya düşer. Ama şunu unutma: Hayat, senin dertlerini bekleyip çözmeni beklemeyecek, o hızla akmaya devam edecek. O yüzden önce kendine dön. İçine bak. Ne hissediyorsun, tam anlamıyla anlamaya çalış. Çünkü ancak kendini tanıyan insan hayatın akışına yön verebilir.
İnsan hatalarıyla güçlenir, eksikleriyle tamamlanır. Kendinin eksik yanlarını sürekli görmek, seni zayıflatmaz; tam tersine, seni olgunlaştırır. Kimse mükemmel değil. Bu zamana kadar kim hata yapmadı ki? "Ben hiç hata yapmadım" diyen bile, belki de en büyük yanılgının içinde. Hatalarından utanma. Onlardan ders çıkar, büyü.
Şu an beklediğin kişi gelmedi diye hayata kendini kapatmak mı? Hayır. Hayat devam ediyor. Senin mutsuzluğunu önemsemeden akıp gidiyor. Ve zamanla yaş alıyor, olgunlaşıyorsun. Önce kendine hedefler koy. "Ben bunu istiyorum" de ve kararlarının arkasında dur. Ne olmak istiyorsun? Gelecekte kendini nerede görmek istiyorsun? Şu anda bulunduğun yer, yarınki seni nasıl şekillendiriyor, düşün.
Eğer sen kendine dönmezsen, yapacaklarının bir sınırı olmaz. Önce dur, kendine dön ve ne hissettiğini gerçekten anlamaya çalış. Kendinde sürekli eksikleri gördükçe, hayat seni daha çok yoracak. Oysa insan, eksikleriyle tamamlanır, hatalarıyla büyür ve olgunlaşır. Hepimiz hata yaparız... Kim hata yapmadı ki bu zamana kadar? “Ben hep doğruyum” diyenler bile bir gün mutlaka yanılmıştır. Şu anda beklediğin kişi gelmedi diye kendini hayata kapatman, inan bana, hiç de doğru değil. Hayat, sadece bir kişinin gelişiyle ya da gidişiyle bitmez. Hayat devam ediyor; hem de senin dertlerini umursamayacak kadar hızlı. Zaman akıyor ve sen her geçen an, yaş alıp biraz daha büyüyorsun. Önce kendi hedeflerini koy önüne. Ne istiyorsun? Ne olmak istiyorsun? Şu an bulunduğun yerden bakınca, gelecekte kendini nasıl görmek istiyorsun? Bunları düşün. “O bana bunu yaptı, bu bana acı verdi...” diye tekrar tekrar düşündüğünde, bil ki o kişi çoktan yoluna devam etmiş bile. Oysa sen, aynı acının içinde kendi kendini tüketiyorsun. Düşünmek insana güç verir, ama sürekli kötü düşünmek ruhu karartır. İyi düşünmeyi dene. Mutluluğu hayata çağır. Çünkü hayat, aslında sana her gün yeniden hediye veriyor. Yeter ki bakmayı, görmeyi ve şükretmeyi bilelim. Önemli olan, hatalarından ders çıkarıp, kendine yeni bir yol çizebilmek. Unutma: Sen nasıl bir hayat istiyorsan, o hayatı kendi ellerinle kuracaksın. Evet, insanlar bazen hayatımıza ders olsun diye girer. Bazen gözümüzü açmak için gelirler. Ama en büyük karar yine sende olacak. Her zaman kalbinin sesini dinle. O sana en doğru yolu fısıldar. Eğer sana kötülük yapan birine, sen de kötülükle karşılık verirsen... Onunla aynı yerde buluşmuş olursun. Bu yüzden, kalbini kirletme. Kendini değerli hisset, kendini sev. Başkalarından sevgi beklemek yerine, önce kendine şefkatle yaklaş. Göreceksin, sen kendini sevdikçe hayat da seni sevecek. Şu an nefes alabiliyorsan, hâlâ şanslısın. Yürüyebiliyorsan, hayatın sunduğu güzelliklere doğru adım atmaya devam et. Yolda sana inanmayanlar olacak, seni küçümseyenler olacak. “Sen mi yapacaksın?” diyenler olacak. Aldırma. Sen doğru bildiğin yolda yürümeye devam et. Çünkü