Bir zamanlar dünya senin omzunda duran bir saç teliydi,
ben o telin gölgesinde bile mevsimler büyütebiliyordum.
Gece, senin tenine değdiğinde başka türlü kararıyor,
sabaha çıkan bütün yollar senin adından geçiyordu.
Bir bakışın vardı; şehirlerin ışığını söndürecek kadar derin,
bir susuşun vardı; içimdeki bütün kalabalıkları susturacak kadar yakın.
Motorun sırtında, yolun teninde,
Güneş denize düşerken, bir nar tanesi gibi parlayan,
yakamozlara bürünen suyun üstüne.
Ve ansızın... Burnumda: Tuz, iyot, eski tahta iskele,
Çocukluğumun kayalıklarına sinmiş o keskin, ıslak nefes.
Yüzümde: Serin bir dokunuş, alnımdaki teri silen,
.....henüz 24 yaşındayken verem hastalığından kaybettiğimiz genç şair Muzaffer Tayyip Uslu'ya saygı ve selamla...
Ben, bazı şairlerin mezar taşına tarih değil, yarım kalmış bir cümle yazılması gerektiğine inanırım.
Çünkü kimi insanlar ölmez; yalnızca cümlenin ortasında susar.
Sen de öyle sustun, Muzaffer. Henüz hayat, ceketinin cebine koyacağı umutları saymayı öğrenemeden. Henüz ekmek, genç bir şairin avuç içindeki sıcaklığı tanıyamadan. Henüz gökyüzü, senin adına açılmış maviliği tamamlayamadan.
Bazen düşünüyorum; bir insanın ömrü, takvim yapraklarıyla değil, kurduğu hayallerin uzunluğuyla ölçülseydi, belki bugün hâlâ yürüyordun Zonguldak'ın kömür kokan sokaklarında.
kendini zamandan söküp atan bir adamdın,
bir sigaranın ucunda unuturken beni,
çayı demleyip hayata küsmeyi alışkanlık ettin,
ben seni severken sen kendini terk ettin.
şimdi o terk kimde kaldı, kimde yankı?
çocukluğumu ayak ucunda ezdin baba,
Hiçliğin kıyısında unuttum seni
adını ağzımdan düşürürken
dilime acı bir küfür gibi yapıştı son hecen
zamanın rüzgârı, tenimde cam kırığıydı
her sabah gözlerimi açarken
bir mezarın içinden doğruluyordum sanki
Sen gittikten sonra
zamanın ne yüzü kaldı bana,
ne de sesi…
Dakikalar kördü,
saatler sağır…
Yalnızca içimde çalan
Senden sonra ne kaldıysa
adını bile unuttu rüzgâr
pencerelerde birikirken paslı yalnızlık
zaman, kalbimi susarak geçip gitti
bir çığlığın en içli yerinden
düştü gece…
Bir akşamın sessizliğine düştü adınız,
kim bilir hangi rüzgâr taşıdı son nefesinizi
bizim yüreğimize.
Anneniz,
o gün saçlarını ağır ağır topladı,
bir gün dedin ki bana:
“neden gökyüzü bu kadar yüksek?”
orada kaldım.
bir babanın susması
bazen bütün filozofların konuşmasından
daha ağır gelir.
Serin…
her şey geçer.
yaz, sonbahara,
gülüş, suskunluğa,
çocukluk, ergenliğe…
ve bir gün ben de geçerim bu dünyadan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!