Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ar- dınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
El Basir
El Basir - Güvenli olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Basir esması, gizli veya açık olan her şeyi görebilen anlamını taşımaktadır. En küçük hareketleri ve davranışları bile gören sadece Allah'tır. En ufak imaları ve işaretleri bile görendir. Allahın tüm mükemmel sıfatları taşıdığını bu esma ile de bildirilmektedir. El Basir esması Allahu Teala’nın tüm evrendeki saklanmış veya gizlenmiş olan her şeyi gören olduğu anlamına gelmektedir. Allahu Teala’nın büyüklüğü ve azameti bu esma ile de anlatılmaktadır. Ya Basir esması Kur'an-ı Kerim'de de geçmektedir. Kur'an'da geçen ayetler şu şekildedir; "O yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyden hakkıyla haberdardır." (Enam Suresi, 18. Ayet Meali) Esma'ül Hüsna da bulunan Allah'ın 99 isminden biri de El-Basir olmaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Bakara Suresi'nin 110. ayeti ve Al-i İmran Suresi'nin 15. ayetinde El-Basir esmasına değinilmiştir. · Düğünden önce - İçgüdülerine güvenmek için · Düğünden sonra - Dinginlik hissi ve "sessizliğin" kazanılması için... · İletişim: Pırlanta gibi bir yürek taşımak için · Durum: Karlı veya yağmurlu günü güzel yaşamak Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için · El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur. · · Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için · Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için · İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için · Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak ·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkaları na atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!
. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza ge- len musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çı- karması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onla- ra (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savun- maya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, ar- kanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küf- re yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlar- dı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
El Aziz
El Aziz - Doğru kararlar almak için - dünyada da mutluluk için · El-Aziz anlamı şeref ve onur sahibi, mağlup edilmeyen ve mağlup edilmesi mümkün olmayan, daima galip gelen sonsuz izzet sahibi demektir. El-Aziz Esmasının anlamı ise hakiki ve mutlak suret ile üstünlük sahibi, mağlup edilme olasılığı kesinlikle mümkün olmayan, sonsuz izzet, azamet, şeref ve onur sahibi. “Güçlü, değerli ve şerefli” anlamındaki izz veya izzet kökünden sıfat olan azîz, Türkçe'de Batı dillerindeki saint kelimesinin karşılığı olarak “Allah nezdinde değerli, Allah dostu” mânasında kullanılmıştır. Yüce Allah'ın isimlerinden olan "el-Aziz" ismi, Kur'an-ı Kerîm'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esmâ-ı Hüsnâ'dan diğer bir isimle beraber vârid olmuştur. Bunların başında el-Hakîm gelmektedir ki, toplam kırk yedi yerde beraber geçmektedir. · Düğünden önce - Mütevazi olmak için · Düğünden sonra – Sadece Allah’tan korkmak için · İletişim: Kendine olan güvenini taze tutmak için · Durum: Sakındığın şeyler hakkında kararlı olmak Sonuç: Yakın çevrenle iyi geçinmek için
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezler- di ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi- ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi- ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire- ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba- ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
El Latif
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun- dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du- rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı- nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
El Habir
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kıs- mınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a kar- şı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklı- yorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey ol- saydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi ol- saydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mut- laka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler- di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizde- kini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler- de olanı) bilir.”
Es Semi
Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan, işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134. ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır. · Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için. · Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için · İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için · Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek ·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi geri- singeriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
El Vasi
Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en ha- yırlısıdır.
El Veliyy
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koş- tuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salaca- ğız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.
El Hafıd
El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için · El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar tarafından öğrenilmek istenmektedir. · · Düğünden önce - Kaderine razı olmak için · Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için · İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için · Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
Günler su gibi geçiyor. Gençler evde oturmaktan, diğerleri işlerin yoğunluğundan uzun bir kışın tadına varamamış ama şımarmamak için gerçekten üstün bir çaba harcıyorlar. Kaliteli bir gün için neler vermezdim diyenler hayatının en güzel gününü bekleyenlerle birlikte yine. Hayatın pembe göründüğü sokakların tenha köşelerinde yaşanan telaşlar var. Yalnızlığın sonu ne yazık ki biraz da endişeyle biten yalanlarla dolu. Kızların hevesini kaçıran konular o kadar fazla ki susmak bilmiyorlar. Nedense herkes aynı nedenle yaşamıyor gibi. Farklı amaçları olan bu insanların tebessüm etmekten başka ortak bir yanları yok. Evleri ayrı. Sokakları ayrı. İşleri ayrı. Karakterleri ayrı. Aile anlayışları ayrı. Kolay bulunan hiçbir şey yok hayatta. Küçücük bir çay için büyük bir çaba harcayanlarla dolu kafeler. İş çıkışı diye geçiştirilen randevulara vaktinde yetişen kimse yok. Bir şeyler ters gidince herkes birlik olmayı bilmiş. Hobileri ile dünyayı döndüren sanatçı ruhlu kabadayılıkların eserleri de sonsuz bir yanlış anlama içinde adi bir kopya gibi günü lekeliyor. Yazılanların ardındaki ateş çemberlerinden atlayanların sahte yüzleri aydınlatıyor geceyi. Karnına bir tekme yemiş gibi sakin bütün hayvanlar. Pençeleri olan kaç canlı var diye soracak gibi bütün hocalar. Asılsız bir iddianın ortaya çıkması için harcanmış yaşamlar.
