Selin Özalan Şiirleri - Şair Selin Özalan

Selin Özalan

Siz kendinize odaklanın; çünkü eğer kendinize değer vermezseniz kimsenin size gerçek anlamda değer ve sevgi göstermesi çoğu zaman mümkün olmaz, öncelik olarak insanın kendisini her haliyle kabul edebilmesi gerekir, kusurlarınızla savaşmak yerine onlarla barışmayı öğrenmelisiniz, çünkü insan kendisiyle barışmadığı sürece dış dünyada aradığı huzuru da tam olarak bulamaz, aynaya her baktığınızda sadece kusur aramak yerine o kusurların sizi siz yapan parçalar olduğunu fark edin, çünkü sürekli olumsuz düşünmeye devam ederseniz hayatı hep gri görmeye başlarsınız ve bu da zamanla yaşamı ağır, yorucu ve çekilmez bir hale getirebilir, o yüzden kendinize saygı duymayı, özgüvenli olmayı ve kendi değerinizin farkına varmayı öğrenin çünkü gerçekten kimsenin kimseye sürekli bir faydası yoktur, insanı yükselten de düşüren de büyük ölçüde yine kendi bakış açısıdır, değerinizi de saygınızı da aslında siz belirlersiniz, başkalarının sözlerine çok fazla takılmayın çünkü insanlar ne yaparsanız yapın konuşacak bir şey bulurlar, iyi de yapsanız kötü de yapsanız mutlaka bir yorumları olur, bu yüzden kendi cümleleriniz, kendi fikirleriniz ve kendi duruşunuz olsun, hayata karşı bir amacınız olsun ve o amaç doğrultusunda yürümekten vazgeçmeyin, hayatı her ne olursa olsun sevmeye çalışın çünkü hayat sadece güzel günlerden ibaret değildir, bazen insanın üstüne üstüne gelir, bazen nefes almak bile zor gelir, bazen her şey aynı anda üst üste biner ve insan kendini kaybolmuş gibi hisseder ama önemli olan bu duyguların içinde kaybolmamak, onlarla nasıl savaşacağını öğrenmektir çünkü insan bunu öğrendiğinde hiçbir duygunun esiri olmaz, elbette sizi üzecek, kıracak ve hayal kırıklığına uğratacak insanlar olacaktır çünkü herkes aynı değildir, bazı insanlar sizin enerjinizden, bazıları başarınızdan, bazıları ise sadece sizin ışığınızdan rahatsız olup onu söndürmeye çalışabilir ama ne olursa olsun kendinize olan güveniniz ve saygınız yerindeyse hiçbir insan sizi kolay kolay yıkamaz, bazen gerçekten acımasız olmayı da öğrenmek gerekir çünkü sürekli susmak, sürekli alttan almak ya da herkes kırılmasın diye kendini geri plana atmak bir süre sonra insanı yıpratır, insanlar sizi kırarken çekinmediyse sizin de kendinizi korurken çekinmemeniz gerekir, size nasıl geliyorsa öyle yaşayın ne eksik ne fazla, kimse için kendinizden vazgeçmeyin, değer verenle değer verilir vermeyene ise aynı şekilde karşılık verilir ve aslında hayatın en basit ama en çok unutulan gerçeği budur, biz çoğu zaman bu dünyanın bitmeyen telaşında kaybolurken kendimizi hep ikinci plana atarız, başkaları için yaşar gibi hissederiz ama aslında en çok unutulan şey insanın kendisidir, oysa insan kendini unutunca her şey eksik kalır, insanlar hep konuşur, iyi de yapsanız kötü de yapsanız her zaman söyleyecek bir şey bulurlar, bu yüzden siz kendi yolunuza bakın, arkanıza bakıp geçmişi taşımak yerine onu geride bırakmayı öğrenin çünkü geçmişi bırakabilmek insanın kendisiyle barışmasının en önemli adımlarından biridir, geçmişin yüklerini attıkça insan biraz daha hafifler, biraz daha net görmeye başlar ve kendine daha çok yaklaşır, çünkü siz isterseniz gerçekten her şeyi değiştirebilirsiniz ama bunun başlangıcı kendinize inanmanızdır, hayallerinizden vazgeçmemenizdir, yol kolay olmayacak bunu herkes bilir ama önemli olan kolay olmamasına rağmen devam edebilmektir, herkes bir şeyler söyler, herkes bir şeyler düşünür ama bazen en doğru şey herkese ve her şeye biraz sağır olmayı öğrenmektir çünkü bazı sesleri duymamak insanın kendi iç sesini daha net duymasını sağlar ve belki de en önemlisi budur; kendinizi duymak, kendinizi seçmek ve en sonunda kendi hayatınızın gerçekten sahibi olabilmektir.