azim ve kararlılık, seni hayal ettiğin yerlere götürecek. Umudunu hiç kaybetme. Her şeyin bir nedeni var. Olması gereken oluyor, olmaması gereken de ne yaparsak yapalım olmuyor. Hayatı biraz da bu gözle görürsek, acılarımız bile anlam kazanır. Unutma, umutsuz insanlar karanlıkta kalır. İçindeki umut ışığını asla söndürme. O ışık seni hayata bağlayan en kıymetli şeydir. Başkalarının hayallerinin önünde durmasına izin verme. Senin hayallerin, senin yolun... Bazen mutluluk, bir çocuğun tebessümünde gizlidir. Bazen de yağmurda özgürce ıslanmakta... Ya da bir sabah yürüyüşünde, doğanın kalbini duymakta. Evren bize her gün hediyeler sunuyor. Yeter ki onları görecek gözlerimiz olsun. Sürekli kötü şeyler düşünürsek, kötü enerjiler yayarız ve sonunda hayatımıza da bunlar çekilir. O yüzden güzel düşün, güzel yaşa. Hayatın kontrolü, senin ellerinde. Sağlıkla, huzurla ve mutlulukla ilerle. Baharını kışa çevirmelerine izin verme. İçindeki o neşeli çocuğun sesine kulak ver. O çocuk hâlâ orada, hâlâ umut dolu. Ve en önemlisi: Kendine inan. Çünkü sen, düşündüğünden çok daha güçlüsün.
İnsan bazen en çok kendisiyle yorulur dışarıdan bakıldığında güçlü ayakta gülümseyen hayata devam eden biri gibi görünürken iç dünyasında durmaksızın sorgulayan eksik hisseden yetmediğini düşünen ve geçmişin yüklerini sırtında taşıyan bir yanıyla yaşar kendi hatalarının farkında olmak bunları başkasına değil hep kendine yöneltmek bir yandan olgunluk göstergesi iken diğer yandan ağır bir içsel yüke dönüşebilir çünkü insan sürekli kendini sorguladığında kendine karşı en sert yargıç haline gelir bu durumda öz şefkat gelişmez aksine kişi kendini sevmeyi hedeflese bile bilinçdışı düzeyde kendini cezalandırmaya devam eder psikolojide buna içselleştirilmiş eleştiri denir kişi geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimleri hayal kırıklıklarını terk edilme ya da değersiz hissettirilme anılarını zihninde tekrar tekrar canlandırır bu anılar zamanla birer düşünce kalıbına dönüşür yetersizim sevilmek için değişmeliyim hep ben fazla veriyorum beni anlayan olmayacak gibi cümleler insanın zihninde yer eder ve kişi bu düşünceleri gerçeklik sanmaya başlar oysa bunlar yaşanmışlıkların bıraktığı izlerdir geçmişin yüklerini atmanın zor olmasının nedeni de budur beyin özellikle duygusal olarak yoğun yaşanan deneyimleri uzun süre saklar bu yüzden insan alıştım unuttum dese bile benzer bir durum yaşadığında aynı acıyı yeniden hisseder geçmiş bugünün içine sızar güvenilen insanların hayal kırıklığı yaratması ise bağlanma yaralarını derinleştirir çok veren çok emek harcayan insanlar çoğu zaman sınır koymakta zorlanır ve ilişkilerde dengesizlik oluşur kişi kendini hep fazla değer veren olarak suçlamaya başlar oysa sorun çoğu zaman fazla sevmek değil kendini ikinci plana atmaktır başkaları tarafından sevilmek için kendinden eksiltmek zamanla tükenmişlik yaratır kişi sürekli uyum sağlamaya susmaya karşı tarafı üzmemeye çalışır kendi ihtiyaçlarını görmezden gelir ve içindeki duygular birikir en küçük olayda patlar bu öfke ağlama ya da içe kapanma olarak ortaya çıkar bu zayıflık değil uzun süre bastırılmış duyguların