Sakız gibi bir şey istiyor canım
Benim de
Alalım mı Yoksa var mı yanındaki
Yok
Bakkalın raflarında gezinen elleriyle yokladıkları ürünlerden birine bile ihtiyacı olmayanların girmekten vaz geçtiği mekanlar. Evde o kadar çok yemediğimiz şey var ki kendimi diyette sanıyorum diyenlerin uzun bir listesi. Kabak tadı verdi artık seviyesizlik derken gerçeklerden söz etmekten çekinmeyenlerin kaba telaffuzu. Haykıracak tek bir kelimesi olmayanların şarkıları. Asılsız bir telefon rehberi ve sessiz çalan telefonlar. Hayallerinin kaç para ettiğini merak eden ressamlar. Yazarların en büyük düşmanı hortlaklar. Kasıklarına ağrılar girmiş birinin gülmekten düşünemediği bir cennet hasretini açıklayan psikiyatristler. Arzusu dinmek bilmeyen bir ilk mektup kütüphanesi. Kaşları yukarı kalktıkça aşağısının kaç kilometre olduğunu düşünen bir özgürlük anlayışının labirentteki peyniri kaptığı an. Aşk ile yaşayanların en son düşündüğü gibi parlak ışıkların altındaki cesur yürekleri kazanan geçici mutluluklar artık. Artık her şey iki satır arasında. Aynı güne uyanan binlerce kötü yapım ve çarpıcı birkaç kelimeyle ayakta duran hırsızı hemen yakalayan bir kovalamacanın kötü yanı gibi bazı anlar. Seni aynı çemberde amatör bulan taraftarlar.
Belki de saklanmanın yolu yok ama seviye denilmişken suyun derinliğinde yüzen bir yanı var balıkların art dediği okyanuslardaki şeffaf yosunların uzaklığında. Bir oyunun en zor yanı gibi okumanın süreklilik kazanması. Bence açmadan kapatmayın denilen cinsten günler. Okuma yazması olmayanların sürdürdüğü tartışmalar. Fakir ama her şeyi de var derken tasarruf modunu açmayı bize bırakanlar. Aşırı duygusal temaların renkli bir bilgi birikiminin dışında kaldığı çarşaflar. Sakın seni aynı yerde sanmasınlar karıncalar. Korkar onlar hemen ve ağlamak için yanlış günü seçmiş kelebeklerin beklenti dolu bakışları. Ne kadar da şirin bir başlangıç, şimdi sıra korkuyla susmayı beklemeye geldi. Kolay gelsin ama benim sizin aklınıza ihtiyacım yok demek için can atan bir sürü insanın intikam dolu yaşamları. Saplantılı bir şairin kolaya kaçan dürbünü gibi bazen evlerin ışık yanan odaları. Takunya dediğin anda sahilden hamam odasına geçecek gibi değil artık misafirler.
Peki sen kimdin eskiden? Ben günde yarım saatimi bile ayırmadığım konularla yarım saat arttırarak bütün hayatı kendime katmak istediğim gibiydim. Bazıları için kayıp bir yarı ömür kısacık bir an ile yükselen seslerin arasındaki fotoğrafın kimlik mücadelesinde saklıyken ben rüyalarıma bile inanmadığım bir hikâyenin yasaklı yanındaydım. Saf gibi görünsem de öğrenmeye ayırdığım sürenin yarısı bize yetecekken başımıza gelecekler listesini minimuma indirdiğimde yanımda kalan birkaç kişilik oyunun sonsuz hazzını yaşatmak için kahvaltılardan kalan, bilgisayara koşturan bakışlarımın hafızası. Aradığını bulma sorunu olmayan bir mıknatıs için bitirilmiş okullar. Yalnızlığın son gününden hızla kaçıyor artık posta pulları ve bir iki derste daha yeri var. Benim yalın ayak çıktığım yoldan aynı hızla dönen biri daha var diye aklıma yatan hayallerin tek kahramanı artık mutsuz. Kalbini aşka yatır diyenler seni uzun bir uykuya iterken resmedilmiş yüzyılların arkasından bakanların sokağında ağlamaklıydım. Ne var bunda derken biri herkesin günlük koşturmacasına devam ettiği gibi gözyaşlarım tuzsuz deli bekir diyelim. Kaç kez yaşanmalı acaba aynı ayrılık sahnesi, bunun ne kadarı herkesle paylaşılır ve biriyle asla aynı anda konuşulmaz? Bu konuyu açanların doktoru aynı sokakta olsa da yolda kaybettiklerim için markette sıraya girenlerin hedefleri şaşmaz gibi... bilmiyorum bugün mavi tonlarından daha uzak bir esinti olur mu pembeye derken bilim insanı sıraya dizer diye kültürel bir yaşam tarzının gerisinde gözlüklerim. Akşama yazarım.
