Boğazımda düğümlenen bir akşam var
adı konmamış,
kimsenin nüfusuna geçmemiş bir keder gibi.
Yutkunuyorum
sanki içimden bir taş geçiyor da
kalbime çarpa çarpa büyüyor.
Gözleri, göğe açılmış bir kuyu gibi duruyor zaman,
dibe baktıkça daha da derinleşen.
Kim bilir kaç sorunun cevabı
gömülmüş oraya,
belki de soruların kendisi cevaptır,
ve cevapsız kalmak
Gece,
evin içine ters çevrilmiş bir ceviz kabuğu gibi kapanıyor.
Ben her akşam o kabuğun içinde
Bir harita çizdim kendime,
yolları olmayan bir şehirde
adımları sessiz,
gölgesi bile peşinden gelmeyen bir ben…
adım: kaybeden.
Bir gün,
akrabalarımı sevmek için kullandığım bütün kelimeler
ceplerimde küflenmeye başladı.
Harflerin ağırlığı omzumda,
o kadar sustum ki
dudaklarım pas tuttu.
bir bardak suskunluk koydum masaya
her yudumda biraz kendimden eksilerek
döktüm seni,
duvara yaslanmış bir gölge gibi
görünmeyeni anlatmaya çalışan dudaklar gibi
ve yokluğun…
Bir gün, hayatın cebini yokladım.
İçinden yarım kalmış vedalar, çocukluğunu kaybetmiş kuşlar ve hiç açılmamış bir pencerenin eski rüzgârı çıktı.
O gün anladım;
insan, en çok adını koyamadığı şeylerden yoruluyor.
Ben uzun zaman kendimi aramadım.
Çünkü kaybolmanın da bir karakteri olduğuna inanıyordum.
Kendine iyi davran, Serin
çünkü dünya çoğu zaman
kendine iyi davranmayanları daha çok yorar
bir aynaya bakarken mesela
sadece yüzünü değil, içini de görmeye çalış
kendine “bugün nasılsın?” demeyi unutma
Gece, bir kapı gibi değil,
çoktan unutulmuş bir hesaplaşmanın
üstümüze usulca kapatılan defteri gibi iner.
Ben orada,
masanın kenarında,
Sen…
bir sessizliğin gölgesinde büyüttün kendini,
ağzına kadar dolu odalarda
hiç kimseye değmeden yaşadın yıllarını.
Gülümsemeyi öğrenemedin,
çünkü gülmek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!