Devamını Oku
Selin Özalan


Bazen herkes konuşur. Kimi sessizce yargılar, kimi yüksek sesle eleştirir. Ne yaparsan yap, eksik bulan birileri hep olur. Çünkü bazı insanlar başkalarının ışığına bakınca, kendi karanlıklarını fark eder. Ve bu onları rahatsız eder. Ama sen onların ne dediğine değil, ne hissettiğine bak. İçindeki o küçük ama güçlü sese kulak ver. O ses sana hep doğruyu söyler: “Bu benim yolum. Ben böyle yürümek istiyorum.” Hayat kısa. Bir başkasını memnun etmek için kendini kısıtlamak, en büyük haksızlıktır. İnsan yalnızca kendi kalbine dürüst olmalı. Çünkü gerçek başarı, iç huzurudur. Ve iç huzur, sadece kendin olduğunda gelir. Kendine inanmak, büyük laflar etmek değil. Sessizce, ama kararlı bir şekilde “Ben yaparım” diyebilmektir. Bazen yavaş ilerlersin, bazen tökezlersin. Ama yine de yürürsün. Çünkü biliyorsun: Bu yol sana ait. Hatalarıyla, doğrularıyla senin. Ve unutma, parlayan herkes önce bir süre karanlıkta büyür. Işığını saklama. Kimsenin gölgesi olma. Çünkü senin ışığın birilerine umut olabilir.
Kendine inan. Çünkü sen inandığında, dünya bile adımını duyacak kadar sessizleşir.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsan büyüdükçe her şeyin kolaylaşacağını sanıyor. Çocuklukta taşıdığı yüklerin bir gün omuzlarından sessizce kayacağını, korkuların zamanla küçüleceğini, kırgınlıkların ise yalnızca eski bir anı olarak kalacağını düşünüyor. Oysa zamanın öğrettiği ilk şey şu oluyor: İnsan büyüdükçe yükler kaybolmuyor, sadece onları taşıma biçimi değişiyor.

Bir süre sonra anlıyorsun ki hayat, herkesi aynı yerden sınamıyor. Kimisi kaybetmekten korkuyor, kimisi yalnız kalmaktan, kimisi anlaşılmamaktan. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünen insanların bile kimsenin bilmediği sessiz savaşları oluyor. Çünkü insanın en büyük mücadelesi çoğu zaman başkalarıyla değil, kendi zihniyle verdiği mücadeledir.

Zihin ilginç bir yerdir. Seni korumak isterken bazen seni en çok yoran yere dönüşebilir. Olasılıkları hesaplar, ihtimalleri sıralar, yaşanmamış acıları bile önceden hissettirmeye çalışır. Bunun adına kimi zaman kaygı derler, kimi zaman tedbir. Ama ikisinin arasındaki ince çizgiyi ancak yaşayan bilir. Çünkü insan bazen kötü ihtimali düşündüğü için değil, hazırlıksız yakalanmaktan korktuğu için her senaryoyu zihninde defalarca yaşar.

Devamını Oku
Selin Özalan

Bazen en güçlü görünenler en derin yaraları saklar. Ben de o güçlü yanımın ardına saklanırken küçük bir kızın sessiz çığlıklarını bastırdım. Gülüşlerim, “her şey yolunda” sözlerim; aslında yaralarımı gizleme savaşıydı. Ailemin geçmişime sıkıca tutunup beni yine aynı yerde vurmasından yoruldum. Anlatmak istedim, inanılmak istedim; ama her seferinde aynı döngü, aynı yaralar.