Sen bakma bana bazen sayıklarım, bazen unutup tartışmalarımızı adını sayıklarım bazen de hatasız günlerin kusursuz yanlarında bulurum seni. Yaşamın hafif bir tebessümden sonra ne yöne döndüğünü merak ettin durdun, öyle değil mi? Bu kadar konuşmanın nesi seni az daha düşünmeye götürdü bilmiyorum, nesi seni kendinden daha emin kıldı anlamıyorum. Mutlaka iyi bir nedeni var sahilde beni beklemenin yine de. Unutma ki biz tek değiliz dedi çılgınca kuyruğunu sallayan masalcı ninenin kedisi ve bekledi. İnanmıyorsan sor! Öylece oturup seni bekledi. Onun adına üzüldüm. Kendime olan saygım arttı... ama aslında tek korkak yanımız aynanın kenarında duran tek yapraklı kapaklı defter. Ne demekse artık dersin bir gün, o da bekler. Sen de bu beklenir der. Beni bir kalemde siler tüm öfkesiyle sallanan gecenin uyumsuz kadehinden görünen bir lambanın loşluğunda. Çok fazla arayı açtın derken görünüverir o kapakta. Yok artık benden daha çok anlayan biri ama belki beni de hesaba katar da biraz daha cesur davranır bir diğeri. Şiir gibi.
Sayıklamak demişken biraz kendine gelmen şarttır. Bakınca dışarıda güneşin altındaki sokağa anlarsın hayatın renk tonunu da. Ben dahi olmasam da senin aklından farklı işleyen bir sistemde yaşıyorum, tek ortak yanımız okumak ve birlikte yaptığımız hiçbir şey yok. Artısı eksisine denk gelince yüzyıllarca beklediğin okuma bugün oldu ama sapları yeşil olan çiçekler bana bölünmüş bir sayfanın tasarruf modunu anımsatıyor. Yazlıktan dönenler artık iyi insanlar. Kışın karda beklediğimiz daha ılımlı bir ruh hali. Saçlarının rengini bilmiyorum ama çok kötü olmasa gerek turuncunun bir açık tonunda bekleyen kekeme bir sarışın. Çakıl taşlarının altından çıkan bir solucan gibi anlamsız bugün yine ağlamak. Artık sen üzgün değilsin, ben de farklı ve çabucak açıklanabilecek bir yanı yok anladıklarımın ama anlamamak da imkânsız. Tiril tiril giyinmiş bizi bekliyor bugün yine aynı yolu her gün yürüdüğüm bir arkadaşım ve bana günaydın demeyi unutmadığından gittiğimiz okuldan memnunuz fakat gerçek olacak ne var bilmiyorum yaza kadar aynı güneşin altında. Belki anlaşmak lâzım ve belki de görmeden karar vermemek lâzım derken neden yanımda değil aynı günün adını koyan bir bakış?
Yalandan kim ölmüş diyorlardı, duydun mu? Yoksa sen de onlara uydun mu? Ben akılsızın aşkıyla yola çıkıp biraz daha zeki göründüm, siz de aklınızı aynı çayırda bulup sonsuza gömüldünüz, hepsi bu. Aslında hakaretin hesabını tutan bir makine vardı birden gaza gelince bana da mantıksız gelmedi ama hiç benim gibi biri var mı? Onlar çoktan sıkıldı gitti, kitap olarak okumak bize kaldı. Sayabileceğin ne kaldı, bir mum veya kişisel uyum? Yaklaştıkça sonsuzluğun kibirli katkısı ben biraz uzağa kaçtım ama ne tanıdık biri var ne de sevdiğim bir renk derken gördüğüm sabun köpüğü. Köpükler duruldu ama dibinde kaldı tortusu açtıkça sen bir konu anlaşılacak gibi değildi dersin. Ben iyi biri olduğuna inandığım kimseyi tanıyamamış oldum sen de sevmediğinden beni yine onları yolda yakalayan bir gereksiz çabaydın ama bence bize bunlar benim yüzümden olmadı. O kadar aptal patatesi nereden buldun bilmiyorum ama çamurlarını soydukça aklımın ucundan geçmeyen bir soğan yerini belli ederken anladım binlerce çalışanın hatırını sayan bir kâbusun battığı yerdeki son katıksız bahtının karardığı gibi... ben unuttum. Sen hiç özledin mi?
