Kendine Geç Kalan Işık Şiiri - Onur Göknil

Onur Göknil
104

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kendine Geç Kalan Işık

Bir gün, hayatın cebini yokladım.
İçinden yarım kalmış vedalar, çocukluğunu kaybetmiş kuşlar ve hiç açılmamış bir pencerenin eski rüzgârı çıktı.
O gün anladım;
insan, en çok adını koyamadığı şeylerden yoruluyor.
Ben uzun zaman kendimi aramadım.
Çünkü kaybolmanın da bir karakteri olduğuna inanıyordum.
Bazı yollar gideceğin yere değil, içinde susturduğun çocuğa çıkar.
Ayaklarım toprağa değil, ertelediğim sorulara basıyordu.
Göğsümde, kimsenin duymadığı küçük bir kış çalışıyordu.
Kar, yalnızca gökten yağmıyormuş.
Bazen insanın içine bir mevsim yerleşiyor ve bütün kuşlar oradan göç ediyor.
Sonra...
Bir ihtiyar gördüm.
Avucunda tek bir buğday tanesi taşıyordu.
Sanki bütün evren, o küçücük sarılığın düşmemesine bağlıydı.
İşte umut, öyle büyük cümlelerle gelmiyor.
Bazen bir tohum kadar hafif, bir ömür kadar inatçı oluyor.
O günden sonra taşlara başka gözle baktım.
Meğer taş, sert olduğu için değil, binlerce yağmuru unutmadan susabildiği için taşmış.
Deniz de dalgalarını kıyıya göndermiyor.
Her akşam kendi yalnızlığını kumlara emanet ediyor.
Belki bu yüzden sabah olunca hiçbir sahil dünkü sahil olmuyor.
İnsan da değişiyor.
Sessizce.
Bir ağacın gövdesine eklenen görünmez halkalar gibi.
Kimse alkışlamıyor büyümeyi.
Çünkü acı, gürültüyü sevmez.
Bir gün, ölümü düşündüm.
Kapıyı çalan biri gibi değil.
Yıllardır aynı evde oturan, yalnızca odasını hiç göstermeyen eski bir misafir gibi.
Korkmadım.
Çünkü anladım;
ölüm, ışığı söndüren değil, lambayı taşıyan elmiş.
Asıl karanlık, hiç sevmemiş olmaktır.
Çünkü sevgi,
iki insan arasında duran bir duygu değildir yalnız.
Bazen bir fincanın çatlağından çayın dökülmemesidir.
Bazen yaşlı bir ağacın, gölgesini kendisine taş atan çocuğun üzerinden çekmemesidir.
Bazen de hiç tanımadığın birinin gözlerinde kendi yorgunluğunu fark etmektir.
Hayatı anlamaya çalıştıkça ellerim boşaldı.
Anlam, yakalanacak bir kuş değilmiş.
Omza konan bir kelebek gibi, yalnızca hareketsiz kalabilene uğruyormuş.
Şimdi biliyorum.
İnsan, mutluluğu ararken değil,
kederine bir sandalye çekip onunla kavga etmeyi bıraktığında huzura biraz benziyor.
Çünkü acı,
iyileşmek isteyen kalbin kendi kendine yazdığı en uzun mektuptur.
Ve umut...
Kimsenin göremediği yeraltı ırmaklarına benziyor.
Dağlar, onu yıllarca saklıyor.
Sonra bir gün, hiç beklenmedik bir yerde
susamış bir çiçeğin adını söyleyerek yeryüzüne çıkıyor.
Ben artık göğe bakınca yıldız saymıyorum.
Her yıldızın, karanlığın vazgeçmediği küçük bir direnç olduğunu düşünüyorum.
Belki insan da böyledir.
Kırılır.
Eksilir.
Dağılır.
Ama içinde, hiç kimsenin ulaşamadığı ince bir kıyı kalır.
Orada
annesinin sesi hâlâ ekmek kokar.
Babasının suskunluğu eski bir köprü gibi iki yakayı birbirine bağlar.
Çocukluğu, ceplerine taş doldurup ırmak geçen bir çocuk olarak beklemeye devam eder.
Ve kalbi...
Bütün yangınlardan sonra bile
külün altında adını bilmediği küçücük bir kor saklar.
Belki yaşamak,
o koru kimse görmeden bir başkasının üşüyen avuçlarına bırakabilmektir.
Gerisi,
rüzgârın eski takvim yapraklarına öğrettiği geçici alfabelerden ibaret.

Onur Göknil
Kayıt Tarihi : 8.07.2026 19:33:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!