doğal sonucudur güçlü görünme çabası çoğu zaman geçmişte yaşanan kırılmaların sonucudur insan bir kez zayıfken incindiğinde bir daha aynı acıyı yaşamamak için kendine bir zırh örer gülümsemek umursamıyor gibi yapmak her şeyi tek başına halletmek bu zırhın parçalarıdır ama bu zırh ağırdır taşınması yorucudur insan zamanla kendi duygularına bile yabancılaşır yardım istemek zor gelir çünkü geçmişte anlaşılmamış yalnız bırakılmıştır bu yüzden destek istemek bilinçdışı düzeyde tehlike gibi algılanır oysa insan sosyal bir varlıktır duygusal destek psikolojik dayanıklılığın temel kaynağıdır yardım istemek güçsüzlük değil farkındalıktır ilaçlar bazen destek olabilir ama insanın içsel hikayesini tek başına iyileştirmez çünkü insan anlaşılmak ister dinlenmek ister yargılanmadan kabul edilmek ister yazmak bu yüzden önemlidir insan konuşamadığında yazar yazı bastırılmış duyguların güvenli çıkış kapısıdır kelimelere dökülen acı daha yönetilebilir hale gelir senin yazman farkındalığının göstergesidir artık istemeyene koşmamak gitmek isteyene dur dememek sınırlarının oluştuğunu gösterir bu büyümenin işaretidir vicdanının rahat olması değer sisteminin sağlam olduğunu gösterir kimseye bilerek zarar vermemiş olmak içsel bütünlüğünün kanıtıdır ama buna rağmen yorulmuş hissetmen çok insani sürekli güçlü olmak toparlayan taraf olmak anlayan olmak insanı tüketir dinlenme ihtiyacı ruhun sana gönderdiği bir sinyaldir dur nefes al kendine dön demektir gerçekten başını birinin omzuna yaslama isteği güvenli bağlanma arzusudur insan olduğu haliyle kabul edilmek ister anlatmadan anlaşılmak ister savunma yapmadan sevilmek ister bu bir zayıflık değil sağlıklı bir ihtiyaçtır yaşadıkların seni tanımlar ama sınırlamak zorunda değildir öğrendiklerin büyüdüğünü gösterir artık kendine şefkat göstermeyi de öğrenme zamanın gelmiştir kendine şefkat ben elimden geleni yaptım herkes hata yapar yorulmam normal ben de destek hak ediyorum diyebilmektir kendinle konuştuğun dili fark etmek iyileşmenin temelidir çünkü insan en çok kendi sesinden etkilenir şu an hissettiğin şey tükenmişlik ile umudun aynı anda var olmasıdır bu çok kıymetlidir çünkü hala inanıyorsun hala sevebiliyorsun bu ruhunun pes etmediğini gösterir belki artık daha güçlü olmaya çalışmak yerine daha gerçek olmaya izin vermelisin yorulduğunu kabul etmek üzgün olduğunu söylemek bazen iyi değilim diyebilmek seni küçültmez insan yapar dinlenmek kaçmak değildir yeniden toparlanmaktır kendine alan açmaktır kendi ihtiyaçlarını ciddiye almaktır sen bunu hak ediyorsun ve unutma bu satırları yazabilen biri derin düşünebilen duygusal zekası yüksek farkındalığı güçlü biridir bu özellikler bazen yük gibi hissettirse de aslında en büyük zenginliğindir yalnız değilsin anlaşılmayı hak ediyorsun ve dinlenmek senin en doğal hakkındır
Kimsenin sizin ışığınızı elinizden almasına izin vermeyin. Siz parlamaya devam edin. Çünkü ışığınızdan rahatsız olanlar elbet size kötülük yapmaya çalışacaktır. Ama onları dinlemeyin, duymayın. Çünkü insan, kendinde olmayan her şeyi kıskanır. Ve sahip olmak istediklerine zarar vererek ulaşmaya çalışır. Ama bu sizin probleminiz değil.