Okumak ne kelime, adeta yutuyoruz kelimeleri. Her bir çizgi gerçeğin ötesinde renklerle yürürken bazı genel gerçekler saydam bir sarı sayfa gibi kanıksandı ve çaprazında yaşayan bir ruh bunalımını aktarmanın renksel bir uyumunu evrende bulamadığından uyandı aynı sabaha. Sabahlar konusunda yanılmayan bir gece yarısının intikam bilmeyen yanı bizi hedef alırken korkağın biri sayfanın az soluna biraz göz atıp savurganlıktan bir içki daha aldı alkolsüz ama az posası olan cinsten sade bir kutuydu bu. Artık bu kadar konuşmanın anlamı kalmadı derken işinden olan bir memur araya girdi ve çaprazında yaşayan büyük bina olmaksızın anlayamayacağı bir yabancıdan söz etmekten sıkıldım dedi. Yaslı bir hanım vardı dünyanın öte bucağında biraz da yanılmış gibi adamı koruması altına alırken benden söz ettiğini unuttu sanki bu gibi nedenlerle. Aslında gökyüzünde yaşanmayacak bir karmaşaydı kapıları karıştırmak ama bana çok oldu diye takıldılar biraz. Korkmadığımı söyledim ama yankılanan ilahi tiryaki dergisi seslerini artık biz de tanıyamıyorduk iyi bir ihtimalle... artık ne okuyabilirdik anlamadılar.
Korkunun diğer yanında aşk ile yaşayan bir çaresizliğe herkesin dokunmasını enteresan buldu, dedim. Beni ispiyonculukla suçlamamanın bir yolunu bulmak için epeyce teste tabi tuttular ama konuları açan kişi kapatsaydı bize sarı bir sayfa bile kalmazdı. Yalın ayak yürüdüğün yolun diğer yakasını anlatma ve pembe bir balonla karşıla şimdi her sevdiğin lüle saçlıyı. Onlar senin adına yaşamanın bir diğer kapsamlı yaşam tarzında beni bulmayı tekrar denediler ama artık kapağını benim de açtığım gibi kapanmıyordu hiçbir konu. Yarının izlerini sen de gördün mü? Beni tanık olarak yaşatan tek bakir toprak parçasında yalının sahipleri güneşleniyor diye birbirinden tiksinmeyen bir kedi fare oyunu anlayış kıtlığında ele alınmalıydı belki de kim bilir? Kırların içinden çiçekle çıkamayan bir kız çocuğu olduğu gibi dünya yasta derken sevmedik bazı tanımadık duyguları biz de. Yakına gelen beden ayaklarını suya batırır gibi sakin br tavırla enerjisinin dünyanın sınırlarından taşabildiğine değindi. Ölüm artık ağzımın açık kaldığı gibi yankılanan bir hırstan yana telaffuzu kolay olmayan hayatlara dokunuyordu. Sayfayı açtığımı nereden bildiler? Bir isim benzerliği dedi biri, biraz tanışıklık dedi bir diğeri ama herkesin kendisini iyi hissettiği bir umut yok oluyor sandılar. Şeytan suçunu itiraf edene kadar anlaşılmayan ne varsa oldu ama benim için yolun yarısı diye üzülmeyecek biri benden neler götürdüğüne aynı platformda değinemeyecekti. Yeni bir gündem oluştuğunda, çaresizlik sandığımdan da cazipti. Neden biliyor musun? Hayal ile gerçek aynı çizgide yaşamıyordu artık da ondan. Can çekişenin kim olduğundan emin olmayı sevmezlerdi.
Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabre- denleri sever.
El Muhyi
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân) kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir. Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına mesafe koymuştur. · · Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için · Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak... · İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için · Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması ·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ar-
dınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler
vardır.
El Basir
El Basir - Güvenli olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Basir esması, gizli veya açık olan her şeyi görebilen anlamını taşımaktadır. En küçük hareketleri ve
davranışları bile gören sadece Allah'tır. En ufak imaları ve işaretleri bile görendir. Allahın tüm mükemmel
sıfatları taşıdığını bu esma ile de bildirilmektedir. El Basir esması Allahu Teala’nın tüm evrendeki saklanmış veya
gizlenmiş olan her şeyi gören olduğu anlamına gelmektedir. Allahu Teala’nın büyüklüğü ve azameti bu esma ile de
anlatılmaktadır. Ya Basir esması Kur'an-ı Kerim'de de geçmektedir. Kur'an'da geçen ayetler şu şekildedir; "O
yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyden hakkıyla haberdardır." (Enam Suresi, 18. Ayet Meali) Esma'ül
Hüsna da bulunan Allah'ın 99 isminden biri de El-Basir olmaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Bakara Suresi'nin 110.
ayeti ve Al-i İmran Suresi'nin 15. ayetinde El-Basir esmasına değinilmiştir.
