— Kavuşamayanlara —
Bazı insanlar
birbirine geç kalmaz;
yalnızca ömrün yanlış mevsimine doğar.
Ve dünya,
aynı göğün altında yürüyen iki kalbi
bazen kendine mektup yazarsın,
hiç gönderilmeyecek zarflara saklarsın kelimelerini,
çünkü bilirsin:
anlatmanın hiçbir karşılığı yoktur artık
duyulmak değil özlenen
anlaşıldığını sanmaktır insanı en çok avutan...
Ayrılık, herkesin sandığı gibi iki insanın arasına giren bir mesafe değildir.
Bazen yalnızca aynı gökyüzünün, iki farklı yerçekimine inanmasıdır.
Çünkü bazı yıldızlar, birbirini terk etmez; yalnızca ışıklarının varacağı zaman değişir.
Ben seni kaybetmedim.
Sadece, adını taşıyan mevsim takvimden sessizce çıkarıldı.
Şimdi bütün aylar, cebindeki eski bir anahtar gibi; hiçbir kapıyı açmıyor, ama atmaya da kıyamıyorum.
Nazım,
sana gelmek için
yüzyılın en yorgun vapuruna bindim ben
biletim yoktu,
zamanın kıyısından usulca sarkarak
mısralarına tutundum.
Yağmur yine erken geldi bu yıl,
damla damla büyüdü içindeki sızı,
bir pencere kenarına yaslandı ruhu,
eski bir soba dumanı gibi
savruldu çocukluğunun kömür kokan anısına.
Hayat bir terazi değil,
ve sen ne kadar hak ettiğini anlatsan da,
duymaz bazen duvarlar,
dönmez çark, kırılır ip,
düşersin en olmadık yerden,
gökyüzü bile bakmaz yüzüne.
Çimlerin üstünde çıplak ayakla
zamanın paslı anahtarını ararım,
her adımımda göğe çakılmış
gizli bir yıldız düşer kalbime.
Bir dere akıyor yanımda,
I. Sessizlik
Babayım.
Evin içinde çok şey söylenir,
ama bazı sözleri ben hep içimden söylerim.
Bir gürültünün ortasında bile,
Bir gün, her şey olması gerektiği gibi başlar belki. Güneş doğar, çay demlenir, okul çantaları hazırlanır, ufak bir aceleyle ayakkabılar giyilir, saçlar taranır. Belki sen, Fahriye, yine bir şeyler unutmasınlar diye arkalarından seslenirsin. O gün de sıradan bir gün gibi gelir size. Ama ben... eksik olurum o sabahın içinde. Söylenmemiş bir cümle, dokunulmamış bir omuz, bırakılmamış bir el gibi…
Bu satırları sana ve çocuklarımıza, Serin’e ve Rüzgâr’a, bir ihtimal eksik kalırım diye yazıyorum. Çünkü kelimeler kalır bazen, ses kalmaz.
Fahriye,
Seninle geçirdiğim her an, bir evin içinde nefes almak gibiydi. Kendi kendime kalmaktan yorulduğum zamanlarda bile senin varlığınla sığındım hayata. Gücüm yetmediği yerde sen taşıdın yükü. Fark ettim. Sessizce yaptıklarını, eksilmeden yanında durduklarını hep fark ettim. Belki söyleyemedim, ama bildim. Ve seni, en çok o bildiklerimden dolayı sevdim.
[Kadın – Sessizlikte başlar:]
bana baktığında…
hala beni mi görüyorsun
yoksa alıştığın bir silueti mi?
onca yılın içinden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!