Hiç kimse için kendinizi üzmeyin. Değmiyor. Çünkü yolun sonunda yine yalnızca kendinizle baş başa kalacaksınız. İşte bu yüzden kimseye bel bağlamayın. Herkesin bir gün gidebileceğini bilerek yaşarsanız, hayatta karşınıza çıkan kayıplar sizi yıkmaz, sadece güçlendirir. Bu bilinçle yaşarsanız, hayatınız daha gerçek ve daha anlamlı olur.
Ve unutmayın: Öfkenizi kontrol etmeyi öğrenin. Çünkü eğer öfkenizi kontrol edemezseniz, istemeden birçok hata yaparsınız. Ama bir gün öfkenizi bastırmadan ama doğru şekilde yönettiğinizde, işte o zaman büyüdüğünüzü fark edeceksiniz. Ve o gün, hayatınız bambaşka bir boyut kazanacak. Kimseyi umursamayın. Kendiniz için çabalayın. İstemediğiniz hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. “Aman kırılmasın, aman yanlış anlamasın” diye kendi sınırlarınızı yok saymayın. Hayır demeyi öğrenmek, kendinize olan saygının bir göstergesidir. Siz istemediğiniz şeyleri yapmaya devam ettikçe, başarılı olamazsınız; çünkü o başarı sizin başarınız olmaz. Yeri geldiğinde tavrınızı net bir şekilde gösterebilmelisiniz. Sizi incitecek hiçbir şeye göz yummamalısınız. Çünkü hayatta bazı duruşlar vardır ki, sizi yalnızca korumaz… Aynı zamanda yüceltir.
Kendinizden vazgeçmeyin. Işığınızdan korkanlar olabilir, ama unutmayın: Güneş parladığında herkes susar.
Yıllarca aynı gökyüzüne bakıp aynı acıları yaşamış ama birbirlerinden habersiz kalmış iki kalp vardı. Biri diğerini aradı, sessizce, bilinmeden… Sanki kalplerinde hep eksik bir parça vardı. Ve kader, en doğru zamanda, en beklenmedik şekilde onları yan yana getirdi.
İlk karşılaştıkları an, zaman durdu. Göz göze geldiklerinde kalplerinin derinliklerinden aynı fısıltı yükseldi: “İşte bu, aradığım…” O an, birbirlerini hiç tanımamış olmalarına rağmen yıllardır özlemini duydukları tanıdıklığı hissettiler. Çünkü o anda, ruhlarının kayıp parçaları birbirine kavuşmuştu.
Daha sonra konuştular… Yavaşça içlerini açtılar, acılarını, yaralarını, yalnızlıklarını birbirine anlattılar. Ve fark ettiler ki, kader onları sadece sevgileriyle değil, ortak acılarıyla da birbirine bağlamıştı. Onların yaraları, birbirlerine şifa oldu.