· Düğünden önce - İçgüdülerine güvenmek için
· Düğünden sonra - Dinginlik hissi ve "sessizliğin" kazanılması için...
· İletişim: Pırlanta gibi bir yürek taşımak için
· Durum: Karlı veya yağmurlu günü güzel yaşamak
Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına
gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde
geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur.
·
· Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için
· Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için
· İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için
· Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak
·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı)
mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz”
diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkaları
na atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş
ne kadar kötüdür!
. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza ge-
len musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çı-
karması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onla-
ra (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savun-
maya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, ar-
kanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küf-
re yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlar-
dı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
El Aziz
El Aziz - Doğru kararlar almak için - dünyada da mutluluk için
· El-Aziz anlamı şeref ve onur sahibi, mağlup edilmeyen ve mağlup edilmesi mümkün olmayan, daima galip gelen
sonsuz izzet sahibi demektir. El-Aziz Esmasının anlamı ise hakiki ve mutlak suret ile üstünlük sahibi, mağlup
edilme olasılığı kesinlikle mümkün olmayan, sonsuz izzet, azamet, şeref ve onur sahibi. “Güçlü, değerli ve şerefli”
anlamındaki izz veya izzet kökünden sıfat olan azîz, Türkçe'de Batı dillerindeki saint kelimesinin karşılığı olarak
“Allah nezdinde değerli, Allah dostu” mânasında kullanılmıştır. Yüce Allah'ın isimlerinden olan "el-Aziz" ismi,
Kur'an-ı Kerîm'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esmâ-ı
Hüsnâ'dan diğer bir isimle beraber vârid olmuştur. Bunların başında el-Hakîm gelmektedir ki, toplam kırk yedi
yerde beraber geçmektedir.
· Düğünden önce - Mütevazi olmak için
· Düğünden sonra – Sadece Allah’tan korkmak için
· İletişim: Kendine olan güvenini taze tutmak için
· Durum: Sakındığın şeyler hakkında kararlı olmak
Sonuç: Yakın çevrenle iyi geçinmek için
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında
onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezler-
di ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah,
bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası)
olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı
görmektedir.
El Vali
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi-
ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi-
ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz.
(Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre
karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire-
ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü
çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba-
ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
El Latif
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa
yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun-
dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du-
rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı-
nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır.
El Habir
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir
kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kıs-
mınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a kar-
şı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu
işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş,
Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklı-
yorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey ol-
saydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi ol-
saydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mut-
laka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler-
di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizde-
kini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler-
de olanı) bilir.”
Es Semi
Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak;
duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye
konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden
türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan,
işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça
söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül
Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134.
ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır.
· Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için.
· Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için
· İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için
· Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
bu örneği ölüm yaşam çizgisinde kitabınızda incelerseniz şayet
delilik
şifa
özgürlük
ilim
hayat tecrübesi
arkadaşlık
sevgi
gibi pek çok konunun aynı "noktada" sonlandığını anlarsınız.
bu küçücük örneği bile anlayamayanlar lütfen şarkıları perişan etmesinler...
Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi geri-
singeriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
El Vasi
Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en ha-
yırlısıdır.
El Veliyy
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koş-
tuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salaca-
ğız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer
ne kötüdür.
El Hafıd
El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için
· El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd
esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın
isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd
masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de
dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı
Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar
tarafından öğrenilmek istenmektedir.
·
· Düğünden önce - Kaderine razı olmak için
· Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için
· İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için
· Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak
Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
BİLDİK BUNU !!!
N'APIYIM BUNU BİLİP ???
Günler su gibi geçiyor. Gençler evde oturmaktan, diğerleri işlerin yoğunluğundan uzun bir kışın tadına varamamış ama şımarmamak için gerçekten üstün bir çaba harcıyorlar. Kaliteli bir gün için neler vermezdim diyenler hayatının en güzel gününü bekleyenlerle birlikte yine. Hayatın pembe göründüğü sokakların tenha köşelerinde yaşanan telaşlar var. Yalnızlığın sonu ne yazık ki biraz da endişeyle biten yalanlarla dolu. Kızların hevesini kaçıran konular o kadar fazla ki susmak bilmiyorlar. Nedense herkes aynı nedenle yaşamıyor gibi. Farklı amaçları olan bu insanların tebessüm etmekten başka ortak bir yanları yok. Evleri ayrı. Sokakları ayrı. İşleri ayrı. Karakterleri ayrı. Aile anlayışları ayrı. Kolay bulunan hiçbir şey yok hayatta. Küçücük bir çay için büyük bir çaba harcayanlarla dolu kafeler. İş çıkışı diye geçiştirilen randevulara vaktinde yetişen kimse yok. Bir şeyler ters gidince herkes birlik olmayı bilmiş. Hobileri ile dünyayı döndüren sanatçı ruhlu kabadayılıkların eserleri de sonsuz bir yanlış anlama içinde adi bir kopya gibi günü lekeliyor. Yazılanların ardındaki ateş çemberlerinden atlayanların sahte yüzleri aydınlatıyor geceyi. Karnına bir tekme yemiş gibi sakin bütün hayvanlar. Pençeleri olan kaç canlı var diye soracak gibi bütün hocalar. Asılsız bir iddianın ortaya çıkması için harcanmış yaşamlar.
