Selahattin Yetgin Şiirleri - Şair Selaha ...

Selahattin Yetgin


Nikotin sarmalı var dudağının asi kıvrımında
Senden kalan anlardan üzerime sıçrayan aşk
Uz vakitlerin kuytu siperlerinde beklerken seni
Kanamalı düşünüşlerin raksı oynaşacak dallarda
Haylaz gölgeler cılız güneşe dönecekler sırtını

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Korkunun yanık tenli ormanlarında kayıp mevsimler
Hüzzam yalnızlıkların mor teninde aldanışa dair şiirler
Sepken üzünçlerin yakasında kaygıyla büyüyen düşler
Bir avuç gözyaşı öyküsü yaşamak, tükendikçe takvimler

Çanlar çalar iken ruhumuzda, musallada bedenler üşür

Devamını Oku
Selahattin Yetgin



Yanık gemiler geçiyor ömrümün koylarından
İlmekli günlerin aralığından bakıyorum aşka
İçimin bozkırlarında kaybolmuş dün kesiği
İltica ölümler gülümsüyor yorgun yüzlerde

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Sırla harman olmuş anıların
Yaygarayla geri getirilmeyen yılların
İhlasıyla avunduğumuz geri gelmez hatıraların
Portresini yapıyor insan
Düşünde yangın yeri hayat
Anlam arıyor bütün karmaşalara

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Yüreğinin paslı güvertesinde seni bekliyorum
Bedenimde iyot kırıkları
Ruhumda mahşerin yangınları
Unutulmuş bir şarkı
Bir köşeye fırlatılmış kayıklar gibi gönlüm
Kamaramda solgun bir resim

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Kartal kanadına yuva yapmış karınca
El kapılarında sekiz mevsimin çığlığı
Çağları kırık küreklerle geçiyor adam
Nasırlı avuçlarında asırlık aşkların izi

Yıldız kırpıyor çok uzaklarda bir kadın

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Hep efsunlu bakıyordu bilge gözlerin
Damıtılmış mutlulukların gölgeliğiydi aşk
Şarap sağardın geceleri, düşle karışık
Yosun bekası gözlerin ışırdı uzak çöllerden
Ben yoklukla tokluğu değiş tokuş ederdim
Bir yorgunluk telvesi gibi sığardım içine

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Solgun seslerin deri askısında
Eskimiş yüzlü bir adamdı an
Aşk düğümlenirdi bakışlarında
Yorgun usunda zılgıt düğünler

Don tutmuş gecede eşkıya zemheri

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Kocaman bir yalnızlık haresi göğsümde
Can evimde kaygıyla sevişiyor düşler
Süzülsem çürümüş peteklerden aşkla
Gururum suskuyu emer mi ömrümden!

Arşınlara böldüm nicedir ben unutuluşu

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Yıllar öncesine dönüp, hafızamızdaki tüm siyah beyaz anları bugün ile değiştirmek, onları renklerle boyamak imkânımız olsa sanırım bir an düşünür, ‘hangi resim mutluluktur! ’diyerek sormadan edemezdik.
Özünü, sözünü ve kökünü arayan bir toplum olduk son dönemde. Her gün değişen gündem aklımızı, mantığımızı, şuurumuzu alt üst etti, etmeye de devam edecek gibi görünüyor. Her birimiz bir başka yola sapmış, aile yapımız zayıflamış, kültürümüz Allaha emanet, kıymetlerimize, değerlerimize ve ananelerimize sahip çıkamamak da bizi bizden uzaklaştırmış.
Bir kentte yaşamak, bir kentin bireyi olmak artık akıl dışı bir eylem gibi bu insan harmanında. Kimsenin kimseyi tanımadığı, küçücük bir bahaneyle kesip doğradığı, boğazladığı. Eşine, çocuğuna, dostuna kurşun sıkıp kaçtığı, olmazsa kendini harcadığı bir devrandayız şimdi. Her gün haberlerde çarşaf çarşaf ölümler, zulümler, karalamalar, yalanlar, nifaklar.
Ne ararsanız gördüğünüz. Neyi merak ederseniz duyduğunuz. Neyi sorgular iseniz kör, sağır ve duygusuz kaldığınız bu iğrenç süreçte kıyıda köşede kalmış küçücük mutluluk avuntuları bizi bir nebze de olsa yaşama bağlayan. Her insanın yaşamaktan öte, büyümek, güçlü olmak ve yıkılmamak hedefini belirlediği bu yalan parkurunda düşene Allah yardım etsin gerçekten. Bir değil, binlerce ayak altında ezilmek bile onun kaderi olmuşken ‘bu insanlık dışı yaşam atmosferine bizi uzaylılar mı soktu! ’ diye düşünmeden edemiyor insan.
Saraylarda yaşayıp ülkeyi bu yalan aynasından izlemek hangi kulu mutlu eder! . Hangi düşünce dehalığı ölümlerle, zulümlerle ve kaosla beslenir! Ve hangi yürek insanlık travması geçiren bir toplumu birbirine düşürmek için haram lokmaları yeryüzüne serper! .
Ne oldu bize! . Neler oldu o çok güvendiğimiz değerlerimize! . Küçücük bir radyonun başında öbeklenip mutluluğa yelken açtığımız günler nerede! . Arkası yarın’lara kendi hayatımızı kurduğumuz, zamanımızı altın küfelere doldurduğumuz o günlerden geriye ne kaldı! . Bir bardak çay deminde, gazlı bir lambadan çıkan o isli sevinçlerle, aynı sofralardan yudumladığımız şekerli şerbetlerle, aynı çanağa daldırdığımız öz değerlerimizle yoğrulduğumuz, aynı yataklarda düşlere daldığımız günler, anlar, mutluluklar NE-RE-DE! ! !

Devamını Oku