Toplum, kadına “yapma, sus, olur mu öyle şey, sen kadınsın” diyerek onu kalıpların içine hapsetti. Kadın olmanın zarafetini, sabrını ve gücünü görmezden geldi. Oysa kadın, sadece “anne” olduğu için değil, bir insan olduğu için el üstünde tutulmayı hak eder. Çünkü kadın; hayatın mimarı, sabrın öğretmeni ve sevginin en saf hâlidir. Yıllarca kadına biçilen roller “itaat et, sustur, dayan” cümleleriyle şekillendirildi. Bunun sonucunda ise sessiz, içten içe tükenen ama dışarıdan güçlü görünmeye çalışan bir nesil yetişti. Oysa bu baskılar sadece kadınları değil, tüm toplumu zehirliyor. Kadının sesinin kısıldığı bir yerde, toplum da susar. Psikolojik açıdan baktığımızda, sürekli bastırılan ve yargılanan bir kadın kimliği, zamanla özgüvenini kaybeder. Kendini ifade etmeye çekinir, çünkü çocukluğundan beri “kadın susmalı” öğretisiyle büyümüştür. Ancak susmak iyileştirmez, sadece içte biriken acıyı büyütür. Kadınlar sevilmeye, anlaşılmaya ve özgürce var olmaya ihtiyaç duyar. Erkekler ise çoğu zaman toplumun onlara yüklediği “güçlü ol” maskesinin ardında, empatiyi unuturlar. Çünkü çocukluktan itibaren onlara “duygularını gösterme, ağlama, sen erkeksin” denmiştir. Bu yüzden bir kadının hassasiyetini anlamakta zorlanırlar. Kadını anlamak, zayıflık değil; olgunluğun göstergesidir. Gerçek sevgi, birinin hayatını kontrol etmek değil; onun kendi dünyasında var olmasına alan tanımaktır. Kadın bir erkeğe yaslanmak için değil, birlikte yürümek için hayatına birini alır. Bir kadını susturarak değil, anlamaya çalışarak büyütürsünüz. Bu yüzden, kadınlara “dayan” demek yerine, “sen değerlisin” demek gerekir.
Çünkü kadının psikolojik olarak en çok ihtiyaç duyduğu şey, değer görmek ve anlaşılmaktır.
Kadınların sesini kısmak yerine, o sesi dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Toplum ancak o zaman iyileşmeye başlar. Unutmayın; kadına değer veren toplum, kendi geleceğine yatırım yapar.
Çünkü bir kadın, sadece kendi hayatını değil, bir nesli şekillendirir. Bir kadın…
Sadece doğduğu için sınırlarla çevrilen, ne giydiğine, nasıl konuştuğuna, nereye gittiğine karışılan bir varlık haline getirildi.
Kaybetmekten korktuğum şeyleri terk ettim.
Bu cümle, dışarıdan bakıldığında bir vazgeçiş gibi görünebilir. Oysa benim için bir kayıp değil, bir uyanıştı. Çünkü bazı şeyler insanın elinde kaldıkça değerli değil, insanı yoran bir yüke dönüşür. Ve ben, o yüklerin altında ne kadar kaldığımı, ne kadar kendimden uzaklaştığımı fark ettiğimde anladım: Asıl kaybettiğim şeyler değil, kendimdi.
İnsan bazen bir şeyi kaybetmemek için o kadar çok çaba gösterir ki, aslında kendini kaybettiğini fark etmez. Bir ilişkiyi, bir insanı, bir alışkanlığı ya da bir düşünceyi… Tutunmak, bazen sevginin değil, korkunun şekline dönüşür. “Ya giderse?” sorusu, zamanla “Ben ne istiyorum?” sorusunun önüne geçer. Ve insan, kendi hayatının içinde ikinci plana düşer.