Sakız gibi bir şey istiyor canım
Benim de
Alalım mı Yoksa var mı yanındaki
Yok
Bakkalın raflarında gezinen elleriyle yokladıkları ürünlerden birine bile ihtiyacı olmayanların girmekten vaz geçtiği mekanlar. Evde o kadar çok yemediğimiz şey var ki kendimi diyette sanıyorum diyenlerin uzun bir listesi. Kabak tadı verdi artık seviyesizlik derken gerçeklerden söz etmekten çekinmeyenlerin kaba telaffuzu. Haykıracak tek bir kelimesi olmayanların şarkıları. Asılsız bir telefon rehberi ve sessiz çalan telefonlar. Hayallerinin kaç para ettiğini merak eden ressamlar. Yazarların en büyük düşmanı hortlaklar. Kasıklarına ağrılar girmiş birinin gülmekten düşünemediği bir cennet hasretini açıklayan psikiyatristler. Arzusu dinmek bilmeyen bir ilk mektup kütüphanesi. Kaşları yukarı kalktıkça aşağısının kaç kilometre olduğunu düşünen bir özgürlük anlayışının labirentteki peyniri kaptığı an. Aşk ile yaşayanların en son düşündüğü gibi parlak ışıkların altındaki cesur yürekleri kazanan geçici mutluluklar artık. Artık her şey iki satır arasında. Aynı güne uyanan binlerce kötü yapım ve çarpıcı birkaç kelimeyle ayakta duran hırsızı hemen yakalayan bir kovalamacanın kötü yanı gibi bazı anlar. Seni aynı çemberde amatör bulan taraftarlar.
Belki de saklanmanın yolu yok ama seviye denilmişken suyun derinliğinde yüzen bir yanı var balıkların art dediği okyanuslardaki şeffaf yosunların uzaklığında. Bir oyunun en zor yanı gibi okumanın süreklilik kazanması. Bence açmadan kapatmayın denilen cinsten günler. Okuma yazması olmayanların sürdürdüğü tartışmalar. Fakir ama her şeyi de var derken tasarruf modunu açmayı bize bırakanlar. Aşırı duygusal temaların renkli bir bilgi birikiminin dışında kaldığı çarşaflar. Sakın seni aynı yerde sanmasınlar karıncalar. Korkar onlar hemen ve ağlamak için yanlış günü seçmiş kelebeklerin beklenti dolu bakışları. Ne kadar da şirin bir başlangıç, şimdi sıra korkuyla susmayı beklemeye geldi. Kolay gelsin ama benim sizin aklınıza ihtiyacım yok demek için can atan bir sürü insanın intikam dolu yaşamları. Saplantılı bir şairin kolaya kaçan dürbünü gibi bazen evlerin ışık yanan odaları. Takunya dediğin anda sahilden hamam odasına geçecek gibi değil artık misafirler.
Peki sen kimdin eskiden?
Ben günde yarım saatimi bile ayırmadığım konularla yarım saat arttırarak bütün hayatı kendime katmak istediğim gibiydim. Bazıları için kayıp bir yarı ömür kısacık bir an ile yükselen seslerin arasındaki fotoğrafın kimlik mücadelesinde saklıyken ben rüyalarıma bile inanmadığım bir hikâyenin yasaklı yanındaydım. Saf gibi görünsem de öğrenmeye ayırdığım sürenin yarısı bize yetecekken başımıza gelecekler listesini minimuma indirdiğimde yanımda kalan birkaç kişilik oyunun sonsuz hazzını yaşatmak için kahvaltılardan kalan, bilgisayara koşturan bakışlarımın hafızası. Aradığını bulma sorunu olmayan bir mıknatıs için bitirilmiş okullar. Yalnızlığın son gününden hızla kaçıyor artık posta pulları ve bir iki derste daha yeri var. Benim yalın ayak çıktığım yoldan aynı hızla dönen biri daha var diye aklıma yatan hayallerin tek kahramanı artık mutsuz. Kalbini aşka yatır diyenler seni uzun bir uykuya iterken resmedilmiş yüzyılların arkasından bakanların sokağında ağlamaklıydım. Ne var bunda derken biri herkesin günlük koşturmacasına devam ettiği gibi gözyaşlarım tuzsuz deli bekir diyelim. Kaç kez yaşanmalı acaba aynı ayrılık sahnesi, bunun ne kadarı herkesle paylaşılır ve biriyle asla aynı anda konuşulmaz? Bu konuyu açanların doktoru aynı sokakta olsa da yolda kaybettiklerim için markette sıraya girenlerin hedefleri şaşmaz gibi... bilmiyorum bugün mavi tonlarından daha uzak bir esinti olur mu pembeye derken bilim insanı sıraya dizer diye kültürel bir yaşam tarzının gerisinde gözlüklerim. Akşama yazarım.
