Ayrılık, herkesin sandığı gibi iki insanın arasına giren bir mesafe değildir.
Bazen yalnızca aynı gökyüzünün, iki farklı yerçekimine inanmasıdır.
Çünkü bazı yıldızlar, birbirini terk etmez; yalnızca ışıklarının varacağı zaman değişir.
Ben seni kaybetmedim.
Sadece, adını taşıyan mevsim takvimden sessizce çıkarıldı.
Şimdi bütün aylar, cebindeki eski bir anahtar gibi; hiçbir kapıyı açmıyor, ama atmaya da kıyamıyorum.
Sen gidince evin duvarları eksilmedi.
Duvarlar, içlerindeki yankıyı kaybetti.
Bir sandalye, artık oturulan bir eşya değil; beklemenin ahşaptan yapılmış biçimi oldu.
Bunu kimse anlamadı.
İnsanlar, ayrılığı bavullarla tarif ettiler.
Oysa ayrılık, bir kelimenin kendi anlamını utandıracak kadar sessizleşmesidir.
Bir gün adını söylemek istedim.
Dilim, eski bir köprünün tahtaları gibi kendi ağırlığını taşıyamadı.
Bazı isimler söylenince değil, susulunca kanar.
Sonra düşündüm.
Belki de sevgi, birini yanında tutabilmek değil;
onun yokluğunda bile kalbinin yönünü değiştirmemesidir.
Çünkü pusulalar kuzeyi görmez.
Sadece, kaybetmez.
İnsan da biraz böyledir.
En büyük yalnızlık, kimsenin olmaması değildir.
En büyük yalnızlık, içindeki seslerin birbirine yabancılaşmasıdır.
İşte ben, o gün kendime misafir oldum.
Çay koydum.
Karşıma oturdum.
Ve ilk defa kendi sessizliğimin bana yabancı bir dil konuştuğunu gördüm.
Meğer acı, yaranın içinde değilmiş.
Acı, iyileşmeye çalışan yerin eski tenini özlemesiymiş.
Bu yüzden hiçbir sabah geceyi suçlamadım.
Çünkü karanlık, ışığın düşmanı değil;
doğmadan önceki düşüncesidir.
Sen gittikten sonra şehir büyümedi.
Ben küçüldüm.
Bir çocuğun cebine sığacak kadar küçüldüm.
Sonra bir serçenin kanadında taşıdığı gökyüzünü görünce utandım.
Demek ki yük, büyüklükten değil, vazgeçememekten ağırlaşıyormuş.
İnsan, en çok kendi kurduğu müzelerde yoruluyor.
Hatıraları cam fanuslara koyuyor.
Sonra ziyaretçisi olduğu geçmişten çıkamıyor.
Ben artık hiçbir vitrinde yaşamıyorum.
Anıların tozunu rüzgâra emanet ettim.
Çünkü zaman, hiçbir koleksiyoneri sevmiyor.
O yalnızca akmayı biliyor.
Ve anladım ki,
ayrılık bir son değil.
Bir nehrin, kendi sesini denize varmadan önce ilk kez duymasıdır.
İnsan bazen kaybetmek için değil,
kendi içine doğru uzun bir yol açabilmek için yalnız kalır.
Belki bir gün başka bir göğün altında, başka bir ömrün kıyısında adın yeniden geçer.
İçim sızlar belki.
Ama artık o sızıyı taşımaktan korkmam.
Çünkü bazı acılar, yarayı büyütmez;
insanın kalbine yeni odalar inşa eder.
Ve ben biliyorum...
Bir gün hiç kimsenin dönmesine ihtiyaç duymayacak kadar kendime varmış olacağım.
İşte o gün,
ayrılık,
iki insanın değil;
eski ben ile yeniden doğan benin sessizce yer değiştirdiği en büyük mucize olarak anılacak.
Kayıt Tarihi : 29.06.2026 22:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!