Siz kendinize odaklanın; çünkü eğer kendinize değer vermezseniz kimsenin size gerçek anlamda değer ve sevgi göstermesi çoğu zaman mümkün olmaz, öncelik olarak insanın kendisini her haliyle kabul edebilmesi gerekir, kusurlarınızla savaşmak yerine onlarla barışmayı öğrenmelisiniz, çünkü insan kendisiyle barışmadığı sürece dış dünyada aradığı huzuru da tam olarak bulamaz, aynaya her baktığınızda sadece kusur aramak yerine o kusurların sizi siz yapan parçalar olduğunu fark edin, çünkü sürekli olumsuz düşünmeye devam ederseniz hayatı hep gri görmeye başlarsınız ve bu da zamanla yaşamı ağır, yorucu ve çekilmez bir hale getirebilir, o yüzden kendinize saygı duymayı, özgüvenli olmayı ve kendi değerinizin farkına varmayı öğrenin çünkü gerçekten kimsenin kimseye sürekli bir faydası yoktur, insanı yükselten de düşüren de büyük ölçüde yine kendi bakış açısıdır, değerinizi de saygınızı da aslında siz belirlersiniz, başkalarının sözlerine çok fazla takılmayın çünkü insanlar ne yaparsanız yapın konuşacak bir şey bulurlar, iyi de yapsanız kötü de yapsanız mutlaka bir yorumları olur, bu yüzden kendi cümleleriniz, kendi fikirleriniz ve kendi duruşunuz olsun, hayata karşı bir amacınız olsun ve o amaç doğrultusunda yürümekten vazgeçmeyin, hayatı her ne olursa olsun sevmeye çalışın çünkü hayat sadece güzel günlerden ibaret değildir, bazen insanın üstüne üstüne gelir, bazen nefes almak bile zor gelir, bazen her şey aynı anda üst üste biner ve insan kendini kaybolmuş gibi hisseder ama önemli olan bu duyguların içinde kaybolmamak, onlarla nasıl savaşacağını öğrenmektir çünkü insan bunu öğrendiğinde hiçbir duygunun esiri olmaz, elbette sizi üzecek, kıracak ve hayal kırıklığına uğratacak insanlar olacaktır çünkü herkes aynı değildir, bazı insanlar sizin enerjinizden, bazıları başarınızdan, bazıları ise sadece sizin ışığınızdan rahatsız olup onu söndürmeye çalışabilir ama ne olursa olsun kendinize olan güveniniz ve saygınız yerindeyse hiçbir insan sizi kolay kolay yıkamaz, bazen gerçekten acımasız olmayı da öğrenmek gerekir çünkü sürekli susmak, sürekli alttan almak ya da herkes kırılmasın diye kendini geri plana atmak bir süre sonra insanı yıpratır, insanlar sizi kırarken çekinmediyse sizin de kendinizi korurken çekinmemeniz gerekir, size nasıl geliyorsa öyle yaşayın ne eksik ne fazla, kimse için kendinizden vazgeçmeyin, değer verenle değer verilir vermeyene ise aynı şekilde karşılık verilir ve aslında hayatın en basit ama en çok unutulan gerçeği budur, biz çoğu zaman bu dünyanın bitmeyen telaşında kaybolurken kendimizi hep ikinci plana atarız, başkaları için yaşar gibi hissederiz ama aslında en çok unutulan şey insanın kendisidir, oysa insan kendini unutunca her şey eksik kalır, insanlar hep konuşur, iyi de yapsanız kötü de yapsanız her zaman söyleyecek bir şey bulurlar, bu yüzden siz kendi yolunuza bakın, arkanıza bakıp geçmişi taşımak yerine onu geride bırakmayı öğrenin çünkü geçmişi bırakabilmek insanın kendisiyle barışmasının en önemli adımlarından biridir, geçmişin yüklerini attıkça insan biraz daha hafifler, biraz daha net görmeye başlar ve kendine daha çok yaklaşır, çünkü siz isterseniz gerçekten her şeyi değiştirebilirsiniz ama bunun başlangıcı kendinize inanmanızdır, hayallerinizden vazgeçmemenizdir, yol kolay olmayacak bunu herkes bilir ama önemli olan kolay olmamasına rağmen devam edebilmektir, herkes bir şeyler söyler, herkes bir şeyler düşünür ama bazen en doğru şey herkese ve her şeye biraz sağır olmayı öğrenmektir çünkü bazı sesleri duymamak insanın kendi iç sesini daha net duymasını sağlar ve belki de en önemlisi budur; kendinizi duymak, kendinizi seçmek ve en sonunda kendi hayatınızın gerçekten sahibi olabilmektir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!