Sen bakma bana bazen sayıklarım, bazen unutup tartışmalarımızı adını sayıklarım bazen de hatasız günlerin kusursuz yanlarında bulurum seni. Yaşamın hafif bir tebessümden sonra ne yöne döndüğünü merak ettin durdun, öyle değil mi? Bu kadar konuşmanın nesi seni az daha düşünmeye götürdü bilmiyorum, nesi seni kendinden daha emin kıldı anlamıyorum. Mutlaka iyi bir nedeni var sahilde beni beklemenin yine de. Unutma ki biz tek değiliz dedi çılgınca kuyruğunu sallayan masalcı ninenin kedisi ve bekledi. İnanmıyorsan sor! Öylece oturup seni bekledi. Onun adına üzüldüm. Kendime olan saygım arttı... ama aslında tek korkak yanımız aynanın kenarında duran tek yapraklı kapaklı defter. Ne demekse artık dersin bir gün, o da bekler. Sen de bu beklenir der. Beni bir kalemde siler tüm öfkesiyle sallanan gecenin uyumsuz kadehinden görünen bir lambanın loşluğunda. Çok fazla arayı açtın derken görünüverir o kapakta. Yok artık benden daha çok anlayan biri ama belki beni de hesaba katar da biraz daha cesur davranır bir diğeri. Şiir gibi.
Sayıklamak demişken biraz kendine gelmen şarttır. Bakınca dışarıda güneşin altındaki sokağa anlarsın hayatın renk tonunu da. Ben dahi olmasam da senin aklından farklı işleyen bir sistemde yaşıyorum, tek ortak yanımız okumak ve birlikte yaptığımız hiçbir şey yok. Artısı eksisine denk gelince yüzyıllarca beklediğin okuma bugün oldu ama sapları yeşil olan çiçekler bana bölünmüş bir sayfanın tasarruf modunu anımsatıyor. Yazlıktan dönenler artık iyi insanlar. Kışın karda beklediğimiz daha ılımlı bir ruh hali. Saçlarının rengini bilmiyorum ama çok kötü olmasa gerek turuncunun bir açık tonunda bekleyen kekeme bir sarışın. Çakıl taşlarının altından çıkan bir solucan gibi anlamsız bugün yine ağlamak. Artık sen üzgün değilsin, ben de farklı ve çabucak açıklanabilecek bir yanı yok anladıklarımın ama anlamamak da imkânsız. Tiril tiril giyinmiş bizi bekliyor bugün yine aynı yolu her gün yürüdüğüm bir arkadaşım ve bana günaydın demeyi unutmadığından gittiğimiz okuldan memnunuz fakat gerçek olacak ne var bilmiyorum yaza kadar aynı güneşin altında. Belki anlaşmak lâzım ve belki de görmeden karar vermemek lâzım derken neden yanımda değil aynı günün adını koyan bir bakış?
Yalandan kim ölmüş diyorlardı, duydun mu? Yoksa sen de onlara uydun mu? Ben akılsızın aşkıyla yola çıkıp biraz daha zeki göründüm, siz de aklınızı aynı çayırda bulup sonsuza gömüldünüz, hepsi bu. Aslında hakaretin hesabını tutan bir makine vardı birden gaza gelince bana da mantıksız gelmedi ama hiç benim gibi biri var mı? Onlar çoktan sıkıldı gitti, kitap olarak okumak bize kaldı. Sayabileceğin ne kaldı, bir mum veya kişisel uyum? Yaklaştıkça sonsuzluğun kibirli katkısı ben biraz uzağa kaçtım ama ne tanıdık biri var ne de sevdiğim bir renk derken gördüğüm sabun köpüğü. Köpükler duruldu ama dibinde kaldı tortusu açtıkça sen bir konu anlaşılacak gibi değildi dersin. Ben iyi biri olduğuna inandığım kimseyi tanıyamamış oldum sen de sevmediğinden beni yine onları yolda yakalayan bir gereksiz çabaydın ama bence bize bunlar benim yüzümden olmadı. O kadar aptal patatesi nereden buldun bilmiyorum ama çamurlarını soydukça aklımın ucundan geçmeyen bir soğan yerini belli ederken anladım binlerce çalışanın hatırını sayan bir kâbusun battığı yerdeki son katıksız bahtının karardığı gibi... ben unuttum. Sen hiç özledin mi?
