Bir gün,
akrabalarımı sevmek için kullandığım bütün kelimeler
ceplerimde küflenmeye başladı.
Harflerin ağırlığı omzumda,
o kadar sustum ki
dudaklarım pas tuttu.
Bir gün gittin...
Ne bir söz bıraktın ardında,
Ne de düşlerimin içine tutunacak bir sıcaklık.
Bir sandal gibi bağlıydım sana,
İpim senin elindeydi,
Sen kestin.
Nilgün Marmara'nın anısına....
I
Yabanciların en yakınıydın sen ve bu yüzden
hiçbir kapı tam açılmadı sana. girdiğin odalarda önceden yaşanmış bir hüzün vardı hep, sanki herkes biraz senden sonra susmuştu. ellerin kirılmıs bir vazoyu toplar gibiydi hayatı kanıyordu içten içe ama kimseye göstermiyordun avuçlarını. geceleri uzun tutuyordun, çünkü sabah insanın içine fazla gerçek doluyordu perdeleri aralamadan bir kuş sesinden anlayabiliyordun dünyayı. senin içinde eski tren garları vardı geç kalınmış vedalar,. adresini kaybetmiş mektuplar vardı. bir de kimsenin bilmediği ○ derin çocukluk üşümesi ah, nasıl da yürürdün kalabalıkların içinden - sanki herkes biraz yanlış yerdeydi ve sen doğru yalnızlığı arıyordun. bir sigaranın dumanında kaybolan yüzün bazen bir şiire benzivordu, bazen de uzun süre ağlamış bir pencereve. kim bilir kaç geceyi kendi sesine sarılarak atlattın kaç aynaya bakıp kendini değil de eksilmiş bir hayatı gördün çünkü bazı insanlar yaşamın kıyısında oturur hep, ellerini suya değdirir gibi sever dünyay ama icine giremez sen öyleydin.
Sabah, bir kahve kokusuyla başlıyor,
pencere buğulanmış,
dışarıda yağmur,
ince ince, yorulmadan düşüyor.
İçeride sönmüş bir soba,
külün üstünde bir sessizlik.
motorumun aynasında
güneşin kan kırmızısı, bir yanılgı gibi
akşamın en kırılgan saatinde
ufuk çizgisiyle göz göze geliyorum,
ve biliyorum, hiçbir şehir
bunu tekrar edemez.
"Yaş otuz beş! yolun yarısı eder"
diye başlamıştı bir ömrün yangını Cahit,
oysa çoğumuz henüz sözcük seçerken
yarım kalmış cümleler gibiydik…
bir gövdeye ağır gelen kalp gibi,
bir şiire fazla gelen yalnızlık gibi.
Her yaz, Bursa’dan İzmir’e
otobüsün cam kenarında gözümü ovuştura ovuştura iner,
yorgun bir takvim gibi uzanırdım anneannemin serin evinin bahçesine.
bütün şehir ter içinde kalırdı,
ama onun elleri hâlâ
ilkbahar serinliğinde bir dua gibi uzanırdı alnıma.
bir akşamüstü yırtığı gibi düşüyor ömrün üstüne zaman
suskun, soğuk ve anlaşılmaz
ne saati geri alabiliyor insan
ne de kalbini ilk çarpışına taşıyabiliyor yeniden
anılardan yapılmış bir harita veriyor sana
sen yürümeye başladığında
dünya biraz daha dengelendi oğlum
çünkü her adımında
benim içimde bir hayat yeniden filizlendi
ve her düşüşünde
ben diz çöküp kendime baktım
Serin…
adını bir meltem gibi taşıdım yüreğimde
göğsümün tam ortasında bir akasya filizi gibi açtın
göğe her bakışımda senin büyüyen gülüşünle
biraz daha insana inandım.
biraz daha hayata.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!