Arsız bir ayaz yalpası olurdu gün, unutulmaz mevsimlerin yorgun vakitlerinden ve terli bileklerimden sızan umutla ruhum tuşlara dokundukça.../
Yılgın adımlarımın tozları birikirdi gönül arşivlerimde, yaşamak bir karış umut, üç-beş yudum suydu, ben kurşunlara yürek sevilerimi nakşettikçe…/
Çatıya başıboş yağmurun sesi düşer, ben kocaman odalarda üşürdüm, yapayalnızlığımın kıymıklarını ördek sobalara atarak gönlümün hicazını sevinçle bölüştükçe.../
Kocaman bir yalnızlık haresi göğsümde
Can evimde kaygıyla sevişiyor düşler
Süzülsem çürümüş peteklerden aşkla
Gururum suskuyu emer mi ömrümden!
Arşınlara böldüm nicedir ben unutuluşu
Kulaçlasam denizleri
Derya olsa yalnızlık
Al yalaz bakışlarının perdesine
Bakışlarını işlesem
Kendi günahlarımın silsilesine
Sen diye sarılıp ağlasam
Sevdanın yitik cennetini arar insanlar, unuturlar yürek ağrılarını
Ölümsüzlüğü dilerler göklerden, rüzgâra bırakırlar hep umutlarını
Aşkın aynasında hüsran çoktur, eskimiş kayalara asarlar kırıklıklarını
Seni sevmenin alternatifi yoktur, ben seninle aralarım aşkın kapılarını
Adının baş harfini savurup göklere eylül yağmurlarını dilemek vaktidir şimdi bulutlardan. Nili doyuran, barajları taşıran, kara Afrika’yı çamura bulayan, ağaçları, çiçekleri kutsayan, tüm canlıları yaşama bağlayan anlar için. Seni düşündükçe, varlığına şükretmek, yalnız ruhumu kırlara sürmek ve doyumsuz oyunların kırlarından geriye dönmek istememek bugünlere. Senli mutlulukların yağmur duası var ruhumda, çaresiz insanların çatlak dudaklarında. Ansız bir yağmur olup yağıver seni özlediğim anlarda yorgun avuçlarıma.
Örselenmiş öfkelerin zembereğinde kış ayazı
Tarumar sesler biriktiriyor kadınlar gönülde
Közsüz şiirler sıralamakta insanlar ekranlara
Aşkın mor adasından kovuluyor günsüz arzular
Gözlerimde mor salkımlar, yüreğimde sancılar
İçimin ıssız duvarlarında yetim bir çocuk
Kervanlar geçiyor gönlümün dağlarından
Dünden bu güne sürgit acılar zemherisinde
Eskimiş bir düşün diyetini ödüyor yüreğim
Kerpiçten yapılmış bir ocakta kahve kokusu
Adımladıkça özlem dedikleri devasa kadrini
Aydınlığı ezerek karlı yollardan gelmek sana
Utancımı gizleyemeyen parmaklarımı sıkarak
İmlasız sözcüklerden bir ateş yakmak şanına
Kar çekiyor üşümüş sulardan şafakta balıkçılar
Gecenin karanlığından bir yudum alıp
Yitik seslerin üstünü örtüyor kadın
Gözyaşlarını seviştiriyor yalnızlığıyla
Kayıp giden yıldızlar gibi geride yıllar
Hangi sesin peşinden gitse de ayrılık
‘Gel’ diyor içindeki o ses apansız
Mülteci bir yalnızlık bağdaşı ozan yüreğimde
Henüz erimesini bitirmemiş buz parçası içim
Yolunu kaybetmiş kuşlar yer arıyor dallarımda
Gönlümdeki gömütlüklerde binlerce yitik ölü
Hüzünlü dalgalarımı okşuyor gizemli bir kadın
Uykusuz gözlerimin derinliklerinde yine gece
Üşüdükçe nefesine sarıldığım
Kayboldukça adresine koştuğum
Görkemli saraylarında coştuğum
Bütün anlamsızlıklara seni yorduğum
Ve tüm kalabalıkları seninle geçtiğim
Sırlı bir yolculuk öyküsüydün sen




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.