Okumak ne kelime, adeta yutuyoruz kelimeleri. Her bir çizgi gerçeğin ötesinde renklerle yürürken bazı genel gerçekler saydam bir sarı sayfa gibi kanıksandı ve çaprazında yaşayan bir ruh bunalımını aktarmanın renksel bir uyumunu evrende bulamadığından uyandı aynı sabaha. Sabahlar konusunda yanılmayan bir gece yarısının intikam bilmeyen yanı bizi hedef alırken korkağın biri sayfanın az soluna biraz göz atıp savurganlıktan bir içki daha aldı alkolsüz ama az posası olan cinsten sade bir kutuydu bu. Artık bu kadar konuşmanın anlamı kalmadı derken işinden olan bir memur araya girdi ve çaprazında yaşayan büyük bina olmaksızın anlayamayacağı bir yabancıdan söz etmekten sıkıldım dedi. Yaslı bir hanım vardı dünyanın öte bucağında biraz da yanılmış gibi adamı koruması altına alırken benden söz ettiğini unuttu sanki bu gibi nedenlerle. Aslında gökyüzünde yaşanmayacak bir karmaşaydı kapıları karıştırmak ama bana çok oldu diye takıldılar biraz. Korkmadığımı söyledim ama yankılanan ilahi tiryaki dergisi seslerini artık biz de tanıyamıyorduk iyi bir ihtimalle... artık ne okuyabilirdik anlamadılar.
Korkunun diğer yanında aşk ile yaşayan bir çaresizliğe herkesin dokunmasını enteresan buldu, dedim. Beni ispiyonculukla suçlamamanın bir yolunu bulmak için epeyce teste tabi tuttular ama konuları açan kişi kapatsaydı bize sarı bir sayfa bile kalmazdı. Yalın ayak yürüdüğün yolun diğer yakasını anlatma ve pembe bir balonla karşıla şimdi her sevdiğin lüle saçlıyı. Onlar senin adına yaşamanın bir diğer kapsamlı yaşam tarzında beni bulmayı tekrar denediler ama artık kapağını benim de açtığım gibi kapanmıyordu hiçbir konu. Yarının izlerini sen de gördün mü? Beni tanık olarak yaşatan tek bakir toprak parçasında yalının sahipleri güneşleniyor diye birbirinden tiksinmeyen bir kedi fare oyunu anlayış kıtlığında ele alınmalıydı belki de kim bilir? Kırların içinden çiçekle çıkamayan bir kız çocuğu olduğu gibi dünya yasta derken sevmedik bazı tanımadık duyguları biz de. Yakına gelen beden ayaklarını suya batırır gibi sakin br tavırla enerjisinin dünyanın sınırlarından taşabildiğine değindi. Ölüm artık ağzımın açık kaldığı gibi yankılanan bir hırstan yana telaffuzu kolay olmayan hayatlara dokunuyordu. Sayfayı açtığımı nereden bildiler?
Bir isim benzerliği dedi biri, biraz tanışıklık dedi bir diğeri ama herkesin kendisini iyi hissettiği bir umut yok oluyor sandılar. Şeytan suçunu itiraf edene kadar anlaşılmayan ne varsa oldu ama benim için yolun yarısı diye üzülmeyecek biri benden neler götürdüğüne aynı platformda değinemeyecekti. Yeni bir gündem oluştuğunda, çaresizlik sandığımdan da cazipti. Neden biliyor musun? Hayal ile gerçek aynı çizgide yaşamıyordu artık da ondan. Can çekişenin kim olduğundan emin olmayı sevmezlerdi.
Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah
dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden
yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabre-
denleri sever.
El Muhyi
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân)
kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla
ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir.
Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil
formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına
mesafe koymuştur.
·
· Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için
· Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak...
· İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için
· Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması
·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
ben ölürsem allah a kavuştum
sen öldürülsen allah a kavuştun
peygamberlerden dolayı eski dinimize dönmedik
o da şayet ölürse
o dönemde öldürülmüştü bazı peygamberler
ve bu açıdan tek konu hepimiziz
ve sadece ben ölmedim sanıyorsunuz
oysa ki; bir tek peygamberler için okuyabileceğiniz özel bir kitap kaldı elinizde
kitaba allah a tutunacağınıza
o konu gene öyle mi diye batıl şeylere tutundunuz
o zaman bu konu da aramızda aynı olmadı
hiçbir şey olmamış olunca anladığınızı sandınız
ortada bir konu kalmayınca da meraktan öldünüz