Boğazımda düğümlenen bir akşam var
adı konmamış,
kimsenin nüfusuna geçmemiş bir keder gibi.
Yutkunuyorum
sanki içimden bir taş geçiyor da
kalbime çarpa çarpa büyüyor.
Bir çocuk ağlaması saklı sesimde,
duyulmasın diye içime gömdüğüm.
Göğsümde ince bir sızı:
yarım kalmış cümlelerin mezarlığı.
Ben
hep bir şeye geç kalmış gibiyim.
Annemin yüzünde eksik bir gurur muyum
babamın omzunda tamamlanmamış bir yük mü
bilmiyorum.
Bir sofrada sandalyem var
ama sanki yerim yok gibi.
Sevmeyi biliyorum oysa
ellerim titreyerek seviyor
kalbim koşarak.
Ama yetmiyor.
İyi bir evlat olmanın terazisinde
hep hafif kalıyor hatıralarım.
Babamın gözlerinde
“aferin”e benzeyen o küçük ışığı
bir türlü tam yakalayamıyorum.
Sanki geçmiş
beni eksik yazılmış bir hikâye gibi taşıyor.
Sonra eşim…
Ona yaslanmak isterken bile
içimde bir suçluluk büyüyor:
“Daha iyisi olmalıydın” diyen
sessiz bir gölge dolaşıyor aramızda.
Seviyorum
hem de göğsüm parçalanırcasına,
ama sevgim bile
kendine kusur arıyor.
Bir adam düşün
kolları dolu
ama kalbi boşluk hissiyle yankılanıyor.
Ve çocuklarım…
Gözlerinde gökyüzü taşıyan iki mucize.
Onlara baktığımda
dünyanın bütün savaşları susmalı.
Ama içimde bir ses
her gece kulağıma eğiliyor:
“Daha iyi bir baba olabilirdin.”
Bir oyuncak eksik kalıyor bazen
bir sarılış kısa sürüyor
bir nasihat yarım unutuluyor.
Ben
kendi vicdan mahkememde
ömür boyu yargılanan bir sanığım.
Oysa kimse şikâyetçi değil.
Kızım saçlarımla oynarken affediyor beni,
oğlum omzuma başını koyduğunda
dünya beraat kararı veriyor.
Ama ben
kendime af çıkartamıyorum.
Kalbimde sürekli bir burukluk:
ince cam kırıkları gibi.
Gülsem bile
bir yerim kanıyor içten içe.
Mutluluk geliyor bazen
kapımı çalıyor,
içeri buyur ediyorum
ama ayakkabılarını çıkarmadan gidiyor.
Hüzün yerleşik kiracım benim.
Geceleri
tavanla aramda uzun konuşmalar geçiyor.
Sessizlik beni dinliyor,
karanlık omzuma el koyuyor.
Ağlamak istiyorum
ama gözyaşlarım bile
izin ister gibi bekliyor kirpiklerimde.
İçimde bir çocuk var
dizleri yaralı,
kimse görmesin diye pantolonunu aşağı çekiyor.
“Güçlü ol” demişler çünkü.
“Adam ol.”
“Dik dur.”
O çocuk şimdi
boğazıma düğüm olmuş.
Ben
kendimi eksik sanarak tüketen bir adamım.
Oysa belki de
eksik sandıklarım
insan oluşumun ta kendisi.
Belki iyi bir evlat
kusurlarıyla seviyordur ailesini.
Belki iyi bir eş
mükemmel olmadığı halde
her gün yeniden seçiyordur sevmeyi.
Belki iyi bir baba
çocuklarının kahkahasında
kendi yaralarını unutan adamdır.
Ama kalbim
mantıktan anlamıyor.
O hep
bir mahkeme salonu.
Ve ben
her gün kendime ceza kesiyorum.
Boğazımdaki düğüm çözülmüyor,
göğsümdeki taş erimiyor,
içimdeki eksiklik susmuyor.
Yine de yaşıyorum.
Çünkü bazen
kızımın “babacığım” deyişi
bütün eksiklerimi susturan bir dua oluyor.
Bazen oğlumun sarılışı
içimdeki kırıkları birbirine yapıştırıyor.
Bazen eşimin bakışı
“yetiyorsun” diyor sessizce.
Ama insan
en zor kendini ikna ediyor.
Ben de öğreniyorum yavaş yavaş:
Eksik olmak
sevilmeye engel değil.
Kırık olmak
baba olmaya engel değil.
Ağlamak istemek
güçsüzlük değil.
Belki de kalbim
fazla sevdiği için yoruluyor.
Belki de içimdeki sızı
daha iyi bir insan olma çabasının izi.
Ve belki bir gün
kendime şunu diyebileceğim:
“Yeterince sevdin.
Yeterince çabaladın.
Yeterince babaydın.”
O gün gelene kadar
bu hüzünle barışmayı öğreneceğim.
Boğazımdaki düğümü
bir çocuk sabrıyla çözeceğim.
Ve içimde ağlayan o sesi
susturmayacağım artık
onu dinleyeceğim.
Çünkü insan
en çok kendi yarasını anlayınca iyileşiyor.
Kayıt Tarihi : 20.03.2026 21:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!