Bir aynanın içinden baktım hayata
biraz eğri, biraz buğulu
bir tarafı hâlâ çocukluğumdu
tahta bir sandığın içinde saklanan
eski bir kazak gibi, kokusu annemin.
gündüzleri anlamıyorum artık
ışık her şeyi gösteriyor ama hiçbir şeyi açıklamıyor.
gölgeler geceleri daha dürüst,
insanın içini dışından daha iyi tanıyorlar.
bir sandalye çekiyorum içime,
bir takvim yaprağı gibi düşüyorum hayattan,
arka yüzümde hiçbir not yok
unutulmuş, silinmiş, hiç yazılmamış gibi.
oysa her şeyi hatırlıyorum ben
bana kim iyi davrandıysa
biraz daha geç gitmesini istedim içimden.
bazı sabahlar var,
uyanmıyorsun da
yalnızca gözlerini açıyorsun
sanki ruhun uyanmaya direniyor
ve bedenin yalnızca boş bir kılıf gibi
yatakta unutulmuş.
Anne…
Bunca yıl her şeyin cevabını aradım.
Bazen susarak,
bazen bağırarak,
ama en çok da içimde seni özleyerek yürüdüm bu hayatın içinde.
Sana söyleyemediğim her cümle,
Ama bilmeni isterim anne,
ben şimdi büyüdüm.
Senin sevginle,
senin çatık kaşlarının ardındaki şefkatle,
senin gece uykularından çaldığın endişeyle büyüdüm.
Her şeyim eksik olabilirdi bu hayatta,
Sen hep doğruyu söyledin anne.
Bazen bu doğrular can yaksa da,
bazen kimse sormamışken bile anlatmaya kalksan da,
sen içinden geldiği gibi konuştun.
Kırmak için değil aslında,
ama kırıldı bazen insanlar...
Bir an, bir ömür. Bu nefes bana mı ait, yoksa size mi uzanan bir köprü? Babayım diyorlar bana, bilmediğim bir coğrafyada yol gösteren. Elimde bir harita, üstünde silinmiş yollar, fırtınaya tutulmuş yıldızlar. İlk kez görüyorum bu yüzleri, bu parmak uçlarını, bu masum gözlerde yankılanan kendi hayalimi. Bilmiyorum, yarın hangi rüzgarla savrulacak tohumlar, hangi toprakta yeşerecek umutlar. Biliyorum tek, bu sevda iliklerime işlemiş, bir yemin gibi, bir sancı gibi.
Kendi çocukluğum bir sis perdesi ardında, soluk bir anı. Şimdi sizler, yeniden doğuruyorsunuz beni. Dudaklarınızdan dökülen her hece, yaralarımı kanatıyor, eski acılarıma merhem oluyor. Bazen bir yabancı gibi bakıyorum kendime, bu yorgun bedende saklı kalan o genç adam nerede? Nerede o hayaller, o isyanlar, o fırtınalar? Şimdi yerini sessiz bir kabulleniş almış, bir sevda ateşiyle yanan sessizlik.
Öğretiyorum size, ama en çok siz öğretiyorsunuz bana. Sabrı, affetmeyi, yarım kalmışlıkları sevmeyi. Bazen bir yaprak gibi titriyor ellerim, düşecek sanıyorum sizi. Oysa dallarınız kök salıyor derinlere, rüzgarlar esse de sarsılmayacak bir dirençle. Ben bir gölgeyim belki de, gölgenizden beslenen, varlığınızla anlam kazanan. Güneş olsanız, ben o ışığın ardındaki ilk karanlık.
Hüzün bir kumaş gibi kaplıyor içimi, bir sabah sisi gibi çörekleniyor ruhuma. Kaybetme korkusu, bir hançer gibi saplanıyor kalbime. Çünkü siz benim canımsınız, benim ölümsüzlüğüm. Bu kirli dünyada, sizin melek kanatlarınızı nasıl koruyabilirim? Hangi duvarlar örerim, hangi siperlere saklarım sizi? Bilmiyorum. Sadece biliyorum, bu sevda, bu koruma içgüdüsü, bir dağ gibi dimdik ayakta duracak.
Dramatik bir sahne sanki hayat, her anı bir oyun. Ben başrol oyuncusu, ama rolümü ezberleyememişim. Bazen ağlıyorum, bazen gülüyorum, bazen de sadece susuyorum. Suskunluğumda saklı, söyleyemediğim binlerce kelime. Sizin her bir adımınız, benim için bir zafer. Attığınız her adımda, yeniden doğuyorum, yeniden öğreniyorum yaşamayı.
Biliyorum, yarınlar belirsiz. Belki yollarımız ayrılacak, belki yorgun düşeceğim. Ama ne olursa olsun, bu sevda benimle birlikte ölecek. Bu babalık, bu sahipleniş, bu kayıtsızca sunulan hayat, sizinle birlikte sonsuzluğa kanat çırpacak. Çünkü siz benim ilkimsiniz, siz benim sonumsunuz. Bu hayatı sizinle birlikte, bir ve ilk kez yaşıyorum. Ve her zerremle, her nefesimle, sizi sevmeye, sizi korumaya, size inanmaya devam edeceğim. Ölene dek.
Geldim sana,
rüzgârın deniz kokuyordu,
martılar vapurlara öyküler fısıldıyordu Alsancak iskelesinde.
Bir gülümseyiş gibi yayıldı içime Kordon boyu,
bir çift göz gibi parlaktı Karşıyaka sokakları,
bir annenin sesi kadar tanıdık,
Sen yürüyünce susar şehirler,
bir saç telinle bahar başlar sokaklarda.
Kimi zaman bir annenin yorgun nefesisin,
kimi zaman terkedilmiş bir kız çocuğunun ağlaması...
Senin gülüşünle açar suskun menekşeler,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!