Ve sonra sen çıktın — yanında hissettiğim şeyin adı güven oldu. Geçmişinle değil, benimle ilgilendiğini söyleyen biri... Yaralarımı elindeki naziklikle sardın; varlığın bir siper oldu. Seninle yanındayken içimde bir yer huzurla doluyor, güvende hissediyorum ve bu, hafifleten bir nefes gibi.

Benim için doğru olanı seçmek korkutucu; çünkü öğrendim, yanlış ilişkiler beni daha derinlere çekebilir. Ama senin yanında olmak bana umut veriyor. Kendi sınırlarımı korumayı, yavaşça açılmayı ve önce kendi iyileşmeme öncelik vermeyi öğreniyorum. Belki bir gün ailem de anlayacak, belki anlamayacaklar — ama ben artık kendi sesimi duyurma cesaretini topluyorum. Yanımda olduğun için teşekkür ederim. Seninle, adım adım, yeni bir hikâye yazmak istiyorum.
Gülüşüm saklar gecemi,

Devamını Oku
Selin Özalan

Bu yazı bir savunma değil. Bir açıklama hiç değil. Bu, başıma gelenlerin beni eksiltemediğini; aksine kim olduğumu daha berrak hâle getirdiğini bilen birinin sessiz ama net duruşudur.
Bu metin bir vitrin için yazılmadı. Alkış almak, paylaşılmak, bir yerlere sığdırılmak için de değil. Bu metin; sessiz kaldığım, yutkunduğum, içimde büyüyüp kimseye göstermediğim her şeyin kelimeye dönüşmüş hâli. Okurken ben olduğumu hissetsinler. Çünkü bu yazı başka kimseye yakışmaz.
Ben, kolay vazgeçenlerden olmadım. Ama kolay tutunanlardan da değilim. Bir şeye bağlandıysam, onu yarım bırakmadım; bir insana güvendiysem, onu eksik sevmedim. İşte canımı en çok yakan da bu oldu zaten: Herkesi kendim gibi sandım. İçimin ölçüsünü başkalarının terazisiyle tartmaya çalıştım. Yanıldım. Hayat bana şunu çok erken öğretti: Güçlü görünmekle güçlü olmak aynı şey değil. Ben uzun süre güçlü göründüm. Çünkü ağlamayı erteledim, susmayı seçtim, kırıldığım yerde dik durdum. Ama güçlü olmak; her şeye rağmen yumuşamayı reddetmemekmiş. Ben bunu acıyla öğrendim.
Geçmişimde adını anmak istemediğim kırılmalar var. Güven diye sarıldığım ellerin, sırtımı döndüğüm anda nasıl çekildiğini gördüm. En savunmasız anlarımda bile kendimi savunmak zorunda kaldım. “Bu ben değilim” diye haykırdığım hâlde dinlenmedim. Utancı bana ait olmayan şeyleri sırtıma yüklediler. Ben sustum. Çünkü susmak bazen bağırmaktan daha ağırdır. Ama şunu hiç yapmadım: Kendimden vazgeçmedim. İçimdeki adalet duygusunu, vicdanı, merhameti kirletmedim. Bana kötülük yapanların adını dilime dolamadım; onları Rabbime havale ettim. Çünkü bilirim: Herkes yaşattığını yaşamadan gitmez bu dünyadan. Ben intikamı değil, dengeyi seçtim. Zamanla kalbim inceldi ama küçülmedi. Aksine, daha seçici oldu. Herkesi içeri almadım artık. Gülüşümü, sessizliğimi, hayallerimi herkese açmadım. Bu kibir değil; bu, kendini tanımak. Çünkü insan kendini tanıdığında, neye layık olduğunu da biliyor. Ben romantik bir saflıkla yaşamıyorum artık. Duygusalım, evet; ama kör değilim. Seviyorsam bilerek seviyorum, güveniyorsam sınayarak güveniyorum. Hayallerim var hâlâ—ama ayağı yere basan hayaller bunlar. Umutluyum, çünkü çok karanlıktan geçtim. Işığa inanmasam ayakta kalamazdım. Beni tanıyanlar bilir: Ben yarım cümlelerin insanı değilim. Netim. İçimden geçenle dilimden çıkan arasında uçurum yok. Sevmediysem mesafe koyarım, seviyorsam sahip çıkarım. Rol yapmayı beceremem; maske taşımayı hiç öğrenemedim. Belki bu yüzden çok yoruldum ama bir o kadar da gerçek kaldım. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Acılar beni sertleştirmedi, derinleştirdi. Kırıklarım beni çirkinleştirmedi, karakterimi belirginleştirdi. Ben artık sadece “dayanan” biri değilim; neyi istemediğini bilen, neye razı gelmeyeceğini netleştirmiş biriyim.
Ve evet, geleceğe dair içimde cesur bir umut var. Yeni başlayan bir hikâyenin eşiğindeyim. Bu kez acele etmiyorum. Bu kez kendimi küçültmüyorum. Bu kez sevilmek için değişmiyorum. Çünkü biliyorum: Beni gerçekten gören biri, beni olduğum hâlimle seçecek. Bu metni okuyan biri varsa ve içinde bir şey kıpırdadıysa, bilsin ki bu satırlar süs değil; izdir. Yaşanmışlığın, sabrın ve kendine sadık kalmanın izleri. Ve eğer biri “işte bu da o” diyorsa—haklıdır. Çünkü ben, başkasının hikâyesi olamayacak kadar kendimim. Şunu da biliyorum: Hayat beni her defasında yeniden sınasa da, içimdeki iyiliği söküp alamadı. Ben hâlâ inanabilen biriyim. İnsana, emeğe, sevgiye ve doğru zamanda doğru şeylerin olacağına inanıyorum. Bu bir saflık değil; bu, defalarca yıkılıp yine de ayağa kalkabilmenin verdiği bilinçli bir umut.
Kendimle barışığım artık. Eksiklerimi inkâr etmiyorum ama onları düşman da ilan etmiyorum. Öğreniyorum, dönüşüyorum, gelişiyorum. Dün taşıyamadığım yükleri bugün daha sakin omuzluyorum. Çünkü artık şunu biliyorum: Her şey aynı anda düzelmek zorunda değil. Ben yol alırken de değerliyim. İçimde hâlâ incelik var. Sertleşmedim; sadece sağlamlaştım. Kalbim kapanmadı; sadece doğru ana kadar kapısını aralık bırakmayı öğrendi. Sevgiye yerim var, huzura yerim var, birlikte büyümeye niyetim var. Ama bu kez sınırlarım da benimle geliyor. Kendi varlığımı küçültmeden sevilmeyi hak ediyorum. Sessizliğimle de, konuştuğumda da… Yorulduğumda da, güldüğümde de… Ben olduğum hâlimle yeterliyim. Bunu bir iddia olarak değil, içten gelen bir kabullenişle söylüyorum.

Devamını Oku
Selin Özalan

İçimde bazen öyle bir sessizlik oluyor ki,
dışarıdan bakıldığında her şey normal sanılıyor.
Ama ben biliyorum...
O sessizlik, aslında fırtınadan hemen önceki durgunluk.

Kendimle konuşurken bile bazen susuyorum.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsan bazen farkında olmadan kendi kalbini başkalarının ellerine teslim eder. Sevgi sandığı şey aslında bir tür kendini yok sayma biçimidir. Birine fazla değer verdiğinde, ona seni tanımlama gücünü de verirsin. Zamanla o kişi senin sınırlarını silmeye başlar, sen de “anlayışlı olmak” ya da “sevgi göstermek” adına buna göz yumarsın. Ama farkında olmadan en büyük zararı kendine verirsin: Kendi benliğini sessizce tüketirsin. İnsanlara fazla anlam yüklediğinde, seni anlamak yerine senden beslenmeye başlarlar. Sanki senin duyguların onların konfor alanı olur. Sen verirken tükenirsin, onlar alırken büyür. Bu döngü devam ettikçe bir bakarsın; kendine ait hiçbir şey kalmamış. Ne sesin, ne sabrın, ne de iç huzurun...
Ama işte o an, kendine dönmen gerekir. Çünkü kendini kaybeden, dünyayı kazansa ne olur ki?
Kendine değer vermek bencillik değildir, aksine ruhun için en büyük iyiliktir. Öz saygı, insanın ruhunu ayakta tutan gizli bir iskele gibidir. Ne kadar fırtına olursa olsun, öz saygısı olan insan yıkılmaz. Çünkü bilir ki, sevgi önce içeriden başlar. Kendini sevmeyen biri, başkasının sevgisini doğru şekilde kabul edemez. Kendini sevmek; hatalarını inkâr etmek değil, onlarla barışmaktır. Acılarını yok saymak değil, onlardan güç almaktır. Ağladığın geceleri, kırıldığın anları, sustuğun zamanları... Hepsini bir bütünün parçası olarak kabul etmektir. Çünkü seni sen yapan, sadece güçlü anların değil; düştüğün, pes ettiğin, ağladığın anların da toplamıdır. İnsan kendini sevmeye başladığında, etrafındaki pek çok şey değişir. Artık kimsenin onayına ihtiyaç duymazsın, çünkü kendi varlığının onayı sende saklıdır. Artık kimsenin sevgisine muhtaç hissetmezsin, çünkü sevgi zaten içinde yeşeriyordur. Artık kimsenin sana zarar vermesine izin vermezsin, çünkü artık kendi sınırlarını korumayı öğrenmişsindir.
Ve o zaman fark edersin ki: “Hayır” diyebilmek de bir tür özgürlüktür. Sevgi adı altında yapılan yanlışlara boyun eğme. Gerçek sevgi, seni küçültmez; büyütür. Gerçek sevgi, senden vazgeçmeni değil; kendin olmanı ister. Makyajsız halinle, ağlamış gözlerinle, kusurlarınla... Hepsiyle sen bir bütünsün. Ruhunun kırık yerlerinden ışık sızar, yeter ki sen o ışığı fark etmeyi öğren. Bir gün aynaya baktığında, karşındaki yüzü gerçekten sevmeyi başardığında anlayacaksın:
Kurtuluş, başkalarında değil; kendine sarıldığın anda başlar. Ve o zaman, seni yıkan değil; seni yeniden var eden bir hayat kurmaya başlarsın.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsanın doğasında bağ kurma isteği vardır. Sevilmek, anlaşılmak, değer görmek... Bunlar ruhun temel ihtiyaçlarıdır. Ancak bazen bu ihtiyaçlar öyle derinleşir ki, kendini sevdirmek uğruna kendi benliğini yok saymaya başlarsın. Sevgiye ulaşmak için sürekli veren, sürekli anlayan, sürekli susan biri olursun. Ve bir gün fark edersin: seni sevmelerini beklerken, sen kendini unutmuşsun. Psikolojik olarak bu, “benlik yitimi”nin (self-loss) başlangıcıdır. Kendini başkalarının mutluluğuna adadıkça, kendi iç dünyanda boşluk oluşur. Bu boşluk, zamanla değersizlik hissine dönüşür. Çünkü birine fazla anlam yüklemek, kendi anlamını azaltmaktır. Sen kendini geri plana aldıkça, karşındaki kişi seni oraya ait sanır. Ve o an, içsel dengen yavaşça bozulur. Kendine değer vermek bencillik değildir; ruh sağlığının temelidir.
Özsaygısı yüksek insan, kendi sınırlarını bilir.
“Hayır” demekten korkmaz, çünkü kendini kaybetmekten korkar.
Kendini sevmek, mükemmel olmak değil; eksiklerinle barışmaktır. Ağladığın, düştüğün, hata yaptığın anlarda bile kendine sarılabilmektir.
Bu bir güç göstergesidir — sessiz ama sarsılmaz bir güç. Kendini sevmeyen biri, dış dünyanın sevgisine mahkûm olur. Sürekli başkalarından onay bekler, beğenilmezse yıkılır. Ama kendini seven biri, kimsenin onayına ihtiyaç duymaz.
Çünkü bilir ki, en büyük onay kendi kalbinden gelir.

Devamını Oku
Selin Özalan

Sen, yaşadıklarının toplamı değilsin.
Geçmişin ne kadar ağır olursa olsun, bugün hâlâ nefes alıyorsun ve hâlâ umut edebiliyorsun. Bu, senin en büyük gücün. Ailenden, çevrenden, insanlardan yara almış olabilirsin ama o yaraların seni zayıf değil, daha dirençli yaptı.

Bazen ağlayamamak, susmak ya da öfkeyi içine gömmek seni güçsüz hissettirse de unutma: Asıl güç, bu fırtınaları içinde taşıyıp yine de ayakta kalabilmektir. Sen bugüne kadar hep ayakta kaldın.

Kendine dönüp bak: Sen, başkalarının onayına muhtaç değilsin. Senin değerin onların bakışlarından, sözlerinden ya da geçmişi hatırlatmalarından gelmiyor. Sen zaten değerli doğdun. Birilerinin seni anlaması ya da güvenmesi şart değil — çünkü sen kendine güvenebildiğin anda, kimse seni yıkamaz.

Devamını Oku
Selin Özalan

İnsanın en büyük savaşlarından biri, başkalarının sesiyle kendi iç sesini ayırt edebilmektir. Çünkü çoğu zaman, kim olduğumuzu değil; kim olmamızı istediklerini bize anlatırlar. Ve biz, farkında olmadan başkalarının gözünden kendimize bakmaya başlarız. Bu da öz değeri dış faktörlere bağımlı hale getirir — oysa bu, insanın ruhsal olarak kendini yavaşça tüketmesidir. Psikolojik olarak, sürekli dış onay arayışı içinde olmak, “koşullu sevgi” kavramının yansımasıdır. Yani, sevilmek için bir şey olmak, birine benzemek, birini memnun etmek zorundaymışsın gibi hissetmek. Ancak gerçek sevgi, bir kimliğe sığmaz; o, insanın kendiyle kurduğu sağlıklı bağdan başlar.
İnsanlara fazla değer verdiğinde, bir süre sonra beyin bu kişileri duygusal yatırım nesneleri haline getirir. Onlardan uzak kalmak, tıpkı bir bağımlılıktan kurtulmak gibidir. Bu nedenle o kişileri kaybetmek, acı verse de aslında bir tür “duygusal detoks”tur. Çünkü bazı ilişkiler insanın ruhuna değil, sadece egosuna hitap eder. Bazı insanlar, özellikle narsistik eğilimleri olanlar, seni suçlulukla besler. Manipülasyonun en güçlü silahı suçluluktur. Seni kırarlar, ardından da “senin yüzünden oldu” derler. Beynin bu durumda “kendi hatam olabilir” diyerek seni korumaya çalışır — buna bilişsel çarpıtma denir. Fakat bu çarpıtma, zamanla özsaygını kemirir. Sen, kendi kendini suçlamaya o kadar alışırsın ki, bir noktadan sonra kimse seni suçlamasa bile, zaten sen kendi içinde yaparsın.
İşte bu yüzden “kendine yaslanmak” sadece bir söz değil, psikolojik bir iyileşme biçimidir. İnsan, kendi güven duygusunu yeniden inşa ettiğinde, dış dünyanın onayına bağımlı olmaktan kurtulur. Beyin, bu durumda “öz yeterlilik” duygusunu geliştirir — yani, “ben tek başıma da başarabilirim” inancı. Bu inanç, bir insanın en güçlü savunma mekanizmasıdır. Yalnızlık korkusu da aslında zihnin bir oyunudur. Çünkü insanın beyni, bağlanma sistemi gereği güvenli bir liman arar. Ama bazen en güvenli liman, sadece kendi iç sesindir. Sessizlikte kendinle kalabildiğinde, artık yalnız değil; sadece dinginsindir.
Kendini sevmek narsistlik değildir, aksine sağlıklı bir benlik saygısı göstergesidir. Kendini sevmeyen biri, sürekli başkaları üzerinden değer kazanmaya çalışır. Ama sen kendi değerini fark ettiğinde, artık kimsenin seni eksiltmesine izin vermezsin. İnsanlar gelir gider; önemli olan senin kendinle olan ilişkinin devam etmesidir. Çünkü günün sonunda herkes gider, herkes değişir, herkes bir şekilde başka yollara savrulur… ama sen, kendinden kaçamazsın.
O yüzden sınırlarını koru. Çünkü sınır, psikolojik sağlığın temelidir. Sınır koymak “bencil olmak” değildir, tam tersine “öz koruma”dır. Birine “hayır” demek, bazen kendine “evet” demektir.
Unutma: Kendini sevmek, iyileşmenin başlangıcıdır.

Devamını Oku