Bir gün,
akrabalarımı sevmek için kullandığım bütün kelimeler
ceplerimde küflenmeye başladı.
Harflerin ağırlığı omzumda,
o kadar sustum ki
dudaklarım pas tuttu.
Yalnızlık, kara bir kuzgun gibi iner
Göğsüme, sessizce, usul usul.
Kanatlarında taşıdığı soğukla
Sarmalar geceyi,
Ve ben, o kanatların altında
Kendimi bulurum,
Bir akşamüstü döküldü sessizce apartmanların
beton saçaklarından çocukluk anılarım.
Bir çınar gölgesinde saklambaç oynardık eskiden
kimse saklanmazdı aslında,
herkes bulunmayı beklerdi.
Bir gün anladım;
insanı en çok gidenler değil,
onlarla birlikte giden hâli eksiltiyormuş.
Ve hüzün,
kendine en çok moru yakıştırıyormuş.
Çünkü mor,
Bir gün fark ettim;
Hayat,
yaralarımı iyileştirmedi.
Sadece onları,
ruhumun en sessiz yerine oturtmayı öğretti.
Çünkü insan,
Bir gün,
Bütün saatler aynı sessizliği gösterecek.
Kuşlar uçacak,
Saçlarıma kar düşüyor
ama içimde hâlâ dizleri yaralı bir mevsim var.
Takvim büyüyor, aynalar ağırlaşıyor
benim içimdeyse
bir sandalyeye oturtulmuş,
ayağı yere değmeyen bir çocuk sallanıyor.
Bir zamanlar dünya senin omzunda duran bir saç teliydi,
ben o telin gölgesinde bile mevsimler büyütebiliyordum.
Gece, senin tenine değdiğinde başka türlü kararıyor,
sabaha çıkan bütün yollar senin adından geçiyordu.
Bir bakışın vardı; şehirlerin ışığını söndürecek kadar derin,
bir susuşun vardı; içimdeki bütün kalabalıkları susturacak kadar yakın.
Motorun sırtında, yolun teninde,
Güneş denize düşerken, bir nar tanesi gibi parlayan,
yakamozlara bürünen suyun üstüne.
Ve ansızın... Burnumda: Tuz, iyot, eski tahta iskele,
Çocukluğumun kayalıklarına sinmiş o keskin, ıslak nefes.
Yüzümde: Serin bir dokunuş, alnımdaki teri silen,
kendini zamandan söküp atan bir adamdın,
bir sigaranın ucunda unuturken beni,
çayı demleyip hayata küsmeyi alışkanlık ettin,
ben seni severken sen kendini terk ettin.
şimdi o terk kimde kaldı, kimde yankı?
çocukluğumu ayak ucunda